gastric bypass etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gastric bypass etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Eylül 2012 Cumartesi

Bu yeni ben de kim, aynada bakıştığım?






*Doç.Dr.Halil Coşkun - w/Başak Şekerpare sırasıyla 132-89-64 kg. 

Ameliyatınızın ilk iki ayı muhtemelen vay sıvı ne yesem, vay püreleri nasıl yapsam, vay ne kadar egzersiz yapmam doğrudur diye geçip gidecek ve siz kuvvetle muhtemel kendinize o kadar çok vakit ayıracaksınız ki gerçekte vakit ayırmanız gereken büyük kısma vaktiniz kalmayacak. Ne zaman ki; sorunsuz biçimde katılara geçeceksiniz, artık yemek ve öğün tercihleriniz otomatik sağlıklı bir düzene oturacak, işte o zaman içinize dönüp bulunduğunuz durumu hazmetmeye ve muhakeme yapmaya başlayacaksınız. 


İnsan ilk aylarda ne olduğunu anlayamıyor gerçekten de. En çok kilo kaybı ilk aylarda (ilk 3 ay maksimum) gerçekleştiği için biraz da onun sarhoşluğuyla ruhunu, aklında neler olup bittiğini pek önemsemiyor. Kendimden biliyorum. İlk ay 22 kilo verdim, hastalıklarım iyileşti ve o kadar mutluydum ki belki bunu hazmetmem gereken bir vakit yaratmadım kendime. İlk 4 ay sonucunda kilo kaybım aşağı yukarı 45'ti. Bu süre zarfında büyük eşşeklik edip mutlu olmanın yanısıra kafamı önüme alıp düşünmedim. Sağlığımı kazandım, kilo verdim, eyvallah fakat bunu güzelce hazmettiğimi itiraf edeyim ki düşünmüyorum. 

Sırf bu nedenle genellikle tüm cerrahlar bu opersyonla paralel giden psikolojik tedavi öneriyorlar fakat hem bu konuda çalışan uzman bulmak zor, hem de keseye göre uzman bulmak zor. O nedenle dediğim gibi şapkanızı önünüze alıp bu süreci hazmetmek için kendinize zaman ayırmalısınız. 






  


Siz bu satırları okuduğunuz sıralarda, ben ameliyatımın 15.ayında ve 64 kiloyum. Ameliyat olmak isteyen hemen herkes bana ameliyattan sonra "ne kadar güzel" olduğumu, ne kadar zamanda kendilerinin de böyle gözükeceklerini soruyor. Size bir sır vereyim. Ameliyatınızdan sonra kilo kaybetmeye başlayınca devamlı kendinizde daha önce görmediğiniz kusurları bulacaksınız. 

Şok haber: ben kendimi şu an güzel bulmuyorum. 132 kiloyla dışarı çıkarken kendini pek bir beğenen ben, şimdi her tarafıma bir kulp takıyorum. Teknik olarak şu kilo ve şu poziyonda dünyanın en rahat insanı olmalıyım değil mi? Ne yazık ki işler öyle yürümüyor dostlar. :)

Kilo verdikçe tatminsizliğiniz artıyor. Şayet başlarda 90 kiloyu göreyim yeter diyorsanız bu 80 oluyor, 70 oluyor, 60 oluyor. Bunun bir sınırı ve tatmini yok. Nerede duracağınızı iyi bilmek ve bu noktada doktorunuzla omuz omuza vermek zorundasınız.

Zayıfladıkça gelen bu özgüven probleminin sebebi; aslında aynadaki siz ile kafanızdaki yıllardır imajı oturan sizin bir türlü birleşmemesi. Bu iki imaj kafanızda birleştiği anda zaten emin olun mutluluğu ve huzuru bulacaksınız. Kafanızdaki siz ile aynadaki siz birleştiği anda eliniz bir daha xxl kıyafetlere gitmeyecek, yiyemeyeceğiniz kadar yemek sipariş etmeyeceksiniz. Hep söylüyorum; ameliyattan sonra kilo vermek-midenizdeki obeziteyi yenmek bir yana, kafanızdaki obeziteyi yenmek diğer yana. 

Bunu da ancak kendinize vakit ayırıp, midenize olduğu kadar beyninize de özen göstererek yapabilirsiniz. Tam olarak kendimi başarılı görmesem de, bu konuda hiç psikolojik destek almamış biri olarak epey ilerlemiş sayıyorum kendimi. 

Ben yaptıysam, siz de yapabilirsiniz. 
Obezite ameliyatları peri masalı değildir, obezite ameliyatları size vücudunuzu tanımanız, sağlıklı bir beslenme sistemi oluşturabilmeniz ve iştahınız konusunda en büyük yardımcıdır. Benden size tavsiye; ameliyat sonraki sürecinizde sadece vücudunuza değil, beyninize ve ruhunuza da hakettiği özeni gösterip obeziteyi hem beyninizden, hem vücudunuzdan defedin. 

İnanın bana vücudunuz yıllarca kendine ait olmayan bu yükleri taşırken, beyniniz de yılların yükünü taşıdı. Sadece siz farkında değildiniz. 

