mini gastric bypass etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mini gastric bypass etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7 Mayıs 2013 Salı
Zayıflamak Özgürlüktür! [Mgb 2.yıl güncellemesi - Doç.Dr.Halil Coşkun]
Özgür olmamak illa hapiste olmak değildir. Özgür olmamak yük taşımaktır. Özgür olmamak yürüyememek, koşamamak, bağdaş kuramamak, terlerim diye arkadaşlarında kalamamak, istediğini giyememek...
Sen de NORMAL insanlar gibi özgür olmak istersin. Elinden geleni yaparsın. Diyetler, jimnastikler, bitki çayları, onlar, bunlar...Olmayınca olmaz işte...
Sana "yapamazsın" diyecekler...Gülecekler. Hep güldüler ya zaten. Süreki şirinliğinden dem vurup arkanı döner dönmez saydıkları lokmalarını anlatacaklar. Sana hep başaramadığını hatırlatacaklar. Lütfen dinleme onları. Belki beni tanımıyorsun ama bana inan. BAŞARACAKSIN!
Varolan iki gram umudunu da paramparça edecekler. Yataktan ne kadar yorgun kalktığını, avuç avuç ilaç içmeyi, kışın ortasında bile şakır şakır terlemeyi, kendinden utanmayı, yaralarını, dertlerini sadece yemeğe bağlayacaklar... Azıcık boğazını tutsan halbuki geçecek onlara göre. Azıcık....
Sonra bir gün biri gelecek ve diyecek ki, "Birlikte başarabiliriz. Obezite kaderin değil. Sen inanıyorsan, ben de inanıyorum." Sana UMUT verecek. Dört elle sarılacaksın umuduna, yeni hayatına.
Sonra o iyileşmeni isteyen insanlar bir bir set çekecek sana. Ameliyat olma. Zararlı. Riskli. Hani iyileşmeni istiyorlardı??? Sen dinlemeyip yatacaksın o ameliyat masasına. Kulağında binbir melodi, cesaret versin diye. Korkarak ama korktuğunu çaktırmayarak.
Sonra uyanacaksın. Toz pembe mi, hayır değil. Çok mu kolay bir süreç? Asla kolay değil ama unutma ki şişman yaşamakla kıyas bile kabul etmez.
Sonra yavaş yavaş alışacaksın sağlığa. Yürüyebilmek, yarasız yaşamak, koşmak, spor yapmak, kendine özen göstermek, terlememek, bağdaş kurabilmek, oturduğun koltuğa çantanı da sığdırabilmek, YAŞAYABİLMEK, hayattan zevk alabilmek...
Size hayatımı özetlemeye çalıştım. Kısacık satırlarla. Biliyorum ki benim hayatım, nicelerimizin yaşadıklarıdır aslında.
Tanrı bana ikinci bir şans verdi hocamın elleriyle. Ben mutlu sonuma doğru yürüdüm. Hayatımın en doğru, en güzel kararı hocam Doç. Dr. Halil Coşkun ve Mini Gastric Bypass ameliyatım.
Tanrı bana ikinci bir şans verdi. Neden size de olmasın? Mutlu sonlara inanın lütfen...
Obezite Kaderiniz Değil!
[Mini gastric Bypass 2 yıl,1 ay - 132'den 60'a...]
4 Haziran 2012 Pazartesi
Kilo Kaybı Ameliyatlarından Sonra Katılara Geçiş
Hangi türde ameliyat olduysanız olun, şayet ameliyatlıysanız ve henüz katılara geçmediyseniz, tahmin ediyorum siz de benim yaşadığım duyguyu yaşıyorsunuzdur. Katı yemeyi/çiğnemeyi özlemek! Merak etmeyin, ilk katı lokmanızı aldığınızda muhtemelen bu özleminizden pişman olacak ve pürelere dönmek isteyeceksiniz. :)
Şu kesindir ki; sıvı ve püre beslenmek çok rahat, geçişleri çok kolay ve size yük olmayan tarzda beslenme biçimleridir. Katılara geçiş, katıları hazmetmek vücudunuz için aslında minik bir travmadır. O nedenle öncelikli tavsiyem, ASLA doktorunuzun size verdiği takvimden şaşmayın. Söylediği zamandan önce (ki genellikle tüp mide için 1-1,5 ay, gastric bypass için 1,5-2 ay) kesinlikle katılara geçmeye çalışmayın. Katıyı erken yiyebilmek, sizin için bir zafer değil, vücudunuza gelecek ekstra yüktür. Üstelik zamanından önce midenize yüklenmek ameliyatınıza zararlı olabilir.
