doç.dr.halil coşkun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
doç.dr.halil coşkun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Temmuz 2015 Cuma

Mutlu sonlara inanın, lütfen!... :)



Kişisel gelişim ıvır zıvırlarına pek itimadım yoktur. Hep yazarım, hep söylerim. Ancak kişisel gelişim ıvır zıvırlarının bir tanesinde duyduğum şahane bir meseli aktarmak isterim. Derler ki: İnsan hayatı lastik bir toptur. Dibe vurmadan sıçraması, yukarıya yükselmesi imkansızdır. İşte hayatımın özeti demiştim bunu okuyunca. Dibe vurmadan belki de yükselmem imkansızdı. Vurdum ve yukarı çıktım, çok şükür.

Bu yazıyı hangi ruh haliyle, nerede, hangi acı ya da sevinçle okuyacaksınız bilmiyorum ancak bildiğim bir şey var. Lütfen, iyiliğe, mutluluğa olan inancınızı kaybetmeyin. "Biz her insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık" der Güzel Kuran'ın İsra suresinde. Çabamı, inancımı, umudumu hiç kaybetmedim ben. Sorguladığım, isyan ettiğim, haykırdığım çok oldu ama içimde bir yer her zaman umudunu sürdürdü. Siz de kaybetmeyin olur mu?

Bu sefer talihin çarkları benden yana dönüyordu diye ara vermiştim. Sanırım ameliyatımla birlikte sağ omuzuma konan talih kuşu üzerimde çiftleşmeye karar vermişti. :))

Etrafımızdaki "çok hızlı gidiyorsunuz aman dikkat!" diyen eş dosta inat, ailelerimizle birlikte bu isteme-nişan-nikah vıdıvıdı sürecini sündürmeme niyetindeydik. Çok garip biçimde birlikteliğimize çok sevinen eş dost, bu sefer "ayh biraz bekleyin" havası çalmaya başlamıştı. Kimseyi dinlemeye niyetimiz yoktu. Bu yaştan sonra, bunca acıdan sonra birbirimizi bulmuştuk. Birbirimizi tekrar sevgiye inandırmıştık. Niye ve tam olarak neyi bekleyecektik? (Hiiiiieç!)

29 Ekim 2011 akşamı bu sefer bizde aileler biraraya geldi. Daha önceden zaten yüzük takacağımız konuşulduğu için isteme-nişan birarada oldu. Ortalama 90 kilo falandım o zamanlar, hala kilo verme sürecindeydim ameliyatımın. Kıpkırmızı bir nişan tuvaleti vardı hayalimde ancak bedenime uygun bulamadım. Olsundu. Beyaz bir elbise buldum. Yine herkes beyaz ancak nikahta olur dedi ama ben bembeyaz mini bir nişanlıkla yine kendi devrimlerime imza atıyordum. Böylece o gece resmi olarak istendim.

Heyecan tavandı elbette. Çok aile içi bir nişan idi ama rüya gibiydi zira çok aşıktık. Hala öyleyiz. (Burada maşallaaaaaah çekilecek pls)



Konumuzdan bağımsız olarak bir şey itiraf etmemde yarar var. Biriyle evlenme sürecine girdiğinizde etraftan en çok duyacağınız söz "aman tatlı telaşlar bunlar ahahah" olacak. Aldanmayın. Hiç de tatlı değil. Düşünmeniz gereken milyar ayrıntı, kurmanız gereken bir ev, eşyasıydı, davetiyesiydi, tanıdıklardı, herkesi memnun etme telaşıydı canınız çıkacak. Zaten bu süreci bu kadar zor yapmanın nedeni sanıyorum insanların yılıp boşanmalarını falan engellemek olmalı. Zira teknik olarak devlet huzurunda atılacak iki imza örflerle bu kadar meşakkatli ve zor hale getirilebilir. Bu noktada çiftlere tavsiyem insanları değil, kendinizi memnun edecek tercihler yapın. İyi ki yapmışım dedikleriniz hep onlar olacak çünkü.

Gelelim sürecime. Nişandan sonra güne karar verme, gün alma, resmi işlemler vs için koşturduk.
Bunun yanında kilo veririmim devam ettiği için her gelinlik provam, gelinliğimi dikenler için bir kabustu. Göbek ve kol kısmımda kilo verimine bağlı sarkmalar olduğu için kollu ve oldukça hareketli bir model seçmiştim. Aslında mantıklı olan kilo verimi sürecini tamamlayıp öyle evlenmek fakat gönül ferman dinlemiyor tahmin edeceğiniz üzere. :)

12 Mayıs 2012. İşte bu ikimizin de hayatını değiştirecek, ikimiizn hayatını kalp şeklinde düğümleyecek tarihti. Gerek maddi durumumuzdan, gerekse yoğunluktan tarihin görüp görebileceği en temel davetiyeyi seçmiştik. Bizi mutlu etmişti, önemli olan ise sadece buydu.
İkimizin de tamamen unuttuğu fakat örfümüzde kapppppı gibi yeri olan kına gecesini bize ailelerimiz hatırlattı. O hep istediğim kırmızı elbiseyi olmasa bile ona yakın bir elbise giyebilmiş, muradıma ermiştim. Çılgınca eğlenceli olmadı ama nikahtan önce son adım olan kına gecesinin de hakkını vermiştik. (O uzun kırmızı elbise hala hayallerimi süslüyor!)

Günler geçmiş, nikah tarihimiz iyice kapımıza dayanmıştı. Size bir minik sır daha vereyim. Bu süreçte müstakbel eşinizle birbirinizin saçını başını yolmazsanız bir daha zor yolarsınız. Stres topu gibi gezdiğiniz ve ancak nikahtan sonraki sabah rahatladığınız bir dönem bu. (Aranızda gülen fesatlar var, hayır kastettiğim o rahatlama değil!)

Biz düğün istemiyorduk, ailelerimiz istiyordu. Biz nikah şekeri istemiyorduk, onlar istiyordu. Biz kimseyi kırmamaya çalışıyorduk ve fakat hem paramız, hem zamanımız bu trilyon ayrıntı için yetmiyordu. Nihayetinde nikahtan sonra dostlarımızla maç izlemeye gitmeye karar vererek bu zorlu dönemeçi de atlattık. (Nihayetinde GS - F B şampiyonluk derbisi vardı ve kimse kusura bakmasın ama kaçmazdı!!!) Netekim kaçırmadık. :)))

Günler geçti. Nikah tarihimiz kapıya dayandı. Aslında hçbir şeyi gönlümüzce yetiştiremedik. Trafiğe kaldık, evden anlı şanlı çıkarılamadım falan falan ama nihayetinde sevdiğim adamın kollarında olmak, bir ömür boyu onunla nefes alacak yemini etmek tüm aksaklıkların üstündeydi.