Biraz kendinize vakit ayırıp, ruhunuzu ve beyninizi de yenilemeye ne dersiniz? 
:) 











29 Aralık 2011 Perşembe

Bariatrik Cerrahi Sonrası Beslenme Kısırdöngünüzü Değiştirmek


Size kilo kaybı ameliyatları (her türü) için bir sır vereyim. Evlilik ve çocuk kararınız da dahil olmak üzere bu ameliyat; hayatınızda verdiğiniz -net- en önemli karar olacak. Hayatınızda vereceğiniz diğer önemli kararlar size eklenecek ya da sizden bir şeyler alacak şeyler iken, bu ameliyat sizi ruhsal ve bedensel olarak kökten değiştirecek yegane şey çünkü. 

Madem bu adımı attınız, zor olanı başarıp ameliyatınızı oldunuz (ya da planlıyorsunuz) ameliyattan sağlıklı çıkmanın bu işin sadece yüzde %60'ı olduğunuzu bilmelisiniz. Şahane bir doktor ya da muhteşem bir ameliyat, sizin beslenme sisteminiz kötü ve sağlıksız oldukça size yardım edemez. Uzun vadede tekrar aynı sorunları yaşamanız kaçınılmaz. Bir daha asla eskisi gibi olmam diye düşünürseniz yanılırsınız. Ne yazık ki; kilo kaybı ameliyatları mucize değil, sadece obezitede kullanılan en güzel silahlardır. Silahınızı doğru kullanmayı öğrenmek ise beslenme sisteminize hakim olmak ve sağlıklı bir beslenme sistemi oturtmaktır. 


Bu noktada en büyük yardımcınız -kendinizi hissetmeye başlamak- olacak. Eskiden hissetmediğiniz -doyma- hatta hatta - bir lokma daha yersem herhalde çatlayacağım- hissi geri gelecek. Bu en büyük avantajınız. Sizlere tavsiyem hiç bu hissi duyana kadar yemeyin e mi. :)

Gastric bypass ameliyatından çıktığımda, sıvı berrak beslenme listem bittiğinde manyakçasına kalori saymaya başladım. Çorbaların, tavuk suyu tabletlerin, aklınıza gelmeyecek en abuk şeylerin bile kalorisini sayıyordum. Bu, önlenemediği takdirde saplantıya dönüşebilir. Bir biçimde önledim bunu, itiraf ediyorum çok zor oldu. Buna kapılmayın. Söylemesi kolay gibi geliyor biliyorum. Pişirirken ya da dışarda yediğinizde bunu bir süre sonra otomatikman yapmaya başlıyorsunuz zaten ama benim gibi listeleri ezbere bilmeniz size bir şey kazandırmayacak, emin olun. 

Kalori sayma paniğim geçtiğinde ve bunu durdurmayı başarabildiğimde asıl önemli olanın kalori olmadığını, denge olduğunu farkettim. Yıllar önce bir belgesel izlemiştim. Bir tıp doktoru hayattan el etek çekip Nepal'e yerleşiyor ve alternatif tıp ile kafayı kırıyor. Adam -bence- çok mühim bir şey söylemişti. Dünyadaki tüm hastalıkların nedeni -aşırılık-tır. Kökende düşünürseniz adam çok haklı. Sadece obezite için konuşmuyorum, genelde hastalıkların nedeni bu gerçekten! 

Ameliyatınızın üzerinden bir zaman geçtikten sonra (evet hemen değil) aldığınız kalori miktarından daha çok yediklerinizin içeriğine dikkat edeceksiniz. Daha doğrusu etmelisiniz. Şunu açıklığa kavuşturalım.Geçmişe oranla da, normal sindirim sistemi olan biriyle kıyaslandığında da, çok az miktarda besleniyor olacaksınız ve ağzınıza atabildiğiniz her lokmanın sizin gerçekten ihtiyacınız olan şeyler olması şart.  

Bu nedenle öğün denegelerinizde protein > kalsiyum > vitamin > karbonhidrat > yağ dengesine bir süre sonra her şeyden daha fazla önem vermeye başlamalısınız. 


Günlük ihtiyacınız olan enerjiyi ancak bu şekilde sağlayabilir ve dengeli beslenmeye başlayabilirsiniz. Kilo kaybı ameliyatlarının çoğunda ameliyat sonrası vitamin takviyesi kullaılır. Şimdi şunu sorduğunuzu duyar gibiyim. "Madem vitamin kullanıyorum, neden bu kadar dengeli beslenmeme gerek olsun?" Bu ameliyat sonrasında yapılan başlıca hatalardan biri aslında. Sadece vitaminlere güvenmek!

Dışarıdan aldığımız multivitamin veya diğerleri emin olun ne kadar fazla içersek içelim, besinden aldıklarımızla aynı olmayacak ve vücudun bunları işleyiş mekanizması aynı yürümeyecektir. Besinleriniz konusunda doktorlarınızın önemle durması da bu yüzdendir.İhtiyacınız olmayan şeyleri yemek sizin için sadece ve sadece bir yüktür. Unutmayın, yolun başında yüklerinizden kurtulmak için bu kararı verdiniz. :)

Böyle konuştuğum zaman adeta bir besin Hitler'i gibi durduğumun farkındayım ancak size bir itirafta bulunayım ki; hayatta en istemediğim şey verdiğim kiloları geri almak. Bunun için çok çaba sarfettim. Kendimi çok eğittim ve devam ediyorum. Dolayısıyla kendinize bir "dur" mekanizması edinmezseniz, bu besin Hitler'i olmayı gerektirse de, gerçekten kilo almak, lanet olsun ki çok kolay. 