Bu noktada benim kullandığım besin takvimi, doktorumun sitesinde yer alan takvimdi. Doktorunuzun tavsiye ettiği listeler sizin için öncelikli olmalıdır, yine de çok uzun dönem sıvı beslenmek barsak floranızı bozacağından bunu kişisel olarak tavsiye etmiyorum. Böyle bir listeniz varsa bir araştırmanızda fayda var.
Yine katılara geçişte hatırlamanız gereken en önemli şey sıvı ve püre öğününüzden çok daha çabuk doyacağınız ve çok daha az yiyebileceğinizdir. Küçük bir tabak püreyi belki rahatça yiyebilirsiniz ama söz konusu katılar olduğunda tahminen ancak yarısını yiyebileceksiniz. Panik yok, normal bu. Sakiniz. :)
Benim katılara geçişim ekşili köfte yemeği ile oldu. Yanlış hatırlamıyorsam iki minik köfte yiyebilmiştim. Benim tavsiyem katılara geçişinizde çok katılardan başlamamanız ve bu süreci acelesiz, bebek adımlarıyla geçmeniz. Ben öyle yaptım ve son derece rahat bir geçiş dönemi yaşadım. Bebek adımlarından kastım ne peki? Şu: ezilebilecek ve/veya nispeten hazmı kolay şeylerden başlayın.
-Kıymalı kabak yemeği
-Kıymalı ıspanak
-Kıymalı semizotu
-Her nevi sulu köfte
-Balık (ton balığı/ fırında balık/buğulama)
-Rafadan yumurta
-Kabuksuz meyveler (çilek hariç)
Bunun bir ileriki adımında, katıların ilk adımına rahat geçtiyseniz:
-Kıymalı pırasa yemeği (pırasanın hazmı zordur ancak sindiriminiz için fevkalade yararlıdır. yine de ilk tercihiniz olmasın.)
-Kıymalı bamya (yine sindirim için muhteşem bir yemek!)
-Kıymalı karışık sebze
-Kabuğu soyulmuş domates ve biberden yapılmış menemen
-Lor peynirli yumurta
-Kıymalı bezelye
-Kıymalı türlü
-Beyaz peynir çeşitleri
-Zeytin ezmesi/zeytin
-Havuçlu, yoğurtlu meze (pişirerek yapılanı)
-Yoğurtlu semizotu
-Süzme yoğurt
Her yemeği ısrarla kıymalı yazmamın sebebi, et hazmı oldukça zor ve sizi yoracak bir tercihtir. Tamamen katılara sorunsuz geçtiğinizde et denemeleri yapmanızı öneririm. Ayrıca yemeklerinizi et/tavuk suyuna pişirmek protein alımı açısından size oldukça yarar sağlar.
Bir adım sonrasında sizi nispeten daha az yoracak bir iki seçenek eklemelisiniz.
Tavuk (kalça but hazmı en kolay yerdir)
Sebzeli tavuk haşlama
Okyanus balıkları
Midye/kalamar/surumi (yengeç) (muhteşem protein kaynakları)
Benim/annemin pişirme tercihlerim/iz her zaman yağsız ve/veya çok az yağlı oldu. Zira kullandığınız kıyma/tavuk yeterince yağ içermekte. Günde üç tatlı kaşığı yağ bünyenin yağ ihtiyacınız karşılar. Bana kalırsa bunlar zaten tavuk ve kıymada var ama gözünüze az geliyorsa yemeğinize ekleyin.
Kahvaltılarınızda meyve ve/veya rafadan yumurta almayı tercih edin. Meyveyi sabah yemek sinidiriminiz açısından oldukça yararlıdır. Nedense bizim kültürümüzde meyve akşam yemeğinden sonrası ile özdeşleşmiş. Halbuki sabah meyve yemenin sayısız faydası var. Kahvaltı öğününde sade yumurta ya da lor yavan geliyorsa eti form etimek tüketebilirsiniz. Ben hala öyle yapıyorum.