12 Mayıs 2012 tarihinde Üsküdar evlendirme dairesinde, nikah şahitliğimi can hocam Doç.Dr.Halil Coşkun yaparak Erdem Şekerpare, canım, ciğerim, hayatımın, evimin direği ile dünya evine girdim. Bizim oralarda şöyle bir tevatür vardır. Nikah şahidi mutlu bir evliiği olanlardan seçilir. Gerek mutlu evliliği, gerekse hayatıma attığı imza nedeniyle kendisinin nikah şahidim olmasını istediğimde beni kırmayıp hocam hayatımın bu önemli mihenk taşına daha imza attı. :)




Saat 18:00'de son nikah olarak kıyılan nikahmız sonrasında daha önce kararlaştırdığımız gibi maç izlemeye gittik. (Evet birçok kişi bu yüzden bize deli muamelesi yaptı, olsundu.) Önemli olan hayatımızı istediğimiz şeklide birleştirip, istediğimiz şekilde kutlama yapmamızdı. Üstelik o sene şampiyonluk hediyesini de biz almıştık. Daha ne isterdik?

Bu süreç, bu mutlu son zayıflamamla başlamamıştı. Bunu önemle anlatmak isterim. Hayatımında yıldızların ışıldadığı bu dönem, KARAR VERMEMLE, hayatımı değiştirmeye niyetlenmemle başlamıştı. Kendimde hissettiğim son güç kırıntısıyla hayata tutunmuş, adeta pençelerimi geçirmiştim.

Yaşamak istiyordum. Şimdi 20 yaşında ameliyat olanlara bakıp özeniyorum o yaşta hayatlaını kurtardıkları için. Ben kendimce geç kalmış ama kaderimin zamanlamasına göre kendime cuk oturmuştum. Tüm adımlarımın, çabalarımın meyvesini toplamıştım.

Bilmeniz gereken canlar; ben Allah'ın özel bir kulu değilim. Hayatınızı değiştirmeye niyetlendiğinizde, önünüzdeki çakıl taşların nasıl da birden yokolduğuna şahit olacaksınız. Benim kaderden anladığım; Tanrı karar vermemizi ve çabalamamızı istiyor. Sadece benim için değil, hepimiz için böyle. Ben, yola çıkarken isyan ettim, infial yarattım, idrak ettim, çabaladım ve çalıştım. Hepimiz bu süreçlerden geçtik ve geçeceğiz.

Başta alıntıladığımı yineliyorum.
"Biz her insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık"
O kadar doğru, o kadar aydınlatıcı, o kadar motive edici ki bu cümle benim için. O kadar kutlu ki...
Hayatımın en önemli kelimeleri desem yanlış olmaz.
Lütfen siz de inanın. Değişmeye niyet edin ve çaba gösterin.

Göreceksiniz, değişime şahit olacaksınız. Yeter ki inanın ki; mutlu sonlar var.
Ben bütün bunları çok parasız, çok hasta, çok kahırlanarak, çok isyanlarda ama hep umud ederek geçirdiğime göre her biriniz başarabilirsiniz.

Ben hepinizin sürecinize yürekten inanıyorum.
Mutlu sonlara innaın, lütfen. Fiizksel olmasa dahi, yapayalnızken elinizi tuttuğumu hayal edin. Bu yolda yalnız ve çaresiz değilsiniz.

Benimle aynı süreçleri geçiren sizler...
Hepinize yürekten inanıyorum.<3 






30 Ağustos 2014 Cumartesi

Hayatım olmuş işler güçler! :)



Hayatımda kader çarklarının benden yana dönmesine alışkın olmayan biri olarak, hem sağlık, hem de aşk yönünden zannedersem altın çağımı yaşıyordum. Tek sorun işsiz olmamdı. Ayda bir teklif geliyor, onda da abuk subuk fiyat yada şartlar getiriyorlardı önüme. Kabul etmem demek, özsaygımı kaybetmem demekti. Elbette kabul etmemiştim.

İnsan hayatta neye yeteneği olduğunu ve neye hiç olmadığını bilir. Örneğin benim matematik, muhasebe, hesap-kitap, raporlama, tablo yapma vs.  gibi işlere zerre yeteneğim yoktur. Diğer yandan çene yapma, sosyal medya, yazı-çizi, yabancı dil, bu zamana kadar yaşadıklarım ve biriktirdiklerim göz önüne alındığında tıbbi şeyler, dekorasyon, tasarım vs gibi şeylere ciddi anlamda yeteneğim vardır. Ben de kendini bilen biri olarak öncelikle kendime uygun bir iş aradım. Bu arada kaderin cilvesi, yine Ekşi Sözlük'ten sevdiğim bir arkadaşımın ortağı olduğu bir ajansa iş görüşmesine gittim. İş görüşmesinde işi aldığım yetmediği gibi, bir de görüşmenin hemen arkasından çok önemli ve çok meşhur bir şirketle toplantıya girdik. :)

Bu kısım şans mı, kaderin cilvesi mi bilmiyorum ama eskiden de (henüz iş ilanlarının sadece gazetede olduğu yıllarda) parmağımı bir ilana koyup, ben buraya gireceğim dediğim her işe girdim. Her projede yer aldım. Bu sefer de şansım yaver gitmişti ve piyasada iyi durumda olan bir ajansta işe başlamıştım. İş koşulları güzeldi ve işimi seviyordum ancak açıkçası gözümü obezite cerrahisine dikmiştim.

Sosyal Medya Uzmanı olarak çalıştığım zamanlarda çok büyük şirket ve grupları temsil ettim. Hiçbirinden negatif dönüş almadım ancak gözüm de gönlüm de hep ameliyatımla ilgili birşeyler yapmaktan yanaydı. Ne kadar çok kişi ameliyatları bilir, kurtulursa o kadar iyiydi. Kimsenin benim gibi, benim kadar acı çekmesini istemiyordum zira kendi acıma katlandığım kadar başkalarınınkine katlanamıyordum. İnsanlar süreçlerini anlattığında her seferinde hüngür hüngür ağlıyordum. (hala ağlıyorum).