Henüz Türkiye'de yok ancak Youtube'da gastric bypass vloglarını incelerseniz uzun dönemde kilo almanın -nispeten- ne kadar kolaylaştığından yakınanları göreceksiniz. Bu yüzden yeni beslenme stilinizi  sağlıklı oluşturmanız üzerinde bu kadar duruyorum.

Dönelim dengeli öğünlere.

Vücudunuzun temel olarak gereksinim duyduğu başlıca besin kalemi proteinlerdir. Yağ veya karbonhidrat olmadan hayatınızı (en azından belli bir süre) sürdürebilirsiniz ancak protein yoksunluğu vücudunuz için tam bir yıkım olacaktır. Özellikle yoğun stress ve travma dönemlerinde vücudun protein ihtiyacı önemli bir biçimde artar. Ameliyat da major bir müdahale olduğu için ameliyat sonrası daha çok proteine ihtiyaç duyacaksınız. Sıvı ve püre beslenmesinde proteine kavuşmak bir nebze daha zordur. Bu nedenle bu dönemlerde özellikle buna dikkat etmelisiniz. 

Nedir başlıca proteinler? Proteinler hayvansal ve bitkisel olarak ikiye ayrılsa da (veganlar için kötü haber) başlıca ve en iyi işlenebilir protein kaynağı hayvansal olanlardır. Yine de bitkisel kaynaklıları da es geçmemek gerekir diye listeye alacağım.

Hayvansal Proteinler
-Yumurta
-Et
-Tavuk
-Balık
-Süt
-Peynir


Bitkisel Proteinler

-Mercimek
-Kuru fasulye
-Nohut
-Fındık
-Bulgur
-Tam buğday ekmeği 

[Daha sonra ameliyat sonrası için tarifler ve listelerde konuya gireceğim ancak ameliyatınızın erken dönemlerinde protein alacağım diye sakın ha mercimek yemeği, kuru fasulye, nohut, bulgur gibi ağır şeyler yemeyin. Bunu yapmayacağınızı tahmin ediyorum ancak yine de uyarmak istedim. Bunlar hem gaz yapıcılar, hem de erken dönem ameliyatlılar için tehlikeli besinlerdir.]

Günde aldığınız besinin yüksek miktarı protein ağırlıklı olmalıdır. Bunu aklınızdan lütfen çıkarmayın. Gelelim kalsiyum'a. Uzun dönemde yapılmış araştırmalar kilo kaybı ameliyatı olan kadınların -ne yazık ki- daha çok kemik erimesi riskinde olduğunu söylüyor. Kalsiyum zaten almamız gereken bir kalemken böylece önemi tavan yapıyor. Kadınlar için daha önemli olsa da erkekler için de bu önemin azımsanmaması gerektiğini düşünüyorum. 

Başlıca Kalsiyum Kaynakları 

-Süt
-Yoğurt
-Peynir
-Badem
-Pekmez
-Lahana
-Kuru Fasulye
-Susam
-Yumurta
-Zeytin

Yine burada önemli olduğunu düşündüğüm bir not düşmek zorundayım ki; ameliyatınızın özellikle erken dönemlerinde kalsiyum alacağım diye pekmez ya da susam yemeyin, pekmez dumping yapabilir(kalorisine girmedim bile farkettiyseniz), susam çok kalorilidir. (Emin olun bilmek bile istemezsiniz, o derece). Lahana ve Fasulye ameliyatınızdan çok sonraları (mesela 1 yıl) yiyebileceğiniz, belki de o zaman bile rahatsızlık verebilecek potansiyelde besinlerdir. Uzak durmanızı öneririm. 

Katı beslenmeye geçtiğinizde tabağınızda(öğününüzde) protein kaleminden sonra olması gereken  şey kalsiyumdur. Kalsiyumdan sonra belki öğün içinde (sebzeler) ya da dışında (meyveler gibi) alabileceğiniz vitamin kaynakları sizin için önemlidir. 

Vitaminler

Günlük hayatta yemeklerimizde kullandığımız ya da soframıza getirdiğimiz çoğu sebze ve meyve vitamin doludur. Dolayısıyla vitamin içeren besinleri listelemek gerekmez. Aslında doğadan gelen ve yenebilir şeylerin hiçbiri insan vücuduna yararsız değildir. Önemli olan hangilerinin bize maksimum yararı vereceğini seçmek ve doğru kullanmaktır. Öncelikle meyve ve sebzenizi kesinlikle taze tüketmelisiniz. Kabuğu soyulmuş ve 1 saat bekletilen bir portakalın vitamininin yüzde yirmisinin yok olduğunuzu düşünürsek sebze ve meyvelerimizi taze tüketmeli, stoklu almamalı, bittikçe az miktarlarda evimize sokmalıyız. 