Bypass ya da sleeve (tüp mide) için de bir hatırlatma yapmak isterim. Özellikle yakın katı dönemlerinizde çiğ sebze/baklagilden uzak durun. İlginç bir biçimde insanın canı ısrarla salata yemek istiyor biliyorum ama çiğ sebzenin ve baklagillerin hazmı çok zor olduğu gibi, insanı çok rahatsız ediyor. Bir yemeğe koyarken de sebzelerinizi (özellikle domates gibi ince kabukluları) soyun. Asla zar kabuklu şeylerin kabuğunu yemeyin.
Yine yakın katı döneminizde mısır gevrek ve lapaları midenize oturma hissi yaratır ancak uzak katı döneminde şahane kurtarıcılardır. Restoranlarda soğuk meze olarak geçen şeyleri rahat yediğinizi göreceksiniz. Bunlar da dışarı yemeğe çıkıldığında çorba seçeneğiniz yoksa şahane kurtarıcılar oluyor.
Ekmek mümkün olduğunca uzak durmanız gereken bir besin. Ne kadar geç başlarsanız o kadar iyi. Lakin bazı besinler var ki ekmeksiz yenemiyor. Burada benim kullandığım taktik, bu tarz besinleri (yumurta gibi) form etimekle yemek. Kabul edin, ekmek olmazsa olmazlarınızdan değil ve olmamalı.
Makarna, pilav, hamurişi, karbonhidrat ağırlıklı besinler diyetinizde 6 aydan önce olmamalı. Siz bunları okuduğunuzda benim 13.ayım dolmuş olacak ve ben hala bunlardan uzak duruyorum. Özellikle pilav toplamda 3 kere ancak yemişimdir, o da mecburi ortamlarda. Eksikliğini de hissetmiyorum.
Peki katı döneminin kaçamakları nelerdir?
İşte size dev hizmet. Hem yemesi kolay, hem kalorisi az, benim sıklıkla başvurduğum kaçamaklar. ;)
-Çubuk kraker (hala çantamda taşırım, kurtarıcıların en büyüğü)
-Patlamış mısır (yağsız, tuzsuz, 1 bardak)
-Ceviz, badem, yabanmersini, leblebi
-Şayet şekeriniz düşüyorsa akide şekeri (tarçınlıyı tercih edin.)
-Nesquik
(Muayyen dönemlerinde tatlı aşerenler için not: Bu dönemlerde hafif ve ufak bir porsiyon sütlü tatlı tercih edebilirsiniz (sütlaç hariç) ancak dumping seçeneğini unutmayın. Limonata ve sahlep'in bile zaman zaman dumping yapabildiğini düşünürsek dikkatli olmanızda fayda var.)
Yukarıdaki satırlarda da belirttiğim gibi benim katılara geçişim çok rahat oldu. Umarım bu bilgiler size katılara geçişte bir nebze yardımcı olur. Unutmayın, geçişlerin hepsini bebek adımlarıyla yaparsanız kilo verişiniz uzun atlama adımlarıyla olur. Haydin kolay gelsin! :)
16 Ağustos 2011 Salı
İşte karşınızda büyük gün! [20.04.2011 Mgb Doç.Dr.Halil Coşkun]
Belki birçoklarına garip gelecektir ama hayatımda hemen hemen hiç ölüm korkusu yaşamadım ben. Belki hayatımın major hastalıklar ve ölüme çok paralel gitmesinden, belki acıya alışmaktan, belki de yetiştiriliş tarzından, bilemiyorum.
17 Nisan 2011 gecesi ameliyattan önceki son canlı yayınımı yaptım. Yayının sonuna kadar gayet sağlam, heyecansız ve itidalli olan ben, dinleyicilerimden helallik istediğim anda dayanamadım ve ağladım. Bu yaşadığım ölüm korkusu değil, bu kadar sevilmenin verdiği mutluluktu belki. Yazdığım her platformda, tüm sosyal medya araçlarında ameliyatımdan bahsettim ve helallik istedim. [Hak helal etmek benim için hep önemli bir mevzuydu, hala da öyle.] Pazar gecesi yatağıma yattığımda arkamda yüzlerce hatta binlerce insanın duası olduğunu biliyordum.
Hayatta bazı şeyleri bilirsiniz, hissedersiniz ama ispat edemezsiniz. Doktoruma olan güvenimin yanısıra ameliyattan sağ ve sağlıklı çıkacağıma adımın Başak olduğuna emin olduğum kadar emindim. Bunu o kadar kuvvetli hissediyordum ki...Bu ameliyat benim ikinci doğumum olacaktı. Buna kalben emindim ama ispatım elbette yoktu.