Çok yoğun çalışmama rağmen bir yandan da çılgınca hocamı takip ediyordum. Kontrol ve takiplerime de düzenli gidiyordum. Bir gün korkunç bir grip ile uyandım. İşe gitmeye mecburdum. Hocama ne yapabilirim diye mail attım ve ortalama yarım saat içinde bana döndü. Ameliyatın erken döneminde yaşadığım grip vesilesiyle o ara hocamla epey bir görüştük telefonla ve maille. Hemen hemen hepsinde şunu söyledim. "Hocam, benim sizinle çalışmam lazım!" Birlikte çalışmamız lazım." Hemen hemen her seferinde de veto yedim. :D Aslında çok ama çok ciddiydim. :)

Aynı zaman diliminde hocam da kitabı üzerinde çalışıyordu. (bkz: Obezite Kaderiniz Değil). Onlarca ısrarımın (resmen peşinden koştum desem yeridir) ve mail/telefonumun üzerine bir gece hocam, hazırladığı kitapla ilgili birkaç konuda ortak bir çalışma yürütebileceğimizi, uygun olup olmadığımı sordu. Hoplaya zıplaya kabul ettim tabii. Ortaya çıkan eseri çoğunuz biliyorsunuz zaten. Buyrunuz:


Kitap basım sürecine girmişti ancak benim hocamı bırakmaya niyetim yoktu. Bu esnada da yabancı literatürleri araştırıyor, resmen gündüz iş, gece cerrahi araştırma mesaisi yapıyordum. İşe gireli ortalama 1,5 -2 ay olmuştu. Ne yalan söyleyeyim ajans ortamımız çok şenlikliydi ve mutlulukla çalışıyordum. Evet işler çok yoğundu, sandığım kadar kolay değildi, çok büyük markalar/holdinglerin iş yükünü sırtlamıştık ama çalışma arkadaşlarım o kadar iyiydi ve ortamımız o kadar neşeliydi ki! :) Asla haklarını yiyemem. Hatta çok mühim bir toplantıda "xxxx Sabancı" ile yanyana oturup, üzerine kadıncağızı tanımayıp, üzerine bir de laptopumun ekranına bakıyor diye kendisine trip atmışlığım mevcuttur. Gerçi hoşuna gitmişti bence herkes gibi davranılmak ama bu benim kendi yorumum tabii. :)

Normalde ciddi fırça yenilecek bu durumu biz ajansta kahkahalarla geçiştirmiştik. Eğer okuyorlarsa eski patronlarıma selam olsun. :) Biraz şans, biraz da mizacım gereği iş hayatına başladım başlayalı - sahne olsun, sinema olsun, sosyal medya olsun - hem çok az iş değiştirdim, hem çok iyi patronlarım oldu, hem de hep tatlılıkla ayrıldım çalıştığım yerlerden. Çalıştığım yeri, kendi işim gibi, hatta kendiminkinden çok benimserim hep. Huyum böyle. Asla savunamayacağım, arkasında duramayacağım işi yapmadım, yapmam. Kimseye ilenmedim, kimseyle ne alacak, ne verecek sıkıntım oldu. Tüm eski işverenlerim ile hala görüşüyorum. Hatta bazen iş paslaşıyoruz. Ne yaşarsanız yaşayın, nihayetinde en önemlisi bence işin sonunda yüzyüze bakabilecek, oturup bir kahve içebilecek durumda, mümkünse hayır duasıyla çalışabilmektir. Eski ajans patronlarımdan biri ayrılacağım vakit bana şöyle demişti. " Profesyonelliğin -kaşarlık- yanı, senin hiç olamayacağın bir şey. Her zaman insanın senin gibi bir çalışanı olmalı..." O kadar haklıydı ki. Benim için profesyonellik hiçbir zaman -yavşaklık- olmadı. Olmaz da. Beni kısa zamanda bu kadar iyi tanımaları ise ayrı bir güzellikti. Oradaki günlerimden bir kare, buyrunuz:






Gün oldu devran döndü. Bir gün bir mail aldım hocamdan. Hiçbir ipucu yoktu, sadece "vaktin varsa konuşalım" minvalinde bir maildi. Nihayet kendisini telefon, mesaj ve maillerimle bezdirmiş olduğumu düşündüm evvela. Sonra aklıma iş durumu geldi. Vallahi de mevzu buydu. Bunu hissediyordum! Sakin sakin istifamı verdim. Hani ortada bir şey yokken nasıl yaptın diyebilirsiniz, hocam da öyle demişti ama yaptım işte. :) Hissi kablel vukuu diyelim.

Sanırım akşama doğru bir vakitti. Nişantaşı'nda bir kahve içtik, hocam, sanki ben aylarca "beraber çalışalım mıığğ litfeeeeeğn" diye peşinde koşmuyormuşum gibi normal normal asistanı olmamı teklif etti. (Hislerim kuvvetlidir demiş miydim? :) Ben de kendisine birkaç saat evvel zaten istifa ettiğimi söyledim. Ufak çapta bir şok yaşamadı değil. Sonra sonra benim ne kadar "kırık" bir tip olduğumu anlayıp beni sürekli sakinleştirecekti. :)








22 Ocak 2012'den itibaren, resmi olarak, hocamın asistanı olmuştum. Asistan derken sekreterin elit söylemi asistandır hepimiz biliyoruz değil mi? İki üniverste, kariyer mariyer umurumda değildi. Bilmemne çok önemli markasının bilmem çok önemli uzmanı, müdürü olacağıma yüz kere tercih ederdim hocamın sekreteri olmayı. Netekim oldum da. :)





2012 başından bu yana yüzlerce hastamız, danışanımız oldu. Ben, bilmediğim bir mecrada sadece ameliyatlı olmanın tecrübesiyle yol aldım. Binlerce mesaj cevapladım. Bir sürü ameliyata girdim -işi mutfağında gözlemlemek- için. Yüzlerce yerli, yabancı kaynak okudum. Literatürler devirdim, hatta bizzat kendim tıp literatürüne geçtim. Hayatımda beni bu kadar tatmin eden, bu kadar mutlu eden bir iş olmadı...





Aslında itiraf etmem gerekirse benim hayalimdeki iş (lütfen çığlık atmayın) "Adli Tıp Teknikerliği" idi her zaman. Aslında hala öyle ancak yaşım ve işim  itibariyle buna ayıracak ne vaktim, ne halim, ne de 3.üniveristeyi okuyacak takatim var. İlk ameliyata girdiğimde bayılırım diye koltuğa oturmamı söylemişlerdi. Bayılmak şu yana dursun, ben tüm ameliyatı neredeyse hocamın omzunun üzerinden izlemiştim. Tabii o zamanlar ekip benim ne kadar ameliyat videosu izlediğimi bilemezdi. Onlar da haklı, kızlar çoğunlukla ilkinde bayılırmış zira. :)



Gün oldu, devran döndü. Bugün ortalama 1500 hastamız sağlığına kavuştu, ben koordinatör oldum, yeni asistanlar aldık. İşin en dip noktasından başlayan biri olarak şu an sanırım gelbileceğim en üst noktalardan birinde ve hala hocam Doç.Dr.Halil Coşkun'un dizinin dibindeyim.  2011'den 2014'e dek değişen sadece yılların geçmesi değil, benim bir yandan çalışırken bir yandan da sakinleşmem, ehlileşmem. Hayra hizmet edip, bir de sevdiğiniz insanlarla, sevdiğiniz işi yapıyorsanız sizden şanslısı yok. Planlarımız şöyle ki; hocamla birlikte emekli olacağız. :)

Sektörde birazcık sivrildiğiniz vakit, göze batıyorsunuz. Bu bir gerçek. Defalarca ilgilenmeyeceğimi belirtmeme rağmen sektörden bu zamana kadar çılgınca teklifler aldım. İnanılmaz, dudak uçuklatacak fiyatlar, iş koşulları dönüyordu piyasada. Bana asıl koyan hep, biraz fazla parayla beni kendi yanlarına çekmeye çalışan hekimlerdi.[ Ki en son geçen hafta, 5 haneli bir maaşı reddettim.] Bu tekliflerin çoğunu hocama söylemedim bile. İlk gün olduğu gibi, derdim para değildi ve hiç olmayacak.