Ameliyattan sonra ben meyve yemekte oldukça zorlandım. (Şu an 8.ayımı bitirmiş olarak yazıyorum ki; hala zorlanıyorum.) O yüzden tavsiyem asla sevmediğiniz, ağır gelen, sizi rahatsız eden bir şeyi yemeyin. Alternatifini bulmaya çalışın. Meyve yerine ben vitaminimi sebzelerden almaya gayret ettim hep. "Peki vücudum için gereken şekeri fruktoz olarak almayacaksam (meyvelerden almayacaksam) nereden alacağım?" derseniz, patates, havuç, bezelye gibi sebzelerde zannettiğinizden çok daha yüksek miktarlarda şeker vardır ve gereken şekeri buralardan alabilirsiniz. Ben öyle yaptım. :)

Ameliyat sonrası (bu birçok hastanın ortak görüşüdür) katılara geçme sürecinde en rahat yenen şey kabak'tır. Şişirmez, gaz yapmaz, püresi yapılır, yoğurda bulanır, kıymalı yenebilir. Ameliyat sonrası için en hafif ve güzel alternatiflerden biridir. Daha sonra vereceğim listelerde adını sıkça göreceksiniz. 

Karbonhidratlar 

Bir diyet için ne kadar lüzumsuz görünürse görünsün, uzun vadede karbonhidrat almak insan vücudu için son derece önemlidir. Bizim sıkça düştüğümüz yanlış ise karbonhidrat miktarıdır.

Günde 275-300 gr. karbonhidrat yetişkin bir insanın ihtiyacını karşılarken ameliyattan (bypass)  sonraki dönemde bizim için bu 2 yıl içinde gerçekleşebilecek bir süreçtir. Sonuçta diyet sürecinde günlük aldığımız miktar 60-100 gr'ı geçmemelidir. Zaten ameliyat sonrası 1. yılınıza kadar ekmek, makarna vs türevlerini muhtemelen yiyemeyeceğiniz için erken dönemde (6 ay) patates vbg. başka karbonhidrat kaynaklarına yönelip açığınızı kapatabilirsiniz. 100 gr. 'ın tamamını almaya ise en iyi ihtimalle 8 ay - 1 yıl sonra başlayabilirsiniz diye düşünüyorum. Başlıca karbonhidratlar ise şöyledir:

-Buğday
-Mısır
-Bal
-Pekmez
-Patates
-Pirinç
-Muz
-Yer fıstığı
-Kuru üzüm
-Havuç
-Yulaf
-Bezelye
-Arpa
-Çilek
-Muz
-Şalgam
-Karnıbahar


Yağlar

Duyduğumda çok şaşırdığım bir şeyi paylaşmak isterim sizinle. Yetişkin bir insanın günlük yağ ihtiyacı yaklaşık altı tatlı kaşığı kadar! Bu kadar az olduğunu duyduğumda gerçekten çok şaşırmıştım. Ameliyat sonrası süreçte tereyağı vs. gibi hayvansal yağlar yerine beslenme sisteminizi zeytinyağı ile oluşturmanız çok yararınıza olacak. Günde 6 tatlı kaşığı yağı şayet benim gibi -gerçek- et ve tavuk suyunu kullanıyorsanız zaten rahatlıkla alıyorsunuzdur. Almadığınızı düşünüyorsanız sebze yemeklerinizi pişirirken bir-iki tatlı kaşığı z.yağı/ayçiçek yağı eklemenizde bir sakınca yok.

Ben zeytinyağı kokusundan ve tadından oldum olası tiksinirim o nedenle yemeklerimi maksimum yağsız, tercihen et ve tavuk suyuyla yağa gerek olmadan pişiriyorum. (Çorba dahil.) O yüzden ayçiçek yağını da gönül rahatlığı ile tavsiye edebilirim.

Bunun dışında kahvaltılık margarinler, katı yağlar lügatinize bile girmesin. Tavsiyem o yönde. 

Unutmayın. Midenize inecek her lokma yararınıza olsun. Siz bu dünyaya yük taşımak için gelmediniz. Yüklerinizden kurtulmak çok zor ve bu yola girdiniz/gireceksiniz. Bir anlık heves, nefis, lokma...Kastettiğim bunlar değil. Bunlar herkesin hayatında zaman zaman olabiliyor. Ancak alışkanlık haline getirmeyin. Evet, nefis sahibi ve zafiyeti olan insanlarız ama bu nefsin de sahibi sizsiniz. Siz; ne yiyeceğinizi seçmeye muktedirsiniz!



 









31 Temmuz 2011 Pazar

Size uygun hekimi nasıl seçebilirsiniz?


Size uygun hekimi seçmek çok kişisel ve kriterlerinize bağlı bir konu olsa da özellikle bariatrik cerrahi için sizlere verebileceğim birkaç ipucu olacak. Bunu "ay ben çok bilirim" mantığında değil, yıllardır çok fazla doktor-hastane mesaisi yapmamın bir getirisi olarak yazdığımı da söyleyeyim.Benim kişisel kriterlerim de yer alacak okuduğunuz yazıda.

* Gitmeyi aklınıza koyduğunuz hekimi muhakkak internetten araştırın. Bir internet sitesi, mail adresi, mail grubu, ve/veya facebook,twitter,ff hesabı olması önemlidir. "Ne alakası var?" diyenler için şunu söyleyeyim, sosyal yönünü geliştirmiş ve hastalarıyla daha sık bağlantıya geçen bir insan demektir bu. Özellikle bariatrik cerrahi'de "ameliyat oldun, hadi güle güle" mantığı olmadığı için ve doktorunuzla ömür boyu istişarede bulunmanız gerektiği için daha rahat takip edip, iletişim kurabileceğiniz bir doktor bulmanız kişisel yararınız için oldukça önemlidir.

* Ameliyat olmayı düşündüğünüz hekimin eski hastalarıyla tanışın. Devir iletişim devri. Artık çoğu doktorun internette de bir mesaisi oluyor. Destek grubu, mail grubu, konuyla ilgili forumlar  ve bunun  gibi yerlerden hekiminizin eski hastalarıyla bağlantıya geçip görüşebilirsiniz. Bu son derece iç rahatlatıcı olacaktır sizin açınızdan.

* Hekiminizin sigara içmiyor olduğundan emin olun. Seçtiğiniz hekimin sigara içmiyor olması kendiyle ve işiyle çelişmediğini gösterir ve bu yüzden bu mevzu önemlidir.

* Hekiminizin telaffuzuna dikkat edin. Yine ne alakası var diyenler olacaktır ama şu kadarını söyleyeyim, inanın var! Ana dalı ille ilgili bir kelimeyi söyleyemeyen hekim lütfen bir zahmet içinizi de açmasın. Buna hemen bir örnek vereceğim. Bir yıl kadar tanıdığım bir hekim obezite kelimesini "Obezittttttey" [bkz: ingilizce telaffuz] şeklinde telaffuz ediyordu sürekli. Bu ne yazık ki "aa bak ingilizce aksanı var" etkisi yapmıyor, bilakis "doğru düzgün diline hakim değil" efekti veriyor.

* Size vaka/olgu diyen hekimden uzak durun. Vaka/Olgu vbg. kelimeler akademik kayıtlar için oldukça normaldir evet ancak yüzünüze bakıp "siz şöyle bir vakasınız." diyen hekimin size insan olarak gerekli değeri verebileceğinden şüpheliyim ne yazık ki.

*Bakımsız hekimlerden kaçının. Diğer bir yazıda bahsetmiştim bu konudan kısaca. Kendine özen göstermeyen biri, size hiç gösteremez. Bakımsız, dağınık, paspal hekimlere emanet etmeyin kendinizi. Özellikle eğer imkanınız varsa konuşurken hekiminizin dişlerine dikkat edin. Kötü ağız bakımı, güzel bir ipucudur sizin için.

* Tek tip ameliyat yapabilen hekimleri tercih etmeyin. Tercih edeceğiniz hekim hem kapalı [laparoskopik], hem açık olarak bariatrik cerrahi'nin örneklerini gösterebiliyor olmalıdır. Kendini tek bir ameliyat tipine vermiş ve diğerlerini tercih etmeyen hekimin, diğer tip ameliyatlarda etkin ve ehil olması ihtimali istatistiki olarak düşer. Size kendi en iyi olduğu ameliyat tipini seçmeniz için baskı yapmaya çalışabilir. Bu tarz hekimlerden arkanıza bakmadan kaçın!

* Hekiminizin üslubuna dikkat edin. Seçtiğiniz hekim ne felaket tellalı, ne de polyanna olsun. Ameliyatınızın risklerini de, yaşayacağınız güzellikleri de aynı oranda size anlatabiliyor olsun. Size ameliyatınızın risklerinden bahsetmeyen bir hekimi ciddiye almayın zira hepimiz biliyoruz ki her ameliyatın riski ya da komplikasyonu olabilir. İyi bir hekim yaşayacağınız süreci artısıyla, eksisiyle önünüze koyandır. 

Ben bunların tümüne dikkat ettim ve şükürler olsun ki kendim için en doğrusunu buldum. Ameliyattan sonra hiç sorun yaşamadım. Bırakın komplikasyonu [ki olabilmesi normaldi] ağrı, bulantı vs. bile yaşamadım. Sırf maddi/manevi -mecburiyet hissettiğiniz için- kendinizi ehil olmayan ellere teslim etmeyin, lütfen...


28 Temmuz 2011 Perşembe

Umudun öteki adı: Doç.Dr.Halil Coşkun!


Bilmem bilir misiniz, obezite cerrahisinde, hastalar arasında bir şehir efsanesi vardır. " (x)'i görür görmez benim için doğru hekim olduğunu anlamıştım!" Hasta camiasına girdiğinizde bu sözü çok sık duyarsınız ne yazık ki. Korkarım ki buna inanıyorsanız hayallerinizi yıkmak zorunda kalacağım çünkü bu efsane her ne kadar romantik ve dramatik dursa da, kulağa çok süslü gelse de, sadece efsanedir! 

Birini görür görmez sizin için doğru insan olduğunu düşünüyorsanız ona ameliyat olmak yerine onunla evlenmeniz daha makul bir seçenek olur zira bu yaşanana pratikte "seçim" değil "aşk" denir :)

Şaka bir yana size uygun hekimi nasıl seçebilirsiniz o zaman? Bu ancak sizin bileceğiniz, kişisel kriterlerinizle ilgili bir konudur.  Ben ancak size ufak ipuçlarıyla yol gösterebilirim. Bu konuya ayrıntılı olarak başka bir yazıda değineceğim zaten.  Peki Ben, benim için Halil bey'in doğru hekim olduğunu nasıl anladım?