18.04.2011 Pazartesi sabahı erkenden hastanedeydik.[Bezmialem Vakıf Gureba] 1.71 boy-130 kiloyla, yandaş onlarca hastalıkla beri yandan onlarca tonluk umutla hastaneye yatmıştım. Bir yandan evrak işini hallederken bir yandan da son morbid obez kahvaltımı ediyordum. İki adet poğaça. İtiraf etmeliyim ki normalde rahatlıkla en az 3-4 poğaça yerdim ama sanıyorum heyecandan yiyememiştim.
Normal insanlar gibi bir çanta ile bir yere gitme huyum olmadığından sanki hastaneye değil de Antalya'ya tatile gitmişim gibi yerleşiyorduk odaya. İtiraf ediyorum biz ailece çok abartmıştık! Allahtan hastanelerde "özel oda" kavramı vardı da başka insanları rahatsız etmeden yerleşebildik.
Ameliyat öncesi rutin testler yapılıyordu bir yandan. Her şey yolunda gözüküyordu. Oldukça meşgul olmasına rağmen sevgili doktorum Halil bey bu süreçte beni hiç yalnız bırakmadı diyebilirim. Ne zaman biraz gerginleşsem artık hissediyor muydu yoksa tesadüf müydü bilemiyorum ama şak diye odanın kapısında o muhteşem güleryüzüyle beliriyordu. Pazartesi günü bana tembihlenen en önemli şey artık şu saatten sonra katı bir yiyecek yememem gerektiği idi. [ Buna ameliyattan önce benden başka uyan yokmuş, ben uymuştum ve içim gayet rahattı. Lütfen size söylenen zamandan itibaren ASLA katı bir şey yiyip içmeyin. Ufak bir kaçamak dahi ameliyatınız ve daha önemlisi hayatınızı tehlikeye atabilir zira mide-bağırsak ameliyatı oluyorsunuz. Çıldırmayın :)] Dolayısıyla aralarda sürekli çorba ve ayran içiyordum.
Pazartesinden Salı gecesine kadar zaman geçmek bilmedi. Ailemle her yapılan son testte dokuz doğurduk. Ameliyat sabahına kadar hep ayaklarım sorun çıkaracak diye korktum ne yalan söyleyeyim. Nihayet Salı günü olduğunda doktorum bu işi de ele almış ve ayaklarıma ultrason çektirmişti. O an stressle dolup taşsam da çıkan sonuç -ameliyata engel değildir- olunca ailecek gözyaşları içinde sarıldık birbirimize. Benimle birlikte her adımda onlar da rahatladı, derin bir oh çekti.
Nihayet Salı akşamı olmuştu. Ameliyat için gerekli olan emboli çoraplarımı giymiş, triflomu başucuma koymuş sanki hiç heyecanlanmıyormuş gibi yapmaya çalışıyordum. Sayfalarca kağıt imzalamış, yüzlerce kişiyle konuşmuş, artık zamanın geçmesini bekliyordum. Tam bu sırada -yine adeta hissetmiş gibi- sevgili doktorum geldi odaya ve sanıyorum ameliyattan önce son konuşmamızı yaptık. O'nun pırıl pırıl pozitif enerjisinden sonra zaten kötü şeyler düşünmem olanaksızdı ve düşünmedim de.
Ameliyat Sabahı
Ameliyat sabahı sabah 06:00'da yatakta dikilmiştim. Heyecan değil ama garip bir boşluk hissediyordum. Aşağı inip hava almak istedim. Annem kalktığımı hissetti sanırım, şak diye gözlerini açtı hemen. Aşağıya indik annemle. Gün yavaş yavaş doğuyordu. Son -hasta- nefeslerimi alıyordum. Sürekli aklımda şu vardı : Bana bir şey olursa - ki olmayacağını hissediyordum kimse kendini sorumlu ya da suçlu hissetmesin.. Bunu ameliyat sabahı anneme ya da doktoruma söylemem pratikte can acıtırdı ama anneme söyledim. Ne doktorumu ne de annemi gereksiz ruhsal bir yükle ardımda bırakmak niyetinde değildim.
Yukarı çıktık ve ameliyat saatini beklemeye başladık. Saat 8:00 diye planlanmıştı ameliyatım. Saat 7:30 sularında ameliyat için giyeceğim önlük ve bone geldi. Beni taşıyacak sedye de kapıya parketti. Havada oluşan melankoli zerreciklerini neredeyse görebiliyordum. Biri duygusal bir konuşma yapsa hepimiz hüngür hüngür ağlayacaktık. Saat gelene kadar uyumaya karar verdim. Aslında sadece gözlerimi kapatmış hayatımı düşünüyordum, sevdiklerimi. Bu zamana kadar benim yüzümden, hastalıklarım yüzünden yaşadıklarını. Geçecek diyordum, bugün bittiğinde hepsi geçecek....[Kısa bir ağlama molası yine]
Nihayet vakit geldi. O abuk subuk önlüğümsü şeyle sedyeye binmeye çalışmak gerçekten zordu ve giderayak kahkaha krizlerine girmeme sebep oldu. Annem sedye asansörüne kadar yanımda geldi. Kendimi zor tutuyordum. Bir adım daha atsa ağlayacaktım. Anneme o saniyeye kadar "Hakkını helal et." diyememiştim, o saniye ağzımdan döküldü. "Hakkını helal et annecim, seni seviyorum!" Annem elimi tuttu ve "Helal olsun, ben de seni seviyorum kuzum." dedi. Adeta türk filmlerindeki gibi bir sahneydi ve sedyeyi götüren arkadaşın bile gözleri doldu...
Asansörde kendimi toparlamaya çalışıyordum zira doktorumun son görmesini istediğim şey zırl zırıl ağlayan bir Başak'tı. Netekim toparlandım da. Ameliyathane katına geldiğimizde beni başka biri devraldı ve bekleme alanı gibi bir yere parketti (sedyeyi durdurma fiili nedir bilemiyorum, o yüzden parketti uygun geldi) Biraz ötemde yaşlı bir amca vardı fıtık ameliyatına girecek, onunla biraz sohbet ettikten sonra zaman geldi ve ameliyathaneye geçtik.
Şimdi biraz manyak olduğumu düşüneceksiniz ama ben oldum bittim ameliyathaneleri severdim. Uzay gemisi gibilerdi, hep ilgimi çekerdi. Geceleri boş vaktim olduğunda ameliyat izlerdim hep. (Böyle kadın olmaz olsun dediğinizi duyar gibiyim)
Kendi olacağım ameliyatı defalarca seyretmiştim ameliyata girmeden. Hatta kullanılacak aletleri bile internetten incelemiştim. Dolayısıyla etraftaki ıvır zıvıra yabancı değildim. Ameliyat masasına geçtim, bir yandan da anestezi uzmanıyla sohbet ediyorduk. Gerçekten çok soğuktu, o kadar soğukta titremeden iğne yapmak bile büyük başarıyken koskoca ameliyatlar yapılıyordu. Sektöre saygım bir kez daha arttı.
Sonunda anesteziyi alacağım ana gelmiştik. Bana uzak gelen ama aslında yakın bir mesafeden (ameliyathane ortamı) doktorumu gördüm. Artık gönül rahatlığyla kendimi bırakabilirdim. Kendime iyi uçuşlar diledim. 5-4-3...1'i sayamadan narkoz çayırlarında hopluyordum bile :)
Başaaak,başaaak,başaaak,başaaak...İçimden cevap vermeye çalışıyordum, Gayet de "efendim" dediğimi sanıyordum ama muhtemelen "neeöööee" gibi bir ses çıkardım. Yarım yamalak bozuk bir algıyla başımda dikilen yemyeşil bir adam hatırlıyorum. Koluma dokunuyor, tanıyamadığım için tepki veremiyorum. "Iaaaayöf" gibi sesler çıkarıyorum. Aslında demek istediğim "bitti mi?" idi.
"Ben Halil Coşkun" diyor yeşil kıyafetli adam. Ne alakası varsa o anda "Yırttık abicim yırttık!" repliği geliyor aklıma. "Geçti,bitti. İyisin." diyor doktorum. O an mantıklı ve güzel çok şey söylemek istiyorum ama iki kelimeyi bir araya getiremiyor beynim. Ağzımdan ne çıktı farkında değilim, sadece bakışlarımla teşekkür ediyorum. Halil bey anlar diyorum, o anlar... (Tabi teşekkür eden bakışlarla baktığımı sanıp narkozun etkisiyle muhtemelen yavru dana gibi bakıyordum o an, olsun :)
Odaya çıkışımı ve ilk saatleri hiç anımsamıyorum. İlk uyandığımda annem ve kuzenim başımda, oda kalabalık. Çok fazla gürültü var. Uyumak istiyorum demeye kalmadan tekrar uyuyorum. Acıdan ziyade hissettiğim şey uyku. Kaç sefer böyle uyanıp uyandım hatırlamıyorum. Ara sıra biri tansiyonuma, şekerime bakıyor. Ara sıra doktorumu görüyorum, ara sıra annemi ve kuzenimi. Bazen babamı. O gördüklerim gerçek mi değil mi onu bile ayıramıyorum. Tepemde bir sürü şey asılı, burnumdan ve karnımdan bir hortum çıkıyor. [Nazogastric hortum ve dren]. Galiba altımda da bir hortum var ama ne olduğunu kestirecek durumda değilim. Tek isteğim uyumak.
Ameliyatım 2,5 saat sürmüş.[Uyandırma, odaya gelme derken 4,5 -5 saat elbette] Biz daha uzun olacağını sanıyorduk. Her türlü uzama ihtimaline ve lap. ameliyatın açığa dönme ihtimaline hazırlıklıydık. Yine de çabuk çıkmam herkesi sevindirmişti. Ameliyatta olduğum süre boyunca sözlükten ve diğer sosyal medya mecralarından sayamayacağım kadar çok telefon, mesaj gelmişti. Bazı arkadaşlarım ve hatta yüzünü bile görmemiş olduğum bazı dinleyicilerim ziyaretime geldi. (gelmiş). Bu benim ve ailem için büyük lütuftu. Belki de insanlara iyi görünebilmek için, üzmemek için ameliyatımın akşamı hemen ayağa kalkmak istedim. Sırtımın ağrısı ve ameliyat kesileri dışında ne ağrım ne de acım vardı ama kimse bana inanmıyordu.
Nihayet akşam Halil bey bir kez daha durmumu kontrol etmek için geldi. Gayet iyiydim ama yürümek istiyordum. "Kalkmak istiyorum hocam." dedim. "Bu gece yat bakalım, yarın sabahtan itibaren kalkabilirsin. İstemediğin kadar yürüteceğiz seni." dedi. Tamam bir gece yatmaya dayanabilirdim. Söz dinledim.
Ertesi sabah vizitten önce yine sevgili doktorum kontrole geldi ve yürüyebileceğim müjdesini verdi. Sırt ağrım dışında kesiklerim de çok acımıyordu. Annemin ve aile dostumuz Kadriye ablamın kollarında ayağa kalktım. Odadan çıktık, biraz yürüdük. Vizite gelen doktorlar şaşırmışlardı. Normalde hastalar yürümeye pek gönüllü olmuyormuş, ben kendimi atmıştım resmen yataktan. Yürümenin bu ameliyat sonrasında ne kadar önemli olduğunu biliyordum, sanıyorum o bilinçaltıma kazınmış.
Ameliyattan sonra en çok yaptığım şeyler koridorda yürümek, triflo üflemek, uyumak ve internette takılmak oldu. Çok büyük yorgunluk, bulantı, kusma hissi ve baş dönmesi hissetmedim. Tek sorunum sırtıma ve köprücük kemiğim civarlarına saplanan sabit gaz sancısıydı. Bu da ameliyatta karbondioksit verdikleri için normaldi. Yaşanması beklenen ve makul sorunları dahi yaşamadım. Bunun ameliyata çok motive olmamla ve metabolizmamla ilgisi olabilir, bilemiyorum. Belki de sadece şanslıydım. Her halükarda kolay bir iyileşme süreci geçiriyordum.
Ameliyattan hemen sonra diyabet için aldığım insülinler kesilmiş, bir gün sonra da şeker hikayem tarihe karışmış, şekerim regüle olmuştu. Ameliyatımın sanıyorum ilk hediyesi buydu. Diyabeti yendik! Evet inanılmaz görünüyor ama oldu!
Ameliyattan hemen sonraki süreçte beni en çok zorlayan susuzluk oldu. Serum aldığım halde su için öldüm bittim diyebilirim. Halil bey dahil odaya giren herkese Cuma sabahına kadar "Su istiyorum lütfeeeeeeeeeeeğn" diye yalvardım. Cuma sabahı nihayet sevgili doktorum ya halime acıdı, ya da benden yıldı bilemiyorum, "Yarın kaçak testinden sonra su içebilirsin." dedi. Dünyalar benim olmuştu. Bir gün sabredebilirdim, evet.
Cuma günü aynı zamanda Halil bey Nazogastric hortumumu da çıkardı. "İçim gıcıklanıyor hocam." dedim. "Bu niye hala burada" dedi ve vıjt vıjt vıjt üç hamlede çıkarttı hortumu. Ben o şeyi boğazıma kadar sanıyordum, meğerse mideme iniyormuş! İçim gıcıklanıyor tam da uygun kelimeymiş yani :) Bu arada hortum çekilirken canınız yanmıyor, 10 saniye bile sürmüyor, içiniz gıcıklanıyor, o kadar. Sanki içinize kocaman bir olta atmışlar da onu topluyorlarmış gibi. Sakın korkmayın ve hareket etmeyin işle sırasında. Altı üstü 10 saniye :)
Ertesi gün sabahın seherinde kaçak testi için beklemeye başladım. Metilen mavisi ilave edilmiş suyu içecektim. Kaçak varsa drenden çıkacaktı. Tabii ki kaçağım yoktu anca bu yine benim hissettiğim ancak tıbbi bir ispat taşımayan şeydi. Metilen mavili suyu (tadı gerçekten çok iğrenç) içtim. İçsel olarak tahmin ettiğim üzere kaçağım yoktu. Gün benim günümdü. Hem kaçağım yoktu, hem de su içebilecektim. Çok küçük yudumlarla ufak bir bardak su içtim ağlaya ağlaya, şükrederek.
Normalde çoğu zaman otomatik olarak yaptığımız şeylerin ne kadar değerli olduğunu bir kez daha anladım. Cumartesi günü iyice hareketlenmiş, odada duramaz olmuştum. Şansıma hava çok çok soğuktu ve bahçeye çıkamadık, kantinde açık bir çay içip tekrar odamıza döndük. Açık çay içmek bile bünyemde devrim etkisi yaptı. O kadar güzeldi ki!
Pazar sabahı ikinci kaçak testi için içinde ne olduğunu bilmediğim bir suyu (tadı metilenden daha iğrençti) içtim ve röntgen çekildi. Daha ufak kaçak var mı emin olmak için yapılan bu işlemden de sapasağlam çıkmıştım. Çok şükürdü, bin şükürdü! Pazar gününün diğer kısmı pazartesiyi bekleyerek, gaz sancıları çekerek ve her pazar yaptığım yayınımı yapamadığım için ağlayarak geçirdim. Bu zamana kadar yayınlarımı aksatmamıştım. Bu bir disiplin işiydi ve ben hastane yatağında buna ağlıyordum! (bkz: işkolik bir başak burcu kadını olmak)
Nihayet beklenen gün gelmiş, yedi günlük hastane misafirliğimin sonuna gelmiştim. Pazartesi sabahı drenim çıkarıldı. Bu da can acıtmayan bir işlemdi. Zaten 10 saniye sürüyordu. Nefesinizi tutmanız yeterli oluyordu.
Yapacaklarım, yapmamam gerekenler son kez anlatılmış ve sıra vedalaşmaya gelmişti. Hastaneden çıkarken benim kadar geniş gülümseyen var mıydı bilemiyorum ama yeni hayatıma, diyabetsiz, nld'siz, dertsiz tasasız hayatıma attığım adımın keyfi hem benim, hem de sevgili doktorumun yüzüne yansımıştı...
Yapacaklarım, yapmamam gerekenler son kez anlatılmış ve sıra vedalaşmaya gelmişti. Hastaneden çıkarken benim kadar geniş gülümseyen var mıydı bilemiyorum ama yeni hayatıma, diyabetsiz, nld'siz, dertsiz tasasız hayatıma attığım adımın keyfi hem benim, hem de sevgili doktorumun yüzüne yansımıştı...
Artık yeni hayatımın, yeni doğumumun tadını çıkarmaktaydı sıra,
Yeni hayatım beni bekliyordu! :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