2012 Ocak'tan beri ben tam olmak istediğim yerde, yapmak istediğim işte, yanyana olmak istediğim insanların yanındayım. İki kişi başladığımız bu yolda, artık bir hayli büyük bir ekibiz. Tek odağımız sağlıklı ve mutlu olmanız. Yapabiliyorsak ne mutlu. Ben her sabah, aynı amatör heyecanla işime başlıyabiliyorsam ne mutlu. Hocam her ameliyathaneye indiğinde, ameliyat ettiği tek hasta, sedyemizde olan gibi davranıyorsa ne mutlu...

Şimdi baktığımda ortalama 3 yıldır beraberiz. Büyüdük ama çirkin manada "profesyonelleşmedik." . Her hastamız biricik, her hastamız özel oldu. Ne mutlu bize, nice yıllara bize...







Peki ya aşk defteri? O da sonraki yazımızda dolacak...
Kaderin çarkları bir kez daha benden yana olacak... :)

27 Ağustos 2014 Çarşamba

Neyi, ne zaman, nasıl yemeli? ...ve hayır mideniz büyümedi! :)



Ne yemeliyim? Ne kadar yemeliyim? Ne zaman yemeliyim? Neler mideyi büyütür? Hangi aralıklarla beslenelim? ve daha neler neler.... Buyrunuz:


Geçen yazıda söz verdiğim gibi, kendi hikayeme devam etmeden önce çok sorulan bu soruya kendimce (tıbben değil kendimce) açıklık getirmeye çalışacağım.

Sizlere bir iyi, bir kötü haberim var. Hangisini istersiniz? Bir klasik olarak kötü haberle açılış yapayım. Bu paranoya geçmez, geçmiyor. Siz bunları okurken ben 3.yılını bitirmiş, 4.de koşan bir ameliyatlıyım. Bitmiyor allah bitmiyor. Hayır sizlere kocaman kocaman talkın verirken sanıyor musunuz ki ben 2 gram fazla yediğimde bunu yaşamıyorum? Elbette yaşıyorum. Yani, bununla yaşamaya alışacağız canlar. Başka çaresi ne yazık ki yok.

İyi haber ise şu, kontrol endoskopisi ya da skopisi çekilen çoğu hastanın midesi büyümemiş oluyor. Bir - iki ay evvel benim de kontrol endoskopim vardı ve ayılır ayılmaz şunu sordum " Hocaaaaaam büyütmüş müyüm midemiii :((" ve cevabını aynen aktarıyorum: "Yaptığım günkü gibi duruyor." Benim sevincimi elbette tahmin edebilirsiniz. :))

Peki nasıl oluyor da ilk katıya geçtiğimizdeki yeme miktarımız ile 6.aydaki yeme miktarımız arasında dağlar(!!) kadar fark oluyor?

Şöyle oluyor şekerim. Öncelikle hepimiz bize ameliyat sonrası verilen ilk ay diyetinin zayıflamak için değil, iç dikişlerimizin iyileşmesi için verildiğini biliyoruz değil mi? Bu diyetlerin amacı 1- iç dikişlerinizin iyileşmesi, 2- protein kaybı ve dolayısıyla kas kaybı yaşamadan bu süreci atlatmak.  Ameliyatımızı olduk, ortalama 15 gün sıvı, 15 gün püre beslendik. Ortalama 32.gün itibariyle sağlıklı katıya geçtik. Her ne kadar iç dikişlerimiz iyileşse de bu dönemde alabileceğimiz miktar midemizdeki şiş ve ödem dolayısıyla almamız gereken miktarın 6 da 1 i kadardır. En az yediğimiz dönem dolayısıyla katıya geçtiğimiz aydır. Midemizdeki şiş ve ödemin tamamen inip alabileceğimiz miktarı rahatlıkla almamız kişiye göre değişse de epey yavaş bir süreçtir. Dolayısıyla sizin dışarıdan gördüğünüz tablo şudur: Her geçen gün/ay daha fazla yiyorum! Kesin midem büyüdü benim!" Fakat aslında içinizde dönen kazın ayağı öyle değildir. :)

Peki ne yemeli, tam olarak ne zaman ve ne kadar yemeli? Aşağıda size sağlıklı bir listeyi özet geçeceğim. Beslenme uzmanı değilim, tamamen anam babam usülü yazıyorum ki; çok yedim diye kendinizi heder etmeyin. Saçınızı, başınızı yolmayın, türküler, bozlaklar çığırmayın. :)

Ameliyat sonrası ilk hafta: (ilk suyunuzu içtiğiniz günden itibaren sayılır.) : ortalama 6-8 çay bardağı şeffaf sıvı besin, (et suyu, tavuk suyu, süt, ayran öncelikli olmak üzere su kıvamı posasız sıvılar) + 6 su bardağı su. Zamanı, öğünü vs. önemli değil. Bu miktardan azını tüketmeniz susuzluk ve protein eksikliğine yol açabilir, fazlasını tüketebiliyorsanız memnun edicidir. Kendinizi asla zorlamadan yavaş yavaş, dura dura ve yudum yudum tüketmeniz (leydi/sir stayla) en önemlisi. Bu miktarlardan fazla almanız mideniz büyüdü demek değildir zira sıvılar geldiği gibi gider. Midede durmaz. Sakin olun. :)

Ameliyat sonrası ikinci hafta: Birinci haftaya ek olarak un, salça ve terbiye kullanmadan yapılan tanesiz çorbalar. 6-8 çay bardağı olan besin miktarınızı 5-6 su bardağı besin + 6 su bardağı su olarak arttırabilirsiniz. (özellikle yaz ayında ameliyat olduysanız su miktarınız her zaman öncelikli olsun, ikincil önceliğiniz de her zaman protein olmalı.) Aynı ilk hafta gibi bu hafta da öğün, zaman vs şeyler yapmanıza gerek yok. Elinizin altında olsun, aklınıza geldikçe için gari.

Ameliyat sonrası üçüncü ve dördüncü hafta: Ne yerseniz yiyin kıvamı muhallebi kıvamını geçmesin ve gaz sorununuz varsa gaz yapan sebzelerden uzak durun. Bu haftalardaki en büyük önceliğimiz budur. Püre haftalarında besin skalamız genişler. Örneğin süzme ya da lor peyniri (ezilerek), rafadan (çok cıvık olmak kaydıyla) yumurta,  tüm kıymalı sebze yemekleri püre yapılabilir, tavuk, bilhassa kalça but, pirinçsiz zeytinyağlılar, diyabetik muhallebi, hemen hemen tüm fırında pişen balıklar keza rondolanabilir. Sulu köfteler püre yapılabilir, meyveler yoğurt veya sütle blenderdan geçirilebilir. Pürelerde hafiften tokluk sinyalleri alacaksınız ama tam olarak tokluğu katıya geçince anlayacaksınız. Ortlama 4-5 yemek kaşığı püre (tepeleme değil tabii)  2 saatte bir yendiğinde sizi gayet güzel idare eder. Fazlası sizi çatlatmaz ama fazla alıştırmasanız iyi olur.


Ameliyat sonrası beşinci haftadan 3.aya kadar : Ameliyatınızdan sonra beşinci haftanızda sağlıklı geçiş besinleri tüketmeye başlayabilirsiniz. Nedir bunlar? Kremasız tüm çorbalar, yumurta ve çeşitleri (menemen, az yağda omlet, peynirli vs yumurta), peynirler, diyabetik sütlü tatlı, tüm püreler, tüm kıymalı sebze yemekleri, tüm fırında sebze yemekleri, tüm sulu köfteler, tüm fırında ya da yağsız ızgara/buğulama balıklar, baharatlar, çok iyi pişmiş (lime lime dediğimiz kıvam) tavuk haşlamalar vs. Bu dönemden 3.aya kadar ölçü kabınız orta boy ton balığı kabı olsun. Orta boy ton balığı kabı 160 gramdır. Bu dönemde 160-180 gram arası alabilirsiniz. Azını alıyor ve iştahsızsanız aldığınız tüm öğünlerin protein ağırlıklı olmasına gayret edin. Fazlasını alabiliyorsanız panik yok, çabuk iyileşiyorsunuz. :) Bu dönemde artık öğün sistemine geçmiş olmalıyız. 3 ana 2-3 ara öğün tüketebiliriz. Bu sistemle 2 saatte bir beslenmiş olursunuz, mideniz boş kalmaz, mide asitleriniz coşmaz ve reflü atağı yaşamazsınız. :) Ara öğünlerimiz için gramaj vermiyorum ama tüyo verebilirim: ara öğün olarak sıvı alıyorsanız 1 su bardağı dolusu alabilir (süt/ayran/kefir vs), katı alıyorsanız 1 çay bardağı (her türlü yağda ve tuzda kavrulmamış yemiş, gün kurusu, kayısı kurusu, meyve, yoğurt ya da peynir vs). Bu kadar basit. :)


örnek ölçü: (150-160 gr.)







3.aydan 6.ay sonuna kadar: Bu dönemde ortalama 200 gram alırsınız. Yukarıda son paragrafta yazdığım besinlere ilaveten artık rahatlıkla baklagiller, tüm salata neviyatı, ızgaralar, z.yağlılar ve abartmamak koşuluyla bulgur neviyatı yenebilir. Burada da da 3 ana 2-3 ara öğün söz konusudur ve tüyo aynıdır. 1 su bardağı sıvı veya 1 çay bardağı katı ara öğün. Yukarıda içeriklerine örnekler vermiştim). Aşağıda fotoğrafını koyacağım konservenin ölçüsü tam 200 gramdır. Tüm marketlerde göz aşinalığınız vardır diye konservelerden gidiyorum örneklerde. :)

                                                            örnek ölçü: (200 gr.)



6.ay sonrası: 6.ay ve sonrasından itibaren artık midemizde ve öğünlerimizde belirgin bir artış olmaz - olmamalı. Aslında bir nevi kontrolü ele almanız gereken nokta diyebiliriz. Artık ilelebet bir porsiyonumuz 250 gramı geçmemelidir. Bunu servis şeklinde düşünürsek 3-4 ev köftesi ve küçük kase yoğurt/cacık/salata diyebiliriz. Ben 6.aya kadar makarna/hamur işi/pilav/simit/ ekmek yenmesine (hatta genel olarak ekmek ve hamur alışkanlığına) karşıyım. Hiç yemiyorum demiyorum ama benim ilk önceliğim olmadı ve 8-9.ayımda başladım. Çok ekmek yeme ihtiyacınız oluyorsa bunu peksimet, etimek ya da grissini ile telafi edip bu lüzumsuz alışkanlığı minimumda tutmanızı öneririm. Canınız çok tatlı istiyorsa, bu hakkınızı da diyet/diyabetik sütlü tatlılardan kullanmanızı öneririm. Elbette yılda bir bayram seyran bir dilim baklava yenir, ben rutinizden bahsediyorum. Normalde 6 aylık bir ameliyatlı 250 gramla çok rahat doyar yalnız gramaj kadar önemsemeniz gereken şey de içeriktir. Örneğin 200 gram et ve bir kaşık yoğurtla 250 gramınızı tamamlayıp tıka basa doyarsınız ama 200 gram sebze yemeği ve bir kaşık yoğurtla daha az doyarsınız. Et/balık/tavuk/kıyma her zaman çabuk doyurur, tok tutar. Bu nedenle ilk tercihimizdir. Burada da da 3 ana 2-3 ara öğün söz konusudr ve tüyo aynıdır. 1 su bardağı sıvı veya 1 çay bardağı katı ara öğün. Aşağıda 250 gram için seçtiğim örnek kap mevcut. Bu ürünleri seçmememin nedeni çok bilinir olmaları. Zengin ya da orta halli, ya da durumu olmayan herkesin erişebileceği ve ölçü kabı olarak kullanabileceği şeyler olmaları. Reklam meklam değil yani. Dedikodu olmasın gebertirim. :)



  Örnek ölçü: (250 gr. )




Ortalama beslenme portföyümüz böyle olmalı arkadaşlar. Bir gastrik sleeve/tüp mide ameliyatlılının ortalama olması gereken beslenme düzenini aktarmaya çalıştım sizlere. Şayet bypass'lı iseniz her zaman tüp midelilerden daha az ama daha sık beslenip, daha çabuk doyacaksınız, şaşırmayın. Tüp midelilerin 3.ayda başladığı şeyler size erken gelebilir, daha çok besinden rahatsız olabilirsiniz. Tüm bunlar çok normal. Panik yok.

Şimdi tüm bunların ışığında kendinize dönün ve samimi olun, gerçekten bir oturuşta, bir öğününüzde bu verdiğim ölçülerden fazla yiyor musunuz? Yiyor ve doymuyor musunuz? Öğünlerinizde proteini önde tutuyor musunuz? Şayet protein ağırlıklı yiyor ve bu ölçülerle doymuyorsanız bunu muhakkak beslenme uzmanınız ya da doktorunuza danışın. Ancak biliyorum, doyuyorsunuz. :) (di mi?)

Peki midemizin büyümemesi için ne yapmalıyız? 

1- Asla gazlı içecek tüketmeyin. (ve evet soda, bira ve enerji içeceği de gazlı içecektir.) Sodayı açsak, gazı kaçsa, 10 dk beklesek, önce bıyıklarımıza sürsek, kafamızdan 3 kere dolandırsak falan gibi şeylerle kendinizi avutmayın. Gazlı içecekten uzak durun. Litfen. Bak littfen diyorum.

2- Tüm obezite cerrahisi türleri için ortak kurallardan biri de katı-sıvı aynı anda almamaktır. Almayın. Öğün ve sıvı alımınız arasında 30 dk olsun. "Ay şekerim ben kahvaltımı çaysız yutamıyorumi boğazıma dizilye" falan demeyin, bana bunlarla gelmeyin. Alt tarafı şurada uyacağınız iki ana kural var. Bu büyüyü bozmaya değer mi? Hiç sanmıyorum. <3




3- Asla "allahım bir lokma daha yersem kusucam" noktasına kadar yemeyin. Zaten biz ameliyatlıların doyma hissi keskindir. Doyduğunuzu çok net anlarsınız. Tepeleme yemeyin, yemeye çalışmayın. Zorlamayın. Kendinizi dinleyin.






Mideyi büyütmeyen ama terketmemiz gereken alışkanlıklar neler?

1- Sıvı kalorilerden mümkün mertebe uzak durun zira sıvı ya da içimi/yenmesi kolay kaloriler alışkanlık haline geldiğinde kilo veriminizi ya da korumanızı zorlaştıracaktır. Ör/Krema, milk shake, alkol türevleri, aromalı kahveler, dondurmalar, pekmez (evet kansızım diye pekmez içen var!) vs.






 

2- Atıştırma huyundan vazgeçin. Vaz - ge - çin.
Şayet ana ve ara öğünlerinizin arasında atıştırırsanız ana ve ara öğünlerinizde acıkmayacaksınız ve almanız gereken az sağlıklı beslenip, çok abur cubur tüketeceksiniz. Yapmayın.

3- Gece yemeyin.
Aynı paydos eden dükkanlar gibi düşünün metabolizmanızı. Akşam kepenkler iner ve dükkan kapanır. Metabolizma stand by (uyku modu/bekleme) durumuna geçer. Lütfen gece yemelerinden uzak durun. Metabolizmanız gece yediklerinizin çoğunu öğütemeyecek ve depolayacaktır.


Şimdilik benden bu kadar. Çok önemle tekrar ediyorum ki; beslenme uzmanı değilim. Uydur uydur ipe de dizmiyorum. Bu noktadaki referansım 1 - Hocam: Doç.Dr.Halil Coşkun, 2- Uzm. Bariatrik Diyetisyen Nazlı Acar 3- Deneyimlerim. Yaşadım, deli gibi araştırdım, çalıştım, oradan biliyorum. Güle güle kullanın. Nesillerce paylaşın. Artık kendi hikayeme devam etmemin vaktidir.
Sağlıcakla kalın. :)

7 Mayıs 2013 Salı

Zayıflamak Özgürlüktür! [Mgb 2.yıl güncellemesi - Doç.Dr.Halil Coşkun]





Özgür olmamak illa hapiste olmak değildir. Özgür olmamak yük taşımaktır. Özgür olmamak yürüyememek, koşamamak, bağdaş kuramamak, terlerim diye arkadaşlarında kalamamak, istediğini giyememek...

Sen de NORMAL insanlar gibi özgür olmak istersin. Elinden geleni yaparsın. Diyetler, jimnastikler, bitki çayları, onlar, bunlar...Olmayınca olmaz işte...

Sana "yapamazsın" diyecekler...Gülecekler. Hep güldüler ya zaten. Süreki şirinliğinden dem vurup arkanı döner dönmez saydıkları lokmalarını anlatacaklar. Sana hep başaramadığını hatırlatacaklar. Lütfen dinleme onları. Belki beni tanımıyorsun ama bana inan. BAŞARACAKSIN!

Varolan iki gram umudunu da paramparça edecekler. Yataktan ne kadar yorgun kalktığını, avuç avuç ilaç içmeyi, kışın ortasında bile şakır şakır terlemeyi, kendinden utanmayı, yaralarını, dertlerini sadece yemeğe bağlayacaklar... Azıcık boğazını tutsan halbuki geçecek onlara göre. Azıcık....

Sonra bir gün biri gelecek ve diyecek ki, "Birlikte başarabiliriz. Obezite kaderin değil. Sen inanıyorsan, ben de inanıyorum." Sana UMUT verecek. Dört elle sarılacaksın umuduna, yeni hayatına.

Sonra o iyileşmeni isteyen insanlar bir bir set çekecek sana. Ameliyat olma. Zararlı. Riskli. Hani iyileşmeni istiyorlardı??? Sen dinlemeyip yatacaksın o ameliyat masasına. Kulağında binbir melodi, cesaret versin diye. Korkarak ama korktuğunu çaktırmayarak.

Sonra uyanacaksın.  Toz pembe mi, hayır değil. Çok mu kolay bir süreç? Asla kolay değil ama unutma ki şişman yaşamakla kıyas bile kabul etmez.

Sonra yavaş yavaş alışacaksın sağlığa. Yürüyebilmek, yarasız yaşamak, koşmak, spor yapmak, kendine özen göstermek, terlememek, bağdaş kurabilmek, oturduğun koltuğa çantanı da sığdırabilmek, YAŞAYABİLMEK, hayattan zevk alabilmek...

Size hayatımı özetlemeye çalıştım. Kısacık satırlarla. Biliyorum ki benim hayatım, nicelerimizin yaşadıklarıdır aslında.


Tanrı bana ikinci bir şans verdi hocamın elleriyle. Ben mutlu sonuma doğru yürüdüm. Hayatımın en doğru, en güzel kararı hocam Doç. Dr. Halil Coşkun ve Mini Gastric Bypass ameliyatım.

Tanrı bana ikinci bir şans verdi. Neden size de olmasın? Mutlu sonlara inanın lütfen...
Obezite Kaderiniz Değil!

[Mini gastric Bypass 2 yıl,1 ay - 132'den 60'a...]

4 Haziran 2012 Pazartesi

Kilo Kaybı Ameliyatlarından Sonra Katılara Geçiş

Hangi türde ameliyat olduysanız olun, şayet ameliyatlıysanız ve henüz katılara geçmediyseniz, tahmin ediyorum siz de benim yaşadığım duyguyu yaşıyorsunuzdur. Katı yemeyi/çiğnemeyi özlemek! Merak etmeyin, ilk katı lokmanızı aldığınızda muhtemelen bu özleminizden pişman olacak ve pürelere dönmek isteyeceksiniz. :)

Şu kesindir ki; sıvı ve püre beslenmek çok rahat, geçişleri çok kolay ve size yük olmayan tarzda beslenme biçimleridir. Katılara geçiş, katıları hazmetmek vücudunuz için aslında minik bir travmadır. O nedenle öncelikli tavsiyem, ASLA doktorunuzun size verdiği takvimden şaşmayın. Söylediği zamandan önce (ki genellikle tüp mide için 1-1,5 ay, gastric bypass için 1,5-2 ay) kesinlikle katılara geçmeye çalışmayın. Katıyı erken yiyebilmek, sizin için bir zafer değil, vücudunuza gelecek ekstra yüktür. Üstelik zamanından önce midenize yüklenmek ameliyatınıza zararlı olabilir. 

Bu noktada benim kullandığım besin takvimi, doktorumun sitesinde yer alan takvimdi. Doktorunuzun tavsiye ettiği listeler sizin için öncelikli olmalıdır, yine de çok uzun dönem sıvı beslenmek barsak floranızı bozacağından bunu kişisel olarak tavsiye etmiyorum. Böyle bir listeniz varsa bir araştırmanızda fayda var. 

Kişisel olarak konuşmak gerekirse; benim katılara geçişim tamı tamına doktorumun takvimine göre ve 1,5 ayım dolduktan sonra olmuştu. Yine kişisel olarak katılara geçişte çok dikkatli ve seçici davrandım ve oldukça da faydasını gördüm diyebilirim. Öncelikle şunu netleştireyim ki; katılara geçmek, çorba gibi şahane bir besinden vazgeçmek değildir. Benim tavsiyem; özellikle erken dönem katılara geçtiğinizde bir öğününüzü muhakkak çorbanın oluşturması. (Şayet yazın ortasında katıya geçiyorsanız bunun yerine salatalıksız cacık koyabilirsiniz.) 

Yine katılara geçişte hatırlamanız gereken en önemli şey sıvı ve püre öğününüzden çok daha çabuk doyacağınız ve çok daha az yiyebileceğinizdir. Küçük bir tabak püreyi belki rahatça yiyebilirsiniz ama söz konusu katılar olduğunda tahminen ancak yarısını yiyebileceksiniz. Panik yok, normal bu. Sakiniz. :)

Benim katılara geçişim ekşili köfte yemeği ile oldu. Yanlış hatırlamıyorsam iki minik köfte yiyebilmiştim. Benim tavsiyem katılara geçişinizde çok katılardan başlamamanız ve  bu süreci acelesiz, bebek adımlarıyla geçmeniz. Ben öyle yaptım ve son derece rahat bir geçiş dönemi yaşadım. Bebek adımlarından kastım ne peki? Şu: ezilebilecek ve/veya nispeten hazmı kolay şeylerden başlayın. 


-Kıymalı kabak yemeği
-Kıymalı ıspanak
-Kıymalı semizotu
-Her nevi sulu köfte
-Balık (ton balığı/ fırında balık/buğulama) 
-Rafadan yumurta
-Kabuksuz meyveler (çilek hariç)

Bunun bir ileriki adımında, katıların ilk adımına rahat geçtiyseniz:
 
-Kıymalı pırasa yemeği (pırasanın hazmı zordur ancak sindiriminiz için fevkalade yararlıdır. yine de ilk tercihiniz olmasın.)
-Kıymalı bamya (yine sindirim için muhteşem bir yemek!)
-Kıymalı karışık sebze 
-Kabuğu soyulmuş domates ve biberden yapılmış menemen
-Lor peynirli yumurta 
-Kıymalı bezelye
-Kıymalı türlü
-Beyaz peynir çeşitleri
-Zeytin ezmesi/zeytin
-Havuçlu, yoğurtlu meze (pişirerek yapılanı)
-Yoğurtlu semizotu
-Süzme yoğurt

Her yemeği ısrarla kıymalı yazmamın sebebi, et hazmı oldukça zor ve sizi yoracak bir tercihtir. Tamamen katılara sorunsuz geçtiğinizde et denemeleri yapmanızı öneririm. Ayrıca yemeklerinizi et/tavuk suyuna pişirmek protein alımı açısından size oldukça yarar sağlar. 


Bir adım sonrasında sizi nispeten daha az yoracak bir iki seçenek eklemelisiniz. 


Tavuk (kalça but hazmı en kolay yerdir)
Sebzeli tavuk haşlama
Okyanus balıkları
Midye/kalamar/surumi (yengeç) (muhteşem protein kaynakları)


Benim/annemin pişirme tercihlerim/iz her zaman yağsız ve/veya çok az yağlı oldu. Zira kullandığınız kıyma/tavuk yeterince yağ içermekte. Günde üç tatlı kaşığı yağ bünyenin yağ ihtiyacınız karşılar. Bana kalırsa bunlar zaten tavuk ve kıymada var ama gözünüze az geliyorsa yemeğinize ekleyin. 




Kahvaltılarınızda meyve ve/veya rafadan yumurta almayı tercih edin. Meyveyi sabah yemek sinidiriminiz açısından oldukça yararlıdır. Nedense bizim kültürümüzde meyve akşam yemeğinden sonrası ile özdeşleşmiş. Halbuki sabah meyve yemenin sayısız faydası var. Kahvaltı öğününde sade yumurta ya da lor yavan geliyorsa eti form etimek tüketebilirsiniz. Ben hala öyle yapıyorum. 


Bypass ya da sleeve (tüp mide) için de bir hatırlatma yapmak isterim. Özellikle yakın katı dönemlerinizde çiğ sebze/baklagilden uzak durun. İlginç bir biçimde insanın canı ısrarla salata yemek istiyor biliyorum ama çiğ sebzenin ve baklagillerin hazmı çok zor olduğu gibi, insanı çok rahatsız ediyor. Bir yemeğe koyarken de sebzelerinizi (özellikle domates gibi ince kabukluları) soyun. Asla zar kabuklu şeylerin kabuğunu yemeyin


Yine yakın katı döneminizde mısır gevrek ve lapaları midenize oturma hissi yaratır ancak uzak katı döneminde şahane kurtarıcılardır. Restoranlarda soğuk meze olarak geçen şeyleri rahat yediğinizi göreceksiniz. Bunlar da dışarı yemeğe çıkıldığında çorba seçeneğiniz yoksa şahane kurtarıcılar oluyor. 


Ekmek mümkün olduğunca uzak durmanız gereken bir besin. Ne kadar geç başlarsanız o kadar iyi. Lakin bazı besinler var ki ekmeksiz yenemiyor. Burada benim kullandığım taktik, bu tarz besinleri (yumurta gibi) form etimekle yemek. Kabul edin, ekmek olmazsa olmazlarınızdan değil ve olmamalı. 


Makarna, pilav, hamurişi, karbonhidrat ağırlıklı besinler diyetinizde 6 aydan önce olmamalı. Siz bunları okuduğunuzda benim 13.ayım dolmuş olacak ve ben hala bunlardan uzak duruyorum. Özellikle pilav toplamda 3 kere ancak yemişimdir, o da mecburi ortamlarda. Eksikliğini de hissetmiyorum. 

Peki katı döneminin kaçamakları nelerdir?
İşte size dev hizmet. Hem yemesi kolay, hem kalorisi az, benim sıklıkla başvurduğum kaçamaklar. ;)

-Çubuk kraker (hala çantamda taşırım, kurtarıcıların en büyüğü)
-Patlamış mısır (yağsız, tuzsuz, 1 bardak)
-Ceviz, badem, yabanmersini, leblebi
-Şayet şekeriniz düşüyorsa akide şekeri (tarçınlıyı tercih edin.)
-Nesquik



(Muayyen dönemlerinde tatlı aşerenler için not: Bu dönemlerde hafif ve ufak bir porsiyon sütlü tatlı tercih edebilirsiniz (sütlaç hariç)  ancak dumping seçeneğini unutmayın. Limonata ve sahlep'in bile zaman zaman dumping yapabildiğini düşünürsek dikkatli olmanızda fayda var.)  


Yukarıdaki satırlarda da belirttiğim gibi benim katılara geçişim çok rahat oldu. Umarım bu bilgiler size katılara geçişte bir nebze yardımcı olur. Unutmayın, geçişlerin hepsini bebek adımlarıyla yaparsanız kilo verişiniz uzun atlama adımlarıyla olur. Haydin kolay gelsin! :)
 










21 Ekim 2011 Cuma

İnin o tartının üstünden :) [Gastric Bypass sonrası 1.ay]

Hayatımı kökten değiştirecek, güzelleştirecek ve iyileştirecek adımı attıktan sonraki en zor 7 gün geride kalmıştı. Ameliyat olup bitmişti, sapasağlam, komplikasyonsuz, mutlu mesut evimizin yolunu tutmuştuk. Her ne kadar kaldığımız hastane gerek hijyen, gerekse insanların tavrı olarak gayet güzel olsa da insan elbette evini, düzenini, hatta zaman zaman düzensizliğini bile arıyor. Hangimiz bir kez olsun dışarıdan eve girince "İnsanın evi gibisi yok." dememişizdir ki? :)


Ameliyattan sonra evime geldip her zamanki koltuğuma yerleştiğimde ilk düşündüğüm şey, hayatımda ne kadar büyük bir devri kapatıp, ne kadar büyük bir devri açtığım oldu. Kendi çapımda, kendi hayatım için bir devrim yapmış, bir başkasına katlanılamaz yahut olağanüstü gelebilecek riskleri almış ve yeni bir yaşam biçimine kucak açmıştım. İyileşecektim, iyileşeceğimi biliyordum ve arkamdaki defterleri ne pahasına olursa olursa olsun kapatacaktım.


Eve geldiğim gün doktorumun öğüdünü tutup biraz dinlendikten sonra hemen yürüyüşe çıktık. Bir kolumda annem ve bir kolumda Kadriye ablam, evin yakınlarındaki markete kadar gidip geldik. Çok yavaş adımlarla ve arada uzun molalar vererek de olsa yürüdüm.( Aşağı yukarı 250 mtr.) Bu tip ameliyatlardan sonra belki de en önemli şeylerden biri hareket etmek, yürüyüş vs.


Bu konuda özellikle ameliyatınız erken dönemlerinde doktorunuzun ağzına bakmanızı ve HER DEDİĞİNİ uygulamanızı tavsiye ederim. Bugün sıfır komplikasyonla ayaktaysam bunu gerçekten de doktorumun dediklerini harfiyen yapmama borçlu olduğumu düşünüyorum. Unutmayın ki doktorunuz ne kadar iyi, güvenilir ve ehil olursa olsun eğer siz hasta olarak istekli, bilinçli ve yardımcı olmazsanız sonuç almanız o kadar gecikir ve sorun yaşarsınız.


Bu dönemdeki önceliklerinizden birisi ise doğru beslenme. Ben doktorumun internet sitesindeki beslenme planını adım adım takip ettim. İlk bir haftamı sadece sıvı beslenerek geçirdim. Neydi bu sıvılar?


*Su
*Açık çay
*Suyla karıştılmış (yoğunluğu azaltılmış) GERÇEK meyve suları
*Terbiyeli tavuk suyu (Şehriyeli tavuk suyuna çorbanın şehriyesiz halini düşünün)


(Korkmayın bu sadece ilk bir hafta-on gün yiyecek planı. Bir haftanız dolduğunda genellikle daha ehven şeylere geçiyorsunuz. Kıvamı koyu olmayan, gaz yapmayan ve tanesiz çorbalar baştacınız oluyor.)


Normalde bu dönemde yağsız süt ve ayran içebilmeniz gerekiyor ama doktorum ilk 10 gün bunları içmememi söylemişti zira gaz sancılarım oluyordu ve malumunuz süt de ayran da gaz yapar. Şayet ameliyatınızdan sonra gaz probleminiz oluyorsa süt ve ayran konusunda temkinli olmanızı öneririm.


İlk bir hafta-on gün sonrası dönem:


Aşağıda vereceğim linkte doktorum Doç.Dr.Halil Coşkun'un gastric bypass sonrası için hazırladığı beslenme planını göreceksiniz. İncelemenizi tavsiye ederim. 


http://www.obezitecerrahisi.com/story/gastric_bypass_ameliyati_sonrasi_beslenme_plani


Şunu çok net söyleyebilirim ki ameliyattan sonraki dönemler içerisinde en çok sıkılacağınız dönem budur. Yeme - içmenin hayatınızdan ne kadar çok zaman çaldığını anlayacaksınız. Resmen bomboş kalacaksınız. Paniklemeyin! Hepimizin başına geliyor :)


İkinci sıkıntınız da (bünyeye göre değişmekle birlikte) gaz sıkıntısı olacak. Bu yüzden misafir kabul etmemenizi yahut çok kısa yanlarında kalmanızı önereceğim. Geğirme bu bir ay içerisinde adeta bir yaşam biçimi olacak sizin için. Keza gaz çıkarmak da öyle. ASLA ve ASLA bunları tutmayın. Şayet ev doluysa kaçın, yatak odasına, balkona kaçın ve işinizi görün. Sağlığınız için bunları yapabilmeniz çok önemli. Şayet tutarsanız