2009'un son aylarında, yanılmıyorsam Aralık, kuzenimle birlikte Halil beyin o zamanlar çalıştığı hastaneye doğru yola çıktık. İnanılmaz heyecanlıydım. Dokunsalar ağlayacak, melankolik, heyecanlı bir haldeydim ve inadına yol bitmek bilmiyordu. Hastaneye gelip hocanın odasını bulduk. İçerisi asistanlarla doluydu, kapıda beklemeye başladık. Çok geçmeden içeri girdik. Halil bey elimizi sıktı ve biz de karşılıklı koltuklara oturduk. İlk dikkatimi çeken el sıkışıydı. 

[Sizi bilmem ama ben "kedi patisi verir gibi el sıkan insan" dan kadın olsun erkek olsun nefret ederim. Doğru düzgün el sıkmak, hem kendine güven belirtisi, hem de başkasına güven vermektir.] Düzgün, güçlü, ve kendine güvenli bir el sıkıştı. Heyecanımı yatıştırmıştı biraz olsun. 

İkinci dikkatimi çeken ise "temiz" olmasıydı. Tabii ki hiç birimiz sokağa lekeli, pis şeylerle çıkmıyoruz ya da doktorlar allah için pasaklı değiller. Burada temizden kastım "jilet gibi olmak" Bir insanın size dikkat edip, size özen göstermesi için önce kendine özen göstermesi gerekir diye düşünüyorum. Nasıl ki şişman diyetisyenler ya da söküğü olan terziler alabildiğince iticiyse paspal bir hekim de öyledir bence. Gerçekten Halil hoca insanın gözünü alacak kadar temiz, jilet gibi ve pırıl pırıldı. Üstüne üslük gülümsüyordu ve ben kişisel tarihimde gülümseyen insanları çok severdim. [Çünkü ben de böyle bir insanım.] Daha ağzını açmadan karşındakinde olumlu intiba bırakmak sanırım böyle bir şeydi. 

Görüşme hasta-doktor muhabbetinden çok sohbet havasında ilerliyordu ve ben iyice rahatlamaya başlamıştım. Aklımda açıkçası tek soru dönüp duruyordu. Acaba hoca beni geri çevirecek miydi? Artık hem vücudumun gücü, hem ruhumun gücü tükenmiş gibi hissediyordum, eğer Halil hoca da beni geri çevirseydi olacakları düşünmek bie istemiyordum. Tanrı yakarışlarımı duymuş olmalı...
Hoca boyumu, kilomu, vki'mi sordu, söyledim. Ameliyat tiplerinden söz ettikten sonra bana hangi ameliyatı düşündüğümü sordu. Ben de "gastric bypass" dedim. Çok uzun zamandır bunu araştırdığımı ve bilinçli olduğumu da söyledim. Önce tahlillerine başlayalım, gidişata göre üzerinden geçmek gerekirse tekrar konuşuruz dedi. Hala ayaklarımdan bahsedememiştim. Hayır derse diye o kadar korkuyordum ki. Ancak korkunun bana hiç faydası yoktu. Söylemek zorundaydım. Yay gibi gerilmiştim ve konuya girdim. 

"Hocam benim ayaklarımda böyle böyle bir sorun var, şöyle oldu, böyle oldu, neticeten ayaklarımda açık yaralar var. " Halil hoca şöyle bir durdu, o duruş belki bir saniyeydi ama bana yıllar, yüzyıllar gibi gelmişti. "Ayaklarını görebilir miyim?" dedi. Gösterdim. Ayaklarımda sargılar vardı ama hali aşağı yukarı belliydi. İki ayağınızı da kırk kat sargıyla saracağınız bir şeyin vahameti elbette bellidir. "Hallolur onlar, sorun yaratacağını sanmıyorum." dedi. Kuzenimle birbirimize bakakaldık. [Ağlama molası müsaadenizle]

Hallolur! Hallolur! Kulağımda binlerce defa yankılandı sanki sesi. Defalarca kapılarından döndüğüm doktorlar, yattığım hastaneler, çilehane gibi odalar, çektiğim acılar, acılar nedeniyle yaşayamadıklarım, yaşayamadıklarımdan içimde kalanlar. Bu sözle gözümün önünden aktı gitti desem inanır mısınız? Orada nasıl ağlamadım, nasıl çıkana kadar bekleyebildim, ya da nasıl sevinçten zıp zıp zıplamadım hayret ediyorum. Dışarıdan "salon kadını çizgisi"ni bozmayan benim içimde ne fırtınalar kopuyordu halbuki! "Ben ol da bil." demiş ya Mevlana, benimki de işte öyle...

Ben mana alemimin derinliklerine dalmışken hoca çoktan gerekli evrakı, sevki yazmaya başlamıştı bile. Bir sürü yere bir sürü tahlil verecektim. Bir sürü yerden verdiğim tahlilleri alıp anestezi'de birleştirecektim. Olsun, kolaydı. Yeter ki beni tedavi etsindi. Gerisi umurumda bile değildi. 
Hemen o gün kan tahlili verip neşeyle eve döndüm. Tanıdıkları tek tek arayıp müjde verdim. Kolay mı, yıllardır yakınlarım da benimle azap çekmiş, üzülmüşlerdi. 

O sezon yavaştan 2010 hazırlıkları başlamış, tiyatroda işler çok yoğunlaşmıştı. İnanılmaz bir sezon yaşıyorduk. Her oyun full olduğu gibi, her gün de oyun vardı. İşin komik tarafı benim tahlillere gitmem gereken günler hafta içiydi ve ben hafta içi 5 gün boyunca oyundaydım! İzin almak ise bizim işler için ancak tatlı bir hayaldi. 

Tahlillere dokunamadan 2010 gelmişti bile. Ara sıra da olsa iptal olan oyunlar sayesinde arada gidip ufak ufak tamamlamaya çalışıyordum. Çalışmak o dönem için -mecbur- olduğum bir şeydi, aksatamıyordum. Bir yandan günde 4 apranaxla iş gününü tamamlıyor, tarifi imkansız acılarla iş yapıyordum. Tek tesellim "Belki bu ameliyatla geçecek bu acılar" idi. Ekip arkadaşlarım ve patronum, sağolsunlar, bana anlayış gösteriyorlar, oyun aralarında dinlendiriyorlardı fakat ne kadar dinlenirsem dinleneyim olmuyordu, o lanet ağrılar dinmiyordu işte...

Göz açıp kapayıncaya kadar 2010 yaz sezonu gelmişti. Bu arada tahlillerimin yarısı bitmiş, yarısı da yapılmak üzere bekliyordu. Sezon bitmişti ancak benim paraya ihtiyacım vardı. Bir biçimde bir mucize olsa diyordum ki hayatımın en güzel iş tekliflerinden biri geldi. Kariyerime bir uzun metraj daha katacak, sevgili Müjdat Gezen, Haluk Bilginer, İlker Ayrık ve Gülçin Santırcıoğlu ile "Memlekette Demokrasi Var" da oynayacaktım. 

Her ne kadar aklım hastanede ve ameliyatımda olsa da bu işi geri çevirmem hem maddi, hem kariyer anlamında imkansızdı. İstediğim kadar acı çekeyim öyle ya da böyle bu iş yapılacaktı! Şansıma oynadığım rol (Gülizar) da ayaklarından hasta (fil hastalığı) bir kadındı ve rolle adeta kaynaşmıştım. Hayatımda en keyif alarak ancak gerçekte fiziksel olarak çok acı çekerek yaptığım iş olarak tarihe geçti. 

Film çekimi, gala, özel gösterimler, reklam derken yaz bitmişti. Benim tahlillerim ise anestezide toplanacak minvale nihayet gelmişti. Anestezi uzmanının karşısına geçtiğimde hiç de iyi haberler almayacaktım oysa. Bembeyaz kağıtların üzerinde yine benimle ilgili minik felaketler vardı. Yeni felaketlerim guatr, kolestrol ve astım başlangıcı idi. Ben daha diğerleriyle baş edemezken bunlarla ne yapacaktım?

Astım için inhalerlara, diğerleri için de ilaçlara başladım. Artık günde 4 insülin, 4 apranax ve 3 inhaler ve dört ilacım vardı. Olsun, sonuçta geçecekti. Kendimi böyle telkin ede ede eylül ayını getirmiştim bile. 

Ekim aynın güzel bir günü tahlillerimi de alıp Halil hocaya göstermek üzere yola çıktım. Kaderimde rötar olacak ya, bu sefer hoca o hastaneden ayrılmış, başka bir hastaneye geçiyordu! Kaderime bir miktar sövmekle beraber hoca nereye ben oraya hesabı arkasından onun gittiği hastaneye gidecektim. O saatten sonra sağlık ocağına gitse bile arkasından giderdim. (Hoş hala da giderim)

2010 Ekiminden sonra (benim sezonum bir kez daha açılmışken) diğer hastanede yapılan testlerimin hepsi  tekrar yapıldı. Her tahlil bir daha alındı, gerekli her doktorla bir daha görüşüldü ve bir yıl daha geride kaldı.

Aslında aradan bu kadar zaman geçmesine (o zaman çok hayıflansam da) şu an şans gözüyle bakıyorum. Hem herşey hem benim, hem doktorumun içine sindi. Hatta iki kez sindi :) , hem de görüşme süremiz kısıtlı olmasına rağmen ben Halil hocayı,o da beni daha iyi tanımış oldu. Her hastaneye gidişimde onunla ilgili kafamdaki yargılar pekişiyor, her seferinde kararımdan daha bir memnun kalıyor ve onun beni tedavi etme kararına bir kez daha minnet duyuyordum.

Halil hoca titizdi, hiç bir ayrıntıyı gözden kaçırmıyor, insanı can kulağıyla dinliyordu. Ayrıntılara önem veriyor, gülümsüyor ama sırf siz mutlu olasınız diye bir takım gerçekleri gizlemiyordu. Yaşayacağınız olası şeyleri pozitifse de, negatifse de şak şak koyuyordu masaya. Hepsinin ötesinde dürüst bir insandı. Hiç bir zaman, bir an bile bana iyileşmem konusunda boş vaad verdiğine inanmadım. O bana ve iyileşmeme ilk andan beri inanmıştı, ben de ona sonuna kadar inandım ve güvendim.

Yaşadığım hezeyanları da, üzüntü dalgalarını da, yaşattığı sevinci ve dünyanın en mutlu insanlarından biri yapmasını da bu dönemlerde çok paylaşamadım Onunla. Bunun sebebi hem şimdiye nazaran, geçmişte daha kısa görüşmelerde bulunmuş olmamız, hem de benim arap atı gibi geç açılan bir insan olmamdan kaynaklanıyordu. 

Son derece sosyal, son derece konuşkan biri olmama rağmen major mutluluk ve major acılarda konuşamam ben pek. Yazarım ama, hep yazarım. Yazamıyorsam da biriktiririm. Yine öyle yapmıştım. Allahtan O çok sabırlıydı ve ameliyattan sonraki dönemde tek tek döküldü ağzımdan çoğu şey. Yine de çoğu şeyi de burada ilk defa okuyacağına eminim.

Gün döndü, günler döndü. Tahlillerim, testlerim tamamlandı.[Tahlilleri daha sonra ayrıntılı biçimde yazacağım için özet geçiyorum] Anestezi onayı, endokrinoloji raporu, her şeyi tamamlayıp Mart 2011 sonlarında hocanın karşısına oturdum. 

Tiyatrodan ayrılmış (yarım sezonluğuna), işlerimi ayarlamış, kendimi iyileşmeye adamış, mükemmel motive olmuştum. Halil hoca tahlillere, testlere tekrar baktı ve "Nisan başında müsaitsen yapalım artık şu ameliyatı!" dedi.

O zamanlar bilmiyordu, hayatımda hiçbir şey için bu kadar müsait olmamıştım!...


*Fotoğraf Doç.Dr.Halil Coşkun'a aittir.










21 Temmuz 2011 Perşembe

Hangi ameliyat bana uygun? [Obezite ve Metabolizma Cerrahisi]

İzmir bir kere daha, bu sefer doğru bir umut olmasını umduğum, bir umut kapısı açmıştı bana. Yanımda her zamanki gibi anneciğim, elimizde bir valiz, cebimizde bir doktor numarası vurduk yollara. Gittiğim doktorun karşısına geçene kadar aslında internetten öğrendiğim şeyler dışında pek bir şey yoktu aklımda. Tek bildiğim nld ve diyabetle en iyi savaşabileceğim şeyin bu ameliyatlar olduğuydu. Bir makalede ameliyat olanların diyabetlerinin %92 oranında düzeldiğini okumuştum. Yıllardır rafa kaldırdığım umut tekrar içimde yeşermişti.

Ertesi gün randevu vardı ve ben heyecandan bayılmak üzereydim. O gece sabahı zor ettim. Hem bu zamana kadar yaşadığım "yanlış teşhis/tedavi" hadiseleri, hem de hastanelerde yatmaktan oluşan bir gerginliğim vardı. Korkuyordum, ama yapmalıydım. Ve nihayet ertesi gün diye diye ertesi gün geldi.

Doktorun muayenehanesinde sıra beklerken bir yandan ömrümden ömür gidiyordu ki sıra nihayet bize gelmişti. Küçücük bir odaya girdik, doktor beyle tanıştık. Güleryüzlüydü. Bu iyiydi. Kendisini nereden bulduğumuzu anlattım ve kısa bir hasta öyküsü çıkardım. "Peki hangi ameliyatı olmak istediğine karar verdin mi?" dedi doktor bey. Ne demek hangi ameliyatı? Kaç tane vardı ki? Neydi onlar? Ben bypass dışında bir şey neden araştırmamıştım? (Başak burcu biri için sorulan bir şeyi bilmemek çok azap vericidir ayrıca). Diğer seçenekleri hiç düşünmediğimi söyledim utana sıkıla. "Şimdi tahlillerine başlayalım, sen de o sırada karar ver" dedi doktor bey. Eve gider gitmez gerekirse interneti devirip her şeyi öğrenecektim!

Eve geldim ve seçeneklerin hepsini araştırdım. Peki hakikaten Hangi ameliyat bana uygundu?

* Mide bandı: Halk dilinde kelepçe denen hadise. Kelepçe seçeneğini başlarda düşünsem bile hem kelepçenin ne yazık ki basında hep spekülatif haberlerde yer alması beni de etkilemişti. Halbuki kelepçe ehil ellerde ve gerekli takiple işe yarayan bir yöntemdi fakat ben o zaman böyle düşünmüyordum. Üstelik diyabet ve nld için bir çözüm niteliğinde olduğunu da düşünmüyordum. Dolayısıyla bu seçeneği kafadan eledim. Mide bandı ile ilgili ayrıntılı tıbbi bilgi için şuradan buyrunuz.

*Sleeve Gastrectomy: Obezite cerrahisi camiasında "tüp mide" olarak bilinen bir ameliyattı bu. Doğrusu en çok kafamı karıştıranı da buydu. Son derece işe yarayan, olanların gayet memnun kaldığı ve gastric bypass'la kıyaslandığında hasta için nispeten kolay bir operasyondu. Aklıma takılan iki nokta vardı. Biri uzun vadede sonuçları ve geri kilo alımı pek bilinmiyordu (ya da ben bulmadım o zamanlar, doktorlar biliyordur elbette). İkinci nokta ise yine diyabet konusunda bypass'a oranla regüle olma-düzelme istatistiği düşüktü. Bu beni en çok caydıran şey oldu aslında zira ben -evet kilo vermek istiyordum- ama Allah da biliyor ya asıl amacım nld ve diyabette iyileşme yaşamaktı. Beni hayattan bıktıran kilonun beraberinde getirdiği yandaş hastalıklardı. Bu yüzden bu seçeneği de kafamda eledim. Sleeve Gastrectomy ile ilgili ayrıntılı tıbbi bilgi için şuradan buyrunuz.