obezite cerrahisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
obezite cerrahisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ağustos 2014 Çarşamba

Neyi, ne zaman, nasıl yemeli? ...ve hayır mideniz büyümedi! :)



Ne yemeliyim? Ne kadar yemeliyim? Ne zaman yemeliyim? Neler mideyi büyütür? Hangi aralıklarla beslenelim? ve daha neler neler.... Buyrunuz:


Geçen yazıda söz verdiğim gibi, kendi hikayeme devam etmeden önce çok sorulan bu soruya kendimce (tıbben değil kendimce) açıklık getirmeye çalışacağım.

Sizlere bir iyi, bir kötü haberim var. Hangisini istersiniz? Bir klasik olarak kötü haberle açılış yapayım. Bu paranoya geçmez, geçmiyor. Siz bunları okurken ben 3.yılını bitirmiş, 4.de koşan bir ameliyatlıyım. Bitmiyor allah bitmiyor. Hayır sizlere kocaman kocaman talkın verirken sanıyor musunuz ki ben 2 gram fazla yediğimde bunu yaşamıyorum? Elbette yaşıyorum. Yani, bununla yaşamaya alışacağız canlar. Başka çaresi ne yazık ki yok.

İyi haber ise şu, kontrol endoskopisi ya da skopisi çekilen çoğu hastanın midesi büyümemiş oluyor. Bir - iki ay evvel benim de kontrol endoskopim vardı ve ayılır ayılmaz şunu sordum " Hocaaaaaam büyütmüş müyüm midemiii :((" ve cevabını aynen aktarıyorum: "Yaptığım günkü gibi duruyor." Benim sevincimi elbette tahmin edebilirsiniz. :))

Peki nasıl oluyor da ilk katıya geçtiğimizdeki yeme miktarımız ile 6.aydaki yeme miktarımız arasında dağlar(!!) kadar fark oluyor?

Şöyle oluyor şekerim. Öncelikle hepimiz bize ameliyat sonrası verilen ilk ay diyetinin zayıflamak için değil, iç dikişlerimizin iyileşmesi için verildiğini biliyoruz değil mi? Bu diyetlerin amacı 1- iç dikişlerinizin iyileşmesi, 2- protein kaybı ve dolayısıyla kas kaybı yaşamadan bu süreci atlatmak.  Ameliyatımızı olduk, ortalama 15 gün sıvı, 15 gün püre beslendik. Ortalama 32.gün itibariyle sağlıklı katıya geçtik. Her ne kadar iç dikişlerimiz iyileşse de bu dönemde alabileceğimiz miktar midemizdeki şiş ve ödem dolayısıyla almamız gereken miktarın 6 da 1 i kadardır. En az yediğimiz dönem dolayısıyla katıya geçtiğimiz aydır. Midemizdeki şiş ve ödemin tamamen inip alabileceğimiz miktarı rahatlıkla almamız kişiye göre değişse de epey yavaş bir süreçtir. Dolayısıyla sizin dışarıdan gördüğünüz tablo şudur: Her geçen gün/ay daha fazla yiyorum! Kesin midem büyüdü benim!" Fakat aslında içinizde dönen kazın ayağı öyle değildir. :)

Peki ne yemeli, tam olarak ne zaman ve ne kadar yemeli? Aşağıda size sağlıklı bir listeyi özet geçeceğim. Beslenme uzmanı değilim, tamamen anam babam usülü yazıyorum ki; çok yedim diye kendinizi heder etmeyin. Saçınızı, başınızı yolmayın, türküler, bozlaklar çığırmayın. :)

Ameliyat sonrası ilk hafta: (ilk suyunuzu içtiğiniz günden itibaren sayılır.) : ortalama 6-8 çay bardağı şeffaf sıvı besin, (et suyu, tavuk suyu, süt, ayran öncelikli olmak üzere su kıvamı posasız sıvılar) + 6 su bardağı su. Zamanı, öğünü vs. önemli değil. Bu miktardan azını tüketmeniz susuzluk ve protein eksikliğine yol açabilir, fazlasını tüketebiliyorsanız memnun edicidir. Kendinizi asla zorlamadan yavaş yavaş, dura dura ve yudum yudum tüketmeniz (leydi/sir stayla) en önemlisi. Bu miktarlardan fazla almanız mideniz büyüdü demek değildir zira sıvılar geldiği gibi gider. Midede durmaz. Sakin olun. :)

Ameliyat sonrası ikinci hafta: Birinci haftaya ek olarak un, salça ve terbiye kullanmadan yapılan tanesiz çorbalar. 6-8 çay bardağı olan besin miktarınızı 5-6 su bardağı besin + 6 su bardağı su olarak arttırabilirsiniz. (özellikle yaz ayında ameliyat olduysanız su miktarınız her zaman öncelikli olsun, ikincil önceliğiniz de her zaman protein olmalı.) Aynı ilk hafta gibi bu hafta da öğün, zaman vs şeyler yapmanıza gerek yok. Elinizin altında olsun, aklınıza geldikçe için gari.

Ameliyat sonrası üçüncü ve dördüncü hafta: Ne yerseniz yiyin kıvamı muhallebi kıvamını geçmesin ve gaz sorununuz varsa gaz yapan sebzelerden uzak durun. Bu haftalardaki en büyük önceliğimiz budur. Püre haftalarında besin skalamız genişler. Örneğin süzme ya da lor peyniri (ezilerek), rafadan (çok cıvık olmak kaydıyla) yumurta,  tüm kıymalı sebze yemekleri püre yapılabilir, tavuk, bilhassa kalça but, pirinçsiz zeytinyağlılar, diyabetik muhallebi, hemen hemen tüm fırında pişen balıklar keza rondolanabilir. Sulu köfteler püre yapılabilir, meyveler yoğurt veya sütle blenderdan geçirilebilir. Pürelerde hafiften tokluk sinyalleri alacaksınız ama tam olarak tokluğu katıya geçince anlayacaksınız. Ortlama 4-5 yemek kaşığı püre (tepeleme değil tabii)  2 saatte bir yendiğinde sizi gayet güzel idare eder. Fazlası sizi çatlatmaz ama fazla alıştırmasanız iyi olur.


Ameliyat sonrası beşinci haftadan 3.aya kadar : Ameliyatınızdan sonra beşinci haftanızda sağlıklı geçiş besinleri tüketmeye başlayabilirsiniz. Nedir bunlar? Kremasız tüm çorbalar, yumurta ve çeşitleri (menemen, az yağda omlet, peynirli vs yumurta), peynirler, diyabetik sütlü tatlı, tüm püreler, tüm kıymalı sebze yemekleri, tüm fırında sebze yemekleri, tüm sulu köfteler, tüm fırında ya da yağsız ızgara/buğulama balıklar, baharatlar, çok iyi pişmiş (lime lime dediğimiz kıvam) tavuk haşlamalar vs. Bu dönemden 3.aya kadar ölçü kabınız orta boy ton balığı kabı olsun. Orta boy ton balığı kabı 160 gramdır. Bu dönemde 160-180 gram arası alabilirsiniz. Azını alıyor ve iştahsızsanız aldığınız tüm öğünlerin protein ağırlıklı olmasına gayret edin. Fazlasını alabiliyorsanız panik yok, çabuk iyileşiyorsunuz. :) Bu dönemde artık öğün sistemine geçmiş olmalıyız. 3 ana 2-3 ara öğün tüketebiliriz. Bu sistemle 2 saatte bir beslenmiş olursunuz, mideniz boş kalmaz, mide asitleriniz coşmaz ve reflü atağı yaşamazsınız. :) Ara öğünlerimiz için gramaj vermiyorum ama tüyo verebilirim: ara öğün olarak sıvı alıyorsanız 1 su bardağı dolusu alabilir (süt/ayran/kefir vs), katı alıyorsanız 1 çay bardağı (her türlü yağda ve tuzda kavrulmamış yemiş, gün kurusu, kayısı kurusu, meyve, yoğurt ya da peynir vs). Bu kadar basit. :)


örnek ölçü: (150-160 gr.)







3.aydan 6.ay sonuna kadar: Bu dönemde ortalama 200 gram alırsınız. Yukarıda son paragrafta yazdığım besinlere ilaveten artık rahatlıkla baklagiller, tüm salata neviyatı, ızgaralar, z.yağlılar ve abartmamak koşuluyla bulgur neviyatı yenebilir. Burada da da 3 ana 2-3 ara öğün söz konusudur ve tüyo aynıdır. 1 su bardağı sıvı veya 1 çay bardağı katı ara öğün. Yukarıda içeriklerine örnekler vermiştim). Aşağıda fotoğrafını koyacağım konservenin ölçüsü tam 200 gramdır. Tüm marketlerde göz aşinalığınız vardır diye konservelerden gidiyorum örneklerde. :)

                                                            örnek ölçü: (200 gr.)



6.ay sonrası: 6.ay ve sonrasından itibaren artık midemizde ve öğünlerimizde belirgin bir artış olmaz - olmamalı. Aslında bir nevi kontrolü ele almanız gereken nokta diyebiliriz. Artık ilelebet bir porsiyonumuz 250 gramı geçmemelidir. Bunu servis şeklinde düşünürsek 3-4 ev köftesi ve küçük kase yoğurt/cacık/salata diyebiliriz. Ben 6.aya kadar makarna/hamur işi/pilav/simit/ ekmek yenmesine (hatta genel olarak ekmek ve hamur alışkanlığına) karşıyım. Hiç yemiyorum demiyorum ama benim ilk önceliğim olmadı ve 8-9.ayımda başladım. Çok ekmek yeme ihtiyacınız oluyorsa bunu peksimet, etimek ya da grissini ile telafi edip bu lüzumsuz alışkanlığı minimumda tutmanızı öneririm. Canınız çok tatlı istiyorsa, bu hakkınızı da diyet/diyabetik sütlü tatlılardan kullanmanızı öneririm. Elbette yılda bir bayram seyran bir dilim baklava yenir, ben rutinizden bahsediyorum. Normalde 6 aylık bir ameliyatlı 250 gramla çok rahat doyar yalnız gramaj kadar önemsemeniz gereken şey de içeriktir. Örneğin 200 gram et ve bir kaşık yoğurtla 250 gramınızı tamamlayıp tıka basa doyarsınız ama 200 gram sebze yemeği ve bir kaşık yoğurtla daha az doyarsınız. Et/balık/tavuk/kıyma her zaman çabuk doyurur, tok tutar. Bu nedenle ilk tercihimizdir. Burada da da 3 ana 2-3 ara öğün söz konusudr ve tüyo aynıdır. 1 su bardağı sıvı veya 1 çay bardağı katı ara öğün. Aşağıda 250 gram için seçtiğim örnek kap mevcut. Bu ürünleri seçmememin nedeni çok bilinir olmaları. Zengin ya da orta halli, ya da durumu olmayan herkesin erişebileceği ve ölçü kabı olarak kullanabileceği şeyler olmaları. Reklam meklam değil yani. Dedikodu olmasın gebertirim. :)



  Örnek ölçü: (250 gr. )




Ortalama beslenme portföyümüz böyle olmalı arkadaşlar. Bir gastrik sleeve/tüp mide ameliyatlılının ortalama olması gereken beslenme düzenini aktarmaya çalıştım sizlere. Şayet bypass'lı iseniz her zaman tüp midelilerden daha az ama daha sık beslenip, daha çabuk doyacaksınız, şaşırmayın. Tüp midelilerin 3.ayda başladığı şeyler size erken gelebilir, daha çok besinden rahatsız olabilirsiniz. Tüm bunlar çok normal. Panik yok.

Şimdi tüm bunların ışığında kendinize dönün ve samimi olun, gerçekten bir oturuşta, bir öğününüzde bu verdiğim ölçülerden fazla yiyor musunuz? Yiyor ve doymuyor musunuz? Öğünlerinizde proteini önde tutuyor musunuz? Şayet protein ağırlıklı yiyor ve bu ölçülerle doymuyorsanız bunu muhakkak beslenme uzmanınız ya da doktorunuza danışın. Ancak biliyorum, doyuyorsunuz. :) (di mi?)

Peki midemizin büyümemesi için ne yapmalıyız? 

1- Asla gazlı içecek tüketmeyin. (ve evet soda, bira ve enerji içeceği de gazlı içecektir.) Sodayı açsak, gazı kaçsa, 10 dk beklesek, önce bıyıklarımıza sürsek, kafamızdan 3 kere dolandırsak falan gibi şeylerle kendinizi avutmayın. Gazlı içecekten uzak durun. Litfen. Bak littfen diyorum.

2- Tüm obezite cerrahisi türleri için ortak kurallardan biri de katı-sıvı aynı anda almamaktır. Almayın. Öğün ve sıvı alımınız arasında 30 dk olsun. "Ay şekerim ben kahvaltımı çaysız yutamıyorumi boğazıma dizilye" falan demeyin, bana bunlarla gelmeyin. Alt tarafı şurada uyacağınız iki ana kural var. Bu büyüyü bozmaya değer mi? Hiç sanmıyorum. <3




3- Asla "allahım bir lokma daha yersem kusucam" noktasına kadar yemeyin. Zaten biz ameliyatlıların doyma hissi keskindir. Doyduğunuzu çok net anlarsınız. Tepeleme yemeyin, yemeye çalışmayın. Zorlamayın. Kendinizi dinleyin.






Mideyi büyütmeyen ama terketmemiz gereken alışkanlıklar neler?

1- Sıvı kalorilerden mümkün mertebe uzak durun zira sıvı ya da içimi/yenmesi kolay kaloriler alışkanlık haline geldiğinde kilo veriminizi ya da korumanızı zorlaştıracaktır. Ör/Krema, milk shake, alkol türevleri, aromalı kahveler, dondurmalar, pekmez (evet kansızım diye pekmez içen var!) vs.






 

2- Atıştırma huyundan vazgeçin. Vaz - ge - çin.
Şayet ana ve ara öğünlerinizin arasında atıştırırsanız ana ve ara öğünlerinizde acıkmayacaksınız ve almanız gereken az sağlıklı beslenip, çok abur cubur tüketeceksiniz. Yapmayın.

3- Gece yemeyin.
Aynı paydos eden dükkanlar gibi düşünün metabolizmanızı. Akşam kepenkler iner ve dükkan kapanır. Metabolizma stand by (uyku modu/bekleme) durumuna geçer. Lütfen gece yemelerinden uzak durun. Metabolizmanız gece yediklerinizin çoğunu öğütemeyecek ve depolayacaktır.


Şimdilik benden bu kadar. Çok önemle tekrar ediyorum ki; beslenme uzmanı değilim. Uydur uydur ipe de dizmiyorum. Bu noktadaki referansım 1 - Hocam: Doç.Dr.Halil Coşkun, 2- Uzm. Bariatrik Diyetisyen Nazlı Acar 3- Deneyimlerim. Yaşadım, deli gibi araştırdım, çalıştım, oradan biliyorum. Güle güle kullanın. Nesillerce paylaşın. Artık kendi hikayeme devam etmemin vaktidir.
Sağlıcakla kalın. :)

25 Ağustos 2014 Pazartesi

Merhaba, biz ameliyatlılar için biraz huzur verir misiniz acaba?


 
Nicedir, asırlardır aklımda aslında bu konuda yazmak ancak iş, güç çok erteledim. Şimdi sırasıdır, zamanıdır. Aslında yazının odak noktası biz obezite cerrahisi geçirmiş kişiler değil, aileler, akrabalar, 5.dereceden kuzen Nimet, yan apartmanda oturup ota püsüre karışan Nuran, hastanede ameliyatlı biriyle tanışıp size felaket tellalılığı yapan Hüseyin ve daha binlercesi...

Ameliyat olduğunuzda farkedeceksiniz ki şekerim, olay sadece ameliyatla bitmiyor. Yeme bozukluğunun ve bunu iyileştirmeye çalışmanın getirdiği ruhsal ve fiziksel bir yükünüz var. Gün geçtikçe aslında bedeniniz hafiflerken, ruhunuzu da tamir etmek durumundasınız. Kalemim erdiğince bahsetmeye çalışmıştım zaten bunlardan ancak ilerleyen safhalarda göreceksiniz ki; hani ameliyat olmadan önce vıdı vıdı vıdı her işinize burnunu sokan o elalem var ya, hah işte onlar bitmiyor...

Öncelikle şunu kabul edelim. Hayatta ne halt etmeye çalışırsanız çalışın, böyle tipler hep oldu ve hep olacak. Bunların sinir bozuculuğu sadece ameliyatımız için geçerli değil. Evlenmeye kalksanız gelini/damadı eleştirir. Ona poposu yemezse düğün salonunu eleştirir. Onu yapamazsa davetiyeye laf atar. En küçük misal bu ancak bu tipler hep var ve ne yazık ki hep var olacaklar. Önemli olan kısım sizin incinmeden, içinize işletmeden bu tiplerle nasıl başedeceğiniz. Ben vaktiyle incindim, oradan biliyorum.

Ameliyatımın 3.ayı falandı sanırım. Uzak bir akrabamız yemeğe çağırdı. Bir ufak çorba kasesinin yarısı kadar kıymalı bezelyeyi aldım kendime, afiyetle de yedim. Bu esnada masadaki herkesin benim en az 3 katımı yediğini de ekleyeyim. İnsan az yiyince (çok kötü bir huy ama) ameliyatsız insanların ne kadar yediğine bakıyor. Neyse velhasıl uzatmayayım, evin babası dönüp bana demesin mi "sen ameliyatlı değil misin kızım, NE ÇOK YİYORSUN?" Ebele gübele kaldım evvela, dalga geçiyor sandım, hani ironi falan. Baktım adam direk cevap bekliyor. Ne kadar yiyeceğimi bilmiyor olsaydım kilo veriyor olmazdım, kafanızı yormayın dedim. Bu arada yediğimin nasıl boğazıma dizildiğini, yemekten sonra el yıkama bahanesiyle tuvalete kaçıp ağladığımı, günlerce, evet günlerce "lan acaba çok mu yiyorum gerçekten?!" diye kendi kendimi yediğimi söylemiyorum bile....

Başıma gelen hadiseyi anlatma nedenim elbette sülale dedikodusu yapmak değil. Yeri gelip en yakınlarınızın bile ne kadar densiz olabileceği. Farketmeden ya da daha beteri farkederek sizi incitmeleri.

Şuna çok inanıyorum. Bir konuda incinmemizin sebebi buna izin veriyor oluşumuz. 


Peki ne yapacağız? Ne yapmalıyız daha doğrusu...Güzel sorular. Vaktiyle hepsini yaşadığım için ancak yol göstermeye çalışabilirim. Unutmayın ki; siz bunları okurken ben o kazıkların hepsini o insanlardan tek teeek yemiş ve sindirmiş haldeyim. Hatta içinde kazık ağacı çıkmış bir insanım. :)


Öncelikle size diyetinizle, ilaçlarınızla ya da tıbbi gidişatınızla ilgili yol göstermeye çalışanlara tek bir lafınız olmalı. "Doktorum böyle uygun görüyor." Eğer uzatmaya çalışırlarsa blöf yapın. "Arayayım sen bir konuş istersen" diyebilirsiniz, "sonraki kontrolüme beraber gidelim, bu naçiz fikirlerine bakalım doktorum ne diyecek?". Emin olun bir fasıl geri basacaktır.

Sonralıkla, her mahallede, her ailede şunu göreürsünüz. "Sen gittin ameliyat oldun ama, bizim komşunun torununun kızı Şefika vardı, o da oldu. Hiç kilo veremedi." Bunların felaket senaryoları hiç bitmez. Konu ne olursa olsun konuyla ilgili tecrübeli (!) bir tanıdıkları vardır. Hayır benim de Vatikan'da çalışan tanıdığım var ama kendimi Papa'nın vekili zannetmiyorum havaya girip?! Bence en sinir bozucu kitle budur. Bunları asla ASLA ciddiye almamanızı öneririm. Hatta dinlemeyin bile. Mümkünse ortamdan sıvışın. Sıvışamıyorsanız çatır çatır bozun. Bozamıyorsanız, laf yetiştirecek gücünüz kalmadıysa beni çağırın. Ciddiyim. O denli doluyum bunlara.

Üçüncüsü ve en zoru 1.dereceden yakın aile bireyleridir. Çünkü aile bireylerinin ameliyat olayına mantık çerçevesinde bakması çok zordur. Tabiatıyla duygularıyla ve olağanca korumacılıklarıyla yaklaşırlar. Ana-baba-kardeş-eş-evlat. Hayatınızın baş ekseninde oldukları için ve hayatınızı zehir etmemeleri için bence kontrollerinize hakikaten onlardan en az birisiyle gidin. Size evde yaptıkları tantanın yarısını bile doktorunuzu görünce yapmazlar. Üstelik hekiminiz sorulan sorulara cevap verir, yönlendirir ve içlerini rahatlatır. Dolayısıyla siz de mutlu olursunuz. :)

Ameliyat sonrası her zaman söylediğim gibi, en çok ihtiyacınızın olacağı şey (tıbbi takipten sonra) moral ve motivasyondur. Yine her zaman söylediğim gibi ameliyat sonrası çevreniz daralabilir. Buna da üzülmeyin ve inanın ki; böylesi daha makbul. Sizi üzen insanlardan, yoran insanlardan sessizce uzaklaşın. Size huzur verenler inanın size ömür boyu yeterler ve iyi ki varlar...

Biz obezken bize kulp takan insanlar inanınız ki; zayıflarken de, zayıfken de takacak bir kulp buluyorlar. O nedenle incinmişlik iplerinizi kimsenin eline vermeyin. Unutmayın, siz çok güçlüsünüz. Siz bir ameliyat atlattınız. Bu herkesin harcı değildir. İnsanlar dişini çektiremezken, siz kendi hayatınızda bir devrim yaptınız. Ayakta durun ve sizi üzenlerden sessizce gülümseyerek uzaklaşın. Çünkü hayata, üzülmeye, hele ki kendi seçimlerinizi başkalarının sorgulamasına izin vermeye gelmediniz.

Bizler; her birimiz özeliz. Güzeliz.
Ve seçimlerimizden dolayı kocaman bir alkışı ve saygıyı hakediyoruz.
Önce kendinize, sonra etrafınıza bunu hissettirin.

Sizi üzmelerine izin vermeyin. <3


ve hayır mideniz büyümedi... bu da bir sonraki konumuz olsun. ;)





7 Mayıs 2013 Salı

Zayıflamak Özgürlüktür! [Mgb 2.yıl güncellemesi - Doç.Dr.Halil Coşkun]





Özgür olmamak illa hapiste olmak değildir. Özgür olmamak yük taşımaktır. Özgür olmamak yürüyememek, koşamamak, bağdaş kuramamak, terlerim diye arkadaşlarında kalamamak, istediğini giyememek...

Sen de NORMAL insanlar gibi özgür olmak istersin. Elinden geleni yaparsın. Diyetler, jimnastikler, bitki çayları, onlar, bunlar...Olmayınca olmaz işte...

Sana "yapamazsın" diyecekler...Gülecekler. Hep güldüler ya zaten. Süreki şirinliğinden dem vurup arkanı döner dönmez saydıkları lokmalarını anlatacaklar. Sana hep başaramadığını hatırlatacaklar. Lütfen dinleme onları. Belki beni tanımıyorsun ama bana inan. BAŞARACAKSIN!

Varolan iki gram umudunu da paramparça edecekler. Yataktan ne kadar yorgun kalktığını, avuç avuç ilaç içmeyi, kışın ortasında bile şakır şakır terlemeyi, kendinden utanmayı, yaralarını, dertlerini sadece yemeğe bağlayacaklar... Azıcık boğazını tutsan halbuki geçecek onlara göre. Azıcık....

Sonra bir gün biri gelecek ve diyecek ki, "Birlikte başarabiliriz. Obezite kaderin değil. Sen inanıyorsan, ben de inanıyorum." Sana UMUT verecek. Dört elle sarılacaksın umuduna, yeni hayatına.

Sonra o iyileşmeni isteyen insanlar bir bir set çekecek sana. Ameliyat olma. Zararlı. Riskli. Hani iyileşmeni istiyorlardı??? Sen dinlemeyip yatacaksın o ameliyat masasına. Kulağında binbir melodi, cesaret versin diye. Korkarak ama korktuğunu çaktırmayarak.

Sonra uyanacaksın.  Toz pembe mi, hayır değil. Çok mu kolay bir süreç? Asla kolay değil ama unutma ki şişman yaşamakla kıyas bile kabul etmez.

Sonra yavaş yavaş alışacaksın sağlığa. Yürüyebilmek, yarasız yaşamak, koşmak, spor yapmak, kendine özen göstermek, terlememek, bağdaş kurabilmek, oturduğun koltuğa çantanı da sığdırabilmek, YAŞAYABİLMEK, hayattan zevk alabilmek...

Size hayatımı özetlemeye çalıştım. Kısacık satırlarla. Biliyorum ki benim hayatım, nicelerimizin yaşadıklarıdır aslında.


Tanrı bana ikinci bir şans verdi hocamın elleriyle. Ben mutlu sonuma doğru yürüdüm. Hayatımın en doğru, en güzel kararı hocam Doç. Dr. Halil Coşkun ve Mini Gastric Bypass ameliyatım.

Tanrı bana ikinci bir şans verdi. Neden size de olmasın? Mutlu sonlara inanın lütfen...
Obezite Kaderiniz Değil!

[Mini gastric Bypass 2 yıl,1 ay - 132'den 60'a...]

8 Eylül 2012 Cumartesi

Bu yeni ben de kim, aynada bakıştığım?






*Doç.Dr.Halil Coşkun - w/Başak Şekerpare sırasıyla 132-89-64 kg. 

Ameliyatınızın ilk iki ayı muhtemelen vay sıvı ne yesem, vay püreleri nasıl yapsam, vay ne kadar egzersiz yapmam doğrudur diye geçip gidecek ve siz kuvvetle muhtemel kendinize o kadar çok vakit ayıracaksınız ki gerçekte vakit ayırmanız gereken büyük kısma vaktiniz kalmayacak. Ne zaman ki; sorunsuz biçimde katılara geçeceksiniz, artık yemek ve öğün tercihleriniz otomatik sağlıklı bir düzene oturacak, işte o zaman içinize dönüp bulunduğunuz durumu hazmetmeye ve muhakeme yapmaya başlayacaksınız. 


İnsan ilk aylarda ne olduğunu anlayamıyor gerçekten de. En çok kilo kaybı ilk aylarda (ilk 3 ay maksimum) gerçekleştiği için biraz da onun sarhoşluğuyla ruhunu, aklında neler olup bittiğini pek önemsemiyor. Kendimden biliyorum. İlk ay 22 kilo verdim, hastalıklarım iyileşti ve o kadar mutluydum ki belki bunu hazmetmem gereken bir vakit yaratmadım kendime. İlk 4 ay sonucunda kilo kaybım aşağı yukarı 45'ti. Bu süre zarfında büyük eşşeklik edip mutlu olmanın yanısıra kafamı önüme alıp düşünmedim. Sağlığımı kazandım, kilo verdim, eyvallah fakat bunu güzelce hazmettiğimi itiraf edeyim ki düşünmüyorum. 

Sırf bu nedenle genellikle tüm cerrahlar bu opersyonla paralel giden psikolojik tedavi öneriyorlar fakat hem bu konuda çalışan uzman bulmak zor, hem de keseye göre uzman bulmak zor. O nedenle dediğim gibi şapkanızı önünüze alıp bu süreci hazmetmek için kendinize zaman ayırmalısınız. 






  


Siz bu satırları okuduğunuz sıralarda, ben ameliyatımın 15.ayında ve 64 kiloyum. Ameliyat olmak isteyen hemen herkes bana ameliyattan sonra "ne kadar güzel" olduğumu, ne kadar zamanda kendilerinin de böyle gözükeceklerini soruyor. Size bir sır vereyim. Ameliyatınızdan sonra kilo kaybetmeye başlayınca devamlı kendinizde daha önce görmediğiniz kusurları bulacaksınız. 

Şok haber: ben kendimi şu an güzel bulmuyorum. 132 kiloyla dışarı çıkarken kendini pek bir beğenen ben, şimdi her tarafıma bir kulp takıyorum. Teknik olarak şu kilo ve şu poziyonda dünyanın en rahat insanı olmalıyım değil mi? Ne yazık ki işler öyle yürümüyor dostlar. :)

Kilo verdikçe tatminsizliğiniz artıyor. Şayet başlarda 90 kiloyu göreyim yeter diyorsanız bu 80 oluyor, 70 oluyor, 60 oluyor. Bunun bir sınırı ve tatmini yok. Nerede duracağınızı iyi bilmek ve bu noktada doktorunuzla omuz omuza vermek zorundasınız.

Zayıfladıkça gelen bu özgüven probleminin sebebi; aslında aynadaki siz ile kafanızdaki yıllardır imajı oturan sizin bir türlü birleşmemesi. Bu iki imaj kafanızda birleştiği anda zaten emin olun mutluluğu ve huzuru bulacaksınız. Kafanızdaki siz ile aynadaki siz birleştiği anda eliniz bir daha xxl kıyafetlere gitmeyecek, yiyemeyeceğiniz kadar yemek sipariş etmeyeceksiniz. Hep söylüyorum; ameliyattan sonra kilo vermek-midenizdeki obeziteyi yenmek bir yana, kafanızdaki obeziteyi yenmek diğer yana. 

Bunu da ancak kendinize vakit ayırıp, midenize olduğu kadar beyninize de özen göstererek yapabilirsiniz. Tam olarak kendimi başarılı görmesem de, bu konuda hiç psikolojik destek almamış biri olarak epey ilerlemiş sayıyorum kendimi. 

Ben yaptıysam, siz de yapabilirsiniz. 
Obezite ameliyatları peri masalı değildir, obezite ameliyatları size vücudunuzu tanımanız, sağlıklı bir beslenme sistemi oluşturabilmeniz ve iştahınız konusunda en büyük yardımcıdır. Benden size tavsiye; ameliyat sonraki sürecinizde sadece vücudunuza değil, beyninize ve ruhunuza da hakettiği özeni gösterip obeziteyi hem beyninizden, hem vücudunuzdan defedin. 

İnanın bana vücudunuz yıllarca kendine ait olmayan bu yükleri taşırken, beyniniz de yılların yükünü taşıdı. Sadece siz farkında değildiniz. 

Biraz kendinize vakit ayırıp, ruhunuzu ve beyninizi de yenilemeye ne dersiniz? 
:) 











4 Ağustos 2011 Perşembe

Ameliyatınıza hazırlanırken bilmeniz gerekenler...


 Varolan probleminizin farkına varıp bir çözüm aramaya başladınız ve obezite cerrahisiyle tanıştınız. Öncelikle obezite cerrahisi için uygun hasta profilinde misiniz, bunu inceleyin. Nedir uygun hasta profili? 

  • VKİ 40 kg/m2'nin üzerinde olan veya 30-40 kg/m2 arasında olup eşlik eden hastalık durumlarında (hipertansiyon, diabetes mellitus, uyku apne send., artrit, vd.)
  • 18-60 yaş arası
  • Obezitenin en az 3 yıldır var olması
  • Hormonal hastalıkların bulunmaması
  • İlaç ve diyet tedavisine rağmen, en az 1 yıldır kilo veremiyenler
  • Alkol ve ilaç bağımlısı olmamak
  • Hastanın uygulanacak yöntemi anlaması ve ameliyattan sonra uyum sağlayabilecek durumda olması
  • Kabul edilebilir ameliyat riski 
[ *İlgili şartlar Doç.Dr.Halil Coşkun'un internet sitesinden kopyalanmıştır. ]

Obezite cerrahisi hastası kriterlerine uyuyorsunuz ve sizin için en uygun cerrahı da buldunuz. Tebrik ederim! Hekiminizle, size uygun ameliyat tipini istişareler ile belirlediniz ya da tahlil sürecine bıraktınız. Peki nedir bu noktadan sonra bilmeniz gerekenler? 

Öncelikle hekiminiz sizden (ameliyat tipine göre değişkenlik göstermekle birlikte) bir kısım tahlil ve test isteyecek. Tahlilleriniz ve testleriniz yapılmadan, anesteziye girmeniz olanaksızdır. Olacağını sanmıyorum ama sizden tahlil istemeyen bir hekim ile asla bu yola çıkmayın. Unutmayın sizden istenen tahliller sizin genel durumunuz, doktorlarınızın olası şüpheleri ve seçtiğiniz ameliyat tipine göre değişkenlik gösterebilir, artabilir yahut azalabilir. [Ekg, endoskopi/gastroskopi, akciğer grafisi, tam kan tahlili, uyku testi, endokrinoloji ve anestezi onayı temel tahlil/testlerinizdir.]

Tahlil süreciniz bittikten sonra sıra anestezi onayına gelecektir. Genellikle anestezi onayı en sona kalan işlem olur. Anesteziden onay da aldıktan sonra derin bir oh çekebilirsiniz. Artık hekiminize ve size uygun bir gün için takvim karşılaştırma zamanı!

Ameliyat gününüzü aldınız, mutlusunuz, heyecanlısınız. Peki ya şimdi neler yapmalısınız? Öncelikle "Nasılsa ameliyat olacağım, yedikçe yiyeyim." demeseniz iyi olur zira ameliyata ne kadar (nispeten) hafif girerseniz, ameliyatınız o kadar rahat geçer. Biraz çelişkili göründüğünün farkındayım ama güvenin bana, bu böyle :) [Malesef ben bunu yapamadım ve ameliyattan önce neredeyse dünyayı yedim. Avantajım ise ameliyat günümden çok yakın bir zaman öncesi tarihimi kararlaştırdık ve neyse ki "Başak ve diğer yarısı" biçimine gelmeden ameliyat tarihim gelmişti bile.]


Ameliyatınıza kadar geçecek sürede egzersiz yapmaya çalışın. Bunun da çelişkili durduğunun farkındayım ama ne kadar formda olursanız ameliyat o kadar rahat geçecektir. 

Kilo kaybı ameliyatlarının en büyük handikapı zaten ameliyat olacak hastanın obez/morbid obez olması ve değerlerinin stabil olmamasıdır. Aslında olası riskin ve komplikasyon olasılıklarının ana sebebi budur. O yüzden ameliyata olabildiğince (elden geldiğince) formda girmeniz sizin ve elbette doktorunuzun yararınadır. 

Şayet sigara içiyorsanız  (ki içmeyin) derhal sigarayı bırakmalısınız. Sigara genel zararının yanısıra -her türlü- ameliyat için risk oluşturur. [Bu konuda da talkın verecek yüzüm yok aslında ama...]

 Şayet gerek görürse hekiminiz sizi ameliyata kadar birkaç ilaca/vitamine/inhaler'a başlatabilir. Ameliyatınızın rahat geçebilmesi için hekiminizin verdiği ilaçları/vitaminleri düzenli kullanın. İhmal etmeyin. 

Kendinizi bu dönemde kaosa sokacak, negatif düşünmenizi sağlayacak her kişi/etken'den uzak durun. Gerekiyorsa (hassas bir yapınız varsa) haber dahi izlemeyin. Sizi neşelendirecek, motive edecek şeylerle meşgul olun. Bu dönemde kimsenin sizi üzmesine ve aklınızı karıştırmasına müsaade etmeyin. Unutmayın bu sizin hayatınız, bu zamana kadar çektiğiniz acıyı (fiziksel/ruhsal) siz çektiniz ve hayatınızın en önemli kararını verdiniz. İnsanların araştırmadan yaptığı yorumlar son derece heves kırıcı olabiliyor zaman zaman. Bu nedenle sizi neşelendirecek birşeyler bulun, gerekirse uydurun. 

Eğer çalışıyorsanız işyerinizden ameliyatınız için (mümkünse tarih opsiyonlu) izin alın. Tam olarak iyileştiğinizi hissetmeden işinizin başına geçmeyin. [Tabii bunu yazmak kolay ama şu zamanın işleri için çok mümkün olmayabilir. Siz yine de elinizden geleni yapın.]

Şişeden ve kana kana su için. Eskiden yarım litre suyu kafama dikebilen ben, şimdi haza hanımefendi tarzını benimsiyor ve minik yudumlar halinde su içiyorum :)

Çoban salata yiyin. Hatta benim için de yiyin. [Bunun konuyla ilgisi yok, sadece canım çekiyor :)] 

Ameliyattan sonra bir süreliğine size refakat edecek aile bireyi ve/veya arkadaşınız olması gerekir. Bunu ameliyatınızdan önce kararlaştırın. 

Ameliyatınıza iki - üç gün kala evinizi temizleyin/temizletin. Çamaşırlarınızı yıkatın/ütüleyin. Arzu ediyorsanız yüz/saç bakımınızı yapın. Kendinize güzel filmler ayarlayın, okumaktan hoşlanıyorsanız kitap alışverişi yapın. [Ben irvin Yalom ve Atilla Atalay arası mekik dokumuştum, tavsiye ederim.]

En önemli ve atlamamanız gerekeni; ameliyatınızın olası sonuç, getiri ve komplikasyonlarını öğrendiğinizden emin olun. Unutmayın ki ameliyatınız sizin için kişisel tarihinizde bir dönem noktası ve bu önemli olaya gereken kıymeti verin. Bunun bir avantajı da, ameliyattan sonra varsayalım en ufak bir gaz sancısında panik olmanızı engelleyecek, sizi durumunuza daha hakim kılacaktır.

Ameliyatınızdan bir gün önce doktorunuzun sizden istediği ya da ameliyatınızdan sonra kullanmanız gereken (emboli çorabı, triflo vs) edindiğinizden emin olun. 

Kişisel temizliğinizi, bakımınızı yapın. Hastane çantanızı hazırlayın. Hastane çantanızda [aşağı yukarı 7 gün kalmak için] olması gerekenler aşağı yukarı şöyledir: İki-üç adet önden düğmeli, bel lastiği olabildiğince bol pijama ya da gecelik, yeteri kadar iç çamaşırı, iki-üç çift çorap (ayaklarınız üşüyecek, emin olun.) ıslak mendil, peçete, sıvı sabun, kağıt havlu, normal havlu, şampuan, diş fırçası, diş macunu, diş ipi, ağız gargarası, plastik bardak, telefonunuzun şarj aleti, kullanıyor olduğunuz ilaçlar, kullanıyorsanız gözlük ya da lensleriniz, üşüme derecenize göre yelek ya da hırka. Kadınlar için saç tokası/bandı, periyodunuzun günü değilse bile stress faktörünü de hesaplayarak hijyenik ped, gecelik giyecekseniz belden altınızı örtecek bir sabahlık.

Buraya bir parantez daha açmak istiyorum, ihtiyacınız olacak malzemeler, kalacağınız hastane ve odaya [ve elbette süse püse düşkünlüğünüze] göre değişkenlik gösterecektir. Bizim hastaneye gidişimiz yaklaşık 6 çantayla olmuştu ki tahmin edebileceğiniz üzere ben son derece süsüne, bakımına düşkün bir insanım ancak aldığımız şeylerin hemen hemen yarısını da kullanmadık. Emin olun ameliyattan sonra ojelerinizi değil su içme vaktinizin gelip gelmediğini düşüneceksiniz. 

Annem ve refakatçim olduğu için ve ayrıca özel odada kalma imkanım olduğu için ben netbook almayı tercih ettim ama hastaneye ne kadar az değerli eşya götürürseniz, o kadar iyidir. 

Yeterli miktarda nakit para. [Hastanede kredi kartıyla uğraşmak istemeyeceksiniz] 

Evet çantanız da hazır olduğuna göre bu gece hayatınızın son morbid obez/obez uykusuna yatmanın verdiği keyifle uyuyabilirsiniz! [Heyecandan uyuyabilirseniz tabii!] 

Heeeeey! Sabah oldu! Saat çalıyor, telefon kendini yerden yere atıyor duymuyor musunuz? 

Uyanın, yeni hayatınız başlıyor!
























28 Temmuz 2011 Perşembe

Umudun öteki adı: Doç.Dr.Halil Coşkun!


Bilmem bilir misiniz, obezite cerrahisinde, hastalar arasında bir şehir efsanesi vardır. " (x)'i görür görmez benim için doğru hekim olduğunu anlamıştım!" Hasta camiasına girdiğinizde bu sözü çok sık duyarsınız ne yazık ki. Korkarım ki buna inanıyorsanız hayallerinizi yıkmak zorunda kalacağım çünkü bu efsane her ne kadar romantik ve dramatik dursa da, kulağa çok süslü gelse de, sadece efsanedir! 

Birini görür görmez sizin için doğru insan olduğunu düşünüyorsanız ona ameliyat olmak yerine onunla evlenmeniz daha makul bir seçenek olur zira bu yaşanana pratikte "seçim" değil "aşk" denir :)

Şaka bir yana size uygun hekimi nasıl seçebilirsiniz o zaman? Bu ancak sizin bileceğiniz, kişisel kriterlerinizle ilgili bir konudur.  Ben ancak size ufak ipuçlarıyla yol gösterebilirim. Bu konuya ayrıntılı olarak başka bir yazıda değineceğim zaten.  Peki Ben, benim için Halil bey'in doğru hekim olduğunu nasıl anladım?

2009'un son aylarında, yanılmıyorsam Aralık, kuzenimle birlikte Halil beyin o zamanlar çalıştığı hastaneye doğru yola çıktık. İnanılmaz heyecanlıydım. Dokunsalar ağlayacak, melankolik, heyecanlı bir haldeydim ve inadına yol bitmek bilmiyordu. Hastaneye gelip hocanın odasını bulduk. İçerisi asistanlarla doluydu, kapıda beklemeye başladık. Çok geçmeden içeri girdik. Halil bey elimizi sıktı ve biz de karşılıklı koltuklara oturduk. İlk dikkatimi çeken el sıkışıydı. 

[Sizi bilmem ama ben "kedi patisi verir gibi el sıkan insan" dan kadın olsun erkek olsun nefret ederim. Doğru düzgün el sıkmak, hem kendine güven belirtisi, hem de başkasına güven vermektir.] Düzgün, güçlü, ve kendine güvenli bir el sıkıştı. Heyecanımı yatıştırmıştı biraz olsun. 

İkinci dikkatimi çeken ise "temiz" olmasıydı. Tabii ki hiç birimiz sokağa lekeli, pis şeylerle çıkmıyoruz ya da doktorlar allah için pasaklı değiller. Burada temizden kastım "jilet gibi olmak" Bir insanın size dikkat edip, size özen göstermesi için önce kendine özen göstermesi gerekir diye düşünüyorum. Nasıl ki şişman diyetisyenler ya da söküğü olan terziler alabildiğince iticiyse paspal bir hekim de öyledir bence. Gerçekten Halil hoca insanın gözünü alacak kadar temiz, jilet gibi ve pırıl pırıldı. Üstüne üslük gülümsüyordu ve ben kişisel tarihimde gülümseyen insanları çok severdim. [Çünkü ben de böyle bir insanım.] Daha ağzını açmadan karşındakinde olumlu intiba bırakmak sanırım böyle bir şeydi. 

Görüşme hasta-doktor muhabbetinden çok sohbet havasında ilerliyordu ve ben iyice rahatlamaya başlamıştım. Aklımda açıkçası tek soru dönüp duruyordu. Acaba hoca beni geri çevirecek miydi? Artık hem vücudumun gücü, hem ruhumun gücü tükenmiş gibi hissediyordum, eğer Halil hoca da beni geri çevirseydi olacakları düşünmek bie istemiyordum. Tanrı yakarışlarımı duymuş olmalı...
Hoca boyumu, kilomu, vki'mi sordu, söyledim. Ameliyat tiplerinden söz ettikten sonra bana hangi ameliyatı düşündüğümü sordu. Ben de "gastric bypass" dedim. Çok uzun zamandır bunu araştırdığımı ve bilinçli olduğumu da söyledim. Önce tahlillerine başlayalım, gidişata göre üzerinden geçmek gerekirse tekrar konuşuruz dedi. Hala ayaklarımdan bahsedememiştim. Hayır derse diye o kadar korkuyordum ki. Ancak korkunun bana hiç faydası yoktu. Söylemek zorundaydım. Yay gibi gerilmiştim ve konuya girdim. 

"Hocam benim ayaklarımda böyle böyle bir sorun var, şöyle oldu, böyle oldu, neticeten ayaklarımda açık yaralar var. " Halil hoca şöyle bir durdu, o duruş belki bir saniyeydi ama bana yıllar, yüzyıllar gibi gelmişti. "Ayaklarını görebilir miyim?" dedi. Gösterdim. Ayaklarımda sargılar vardı ama hali aşağı yukarı belliydi. İki ayağınızı da kırk kat sargıyla saracağınız bir şeyin vahameti elbette bellidir. "Hallolur onlar, sorun yaratacağını sanmıyorum." dedi. Kuzenimle birbirimize bakakaldık. [Ağlama molası müsaadenizle]

Hallolur! Hallolur! Kulağımda binlerce defa yankılandı sanki sesi. Defalarca kapılarından döndüğüm doktorlar, yattığım hastaneler, çilehane gibi odalar, çektiğim acılar, acılar nedeniyle yaşayamadıklarım, yaşayamadıklarımdan içimde kalanlar. Bu sözle gözümün önünden aktı gitti desem inanır mısınız? Orada nasıl ağlamadım, nasıl çıkana kadar bekleyebildim, ya da nasıl sevinçten zıp zıp zıplamadım hayret ediyorum. Dışarıdan "salon kadını çizgisi"ni bozmayan benim içimde ne fırtınalar kopuyordu halbuki! "Ben ol da bil." demiş ya Mevlana, benimki de işte öyle...

Ben mana alemimin derinliklerine dalmışken hoca çoktan gerekli evrakı, sevki yazmaya başlamıştı bile. Bir sürü yere bir sürü tahlil verecektim. Bir sürü yerden verdiğim tahlilleri alıp anestezi'de birleştirecektim. Olsun, kolaydı. Yeter ki beni tedavi etsindi. Gerisi umurumda bile değildi. 
Hemen o gün kan tahlili verip neşeyle eve döndüm. Tanıdıkları tek tek arayıp müjde verdim. Kolay mı, yıllardır yakınlarım da benimle azap çekmiş, üzülmüşlerdi. 

O sezon yavaştan 2010 hazırlıkları başlamış, tiyatroda işler çok yoğunlaşmıştı. İnanılmaz bir sezon yaşıyorduk. Her oyun full olduğu gibi, her gün de oyun vardı. İşin komik tarafı benim tahlillere gitmem gereken günler hafta içiydi ve ben hafta içi 5 gün boyunca oyundaydım! İzin almak ise bizim işler için ancak tatlı bir hayaldi. 

Tahlillere dokunamadan 2010 gelmişti bile. Ara sıra da olsa iptal olan oyunlar sayesinde arada gidip ufak ufak tamamlamaya çalışıyordum. Çalışmak o dönem için -mecbur- olduğum bir şeydi, aksatamıyordum. Bir yandan günde 4 apranaxla iş gününü tamamlıyor, tarifi imkansız acılarla iş yapıyordum. Tek tesellim "Belki bu ameliyatla geçecek bu acılar" idi. Ekip arkadaşlarım ve patronum, sağolsunlar, bana anlayış gösteriyorlar, oyun aralarında dinlendiriyorlardı fakat ne kadar dinlenirsem dinleneyim olmuyordu, o lanet ağrılar dinmiyordu işte...

Göz açıp kapayıncaya kadar 2010 yaz sezonu gelmişti. Bu arada tahlillerimin yarısı bitmiş, yarısı da yapılmak üzere bekliyordu. Sezon bitmişti ancak benim paraya ihtiyacım vardı. Bir biçimde bir mucize olsa diyordum ki hayatımın en güzel iş tekliflerinden biri geldi. Kariyerime bir uzun metraj daha katacak, sevgili Müjdat Gezen, Haluk Bilginer, İlker Ayrık ve Gülçin Santırcıoğlu ile "Memlekette Demokrasi Var" da oynayacaktım. 

Her ne kadar aklım hastanede ve ameliyatımda olsa da bu işi geri çevirmem hem maddi, hem kariyer anlamında imkansızdı. İstediğim kadar acı çekeyim öyle ya da böyle bu iş yapılacaktı! Şansıma oynadığım rol (Gülizar) da ayaklarından hasta (fil hastalığı) bir kadındı ve rolle adeta kaynaşmıştım. Hayatımda en keyif alarak ancak gerçekte fiziksel olarak çok acı çekerek yaptığım iş olarak tarihe geçti. 

Film çekimi, gala, özel gösterimler, reklam derken yaz bitmişti. Benim tahlillerim ise anestezide toplanacak minvale nihayet gelmişti. Anestezi uzmanının karşısına geçtiğimde hiç de iyi haberler almayacaktım oysa. Bembeyaz kağıtların üzerinde yine benimle ilgili minik felaketler vardı. Yeni felaketlerim guatr, kolestrol ve astım başlangıcı idi. Ben daha diğerleriyle baş edemezken bunlarla ne yapacaktım?

Astım için inhalerlara, diğerleri için de ilaçlara başladım. Artık günde 4 insülin, 4 apranax ve 3 inhaler ve dört ilacım vardı. Olsun, sonuçta geçecekti. Kendimi böyle telkin ede ede eylül ayını getirmiştim bile. 

Ekim aynın güzel bir günü tahlillerimi de alıp Halil hocaya göstermek üzere yola çıktım. Kaderimde rötar olacak ya, bu sefer hoca o hastaneden ayrılmış, başka bir hastaneye geçiyordu! Kaderime bir miktar sövmekle beraber hoca nereye ben oraya hesabı arkasından onun gittiği hastaneye gidecektim. O saatten sonra sağlık ocağına gitse bile arkasından giderdim. (Hoş hala da giderim)

2010 Ekiminden sonra (benim sezonum bir kez daha açılmışken) diğer hastanede yapılan testlerimin hepsi  tekrar yapıldı. Her tahlil bir daha alındı, gerekli her doktorla bir daha görüşüldü ve bir yıl daha geride kaldı.

Aslında aradan bu kadar zaman geçmesine (o zaman çok hayıflansam da) şu an şans gözüyle bakıyorum. Hem herşey hem benim, hem doktorumun içine sindi. Hatta iki kez sindi :) , hem de görüşme süremiz kısıtlı olmasına rağmen ben Halil hocayı,o da beni daha iyi tanımış oldu. Her hastaneye gidişimde onunla ilgili kafamdaki yargılar pekişiyor, her seferinde kararımdan daha bir memnun kalıyor ve onun beni tedavi etme kararına bir kez daha minnet duyuyordum.

Halil hoca titizdi, hiç bir ayrıntıyı gözden kaçırmıyor, insanı can kulağıyla dinliyordu. Ayrıntılara önem veriyor, gülümsüyor ama sırf siz mutlu olasınız diye bir takım gerçekleri gizlemiyordu. Yaşayacağınız olası şeyleri pozitifse de, negatifse de şak şak koyuyordu masaya. Hepsinin ötesinde dürüst bir insandı. Hiç bir zaman, bir an bile bana iyileşmem konusunda boş vaad verdiğine inanmadım. O bana ve iyileşmeme ilk andan beri inanmıştı, ben de ona sonuna kadar inandım ve güvendim.

Yaşadığım hezeyanları da, üzüntü dalgalarını da, yaşattığı sevinci ve dünyanın en mutlu insanlarından biri yapmasını da bu dönemlerde çok paylaşamadım Onunla. Bunun sebebi hem şimdiye nazaran, geçmişte daha kısa görüşmelerde bulunmuş olmamız, hem de benim arap atı gibi geç açılan bir insan olmamdan kaynaklanıyordu. 

Son derece sosyal, son derece konuşkan biri olmama rağmen major mutluluk ve major acılarda konuşamam ben pek. Yazarım ama, hep yazarım. Yazamıyorsam da biriktiririm. Yine öyle yapmıştım. Allahtan O çok sabırlıydı ve ameliyattan sonraki dönemde tek tek döküldü ağzımdan çoğu şey. Yine de çoğu şeyi de burada ilk defa okuyacağına eminim.

Gün döndü, günler döndü. Tahlillerim, testlerim tamamlandı.[Tahlilleri daha sonra ayrıntılı biçimde yazacağım için özet geçiyorum] Anestezi onayı, endokrinoloji raporu, her şeyi tamamlayıp Mart 2011 sonlarında hocanın karşısına oturdum. 

Tiyatrodan ayrılmış (yarım sezonluğuna), işlerimi ayarlamış, kendimi iyileşmeye adamış, mükemmel motive olmuştum. Halil hoca tahlillere, testlere tekrar baktı ve "Nisan başında müsaitsen yapalım artık şu ameliyatı!" dedi.

O zamanlar bilmiyordu, hayatımda hiçbir şey için bu kadar müsait olmamıştım!...


*Fotoğraf Doç.Dr.Halil Coşkun'a aittir.










Adım adım umuda yolculuk...

Yine bir maceradan yenik dönmüş, yine evimin güvenli sularına, İstanbul'a dönmüştüm. En azından artık ne yapacağım kabaca kafamda belliydi. Tek önemli kısım bu kadar yandaş hastalıkla beni hangi hekimin kabul edip iyileştireceğiydi. Araştırmalarıma devam ettim, bir yandan da nette konuyla ilgisi olan herkesle konuşuyordum.                                                                           En sonunda çok büyük bir hastanede çalışan, İstanbul'da yıldızı parlamış çok meşhur hekimlerden birini aradım randevu için. Ne yazık ki sekreteri telefonda yarım yamalak beni dinleyip tam 7 ay sonraya gün verdi. Bir çoğunuzun da anladığı gibi bu en kibar haliyle beni başından savmaydı. "Risk alamıyoruz, kusura bakma." demenin arapçasıydı. Hayat boyu çeşitli yerlerde bu muameleyi o kadar çok görmüştüm ki, üzerinde durmadım. 
Gözümü Ankara'ya çevirdim bu kez, Ankara'da yıldızı parlayan bir hekimle görüşmeye karar verdim. Babam Ankara'da yaşadığı için kendisinden yardım istedim. Babam adını verdiğim hekimden -gerçekten nedini bilmiyorum- hoşlanmadı. Gerçi babamın birinden hoşlanması pek olası bir şey değildir ama...

Bana yeni bir doktor numarasıyla geri döndü. Bu seferki hekim İstanbul'un en büyük hastanelerinden birindeydi. Kendisi sadece beni telefonla dinledi ve görüşme tenezzülünde bile bulunmadı. "Bu senin ayakların zorluk çıkarır bize" tarzı geveledi ve malesef ki telefon adabından yoksun bir adamdı. Sırf arada babam var diye çemkirmedim ama muhtemelen hayat boyu kendisine uyuz olacağım. 

Tam "artık alıp başımı nerelere gideyim" haline gelmişken bir kez daha sezon açıldı. Bu sefer kesintisiz para kazanmak zorundaydım zira daha önce de ifade ettiğim gibi hem maddi, hem manevi batmıştım.2009 Kasım ayının sonlarında bir başka hekim bulduk. Ufak ama daha önce gittiğimiz, bildiğimiz bir hastanedeydi. Tam kendisinden randevu almak üzereydim ki hayatımı değiştirecek ilk adım olan telefon Meleğimden geldi. 

Tam beni artık kimse tedavi etmeyecek hissindeydim, yine umutsuzluğun kıyısındaydım ki bana Doç.Dr.Halil Coşkun'un telefonunu verdi. "Bu hoca da diğerleri gibi beni sepetlemez değil mi?" dediğimi çok net hatırlıyorum. "Hayır, bak göreceksin. O farklıdır..." dedi.

Gerçekten de Halil hoca farklıydı ve ben genelde her haltı rötarla gerçekleştiren naçiz kaderimde bu kez avantajlı konuma geçecektim...

*Fotoğraf Doç.Dr.Halil Coşkun'a aittir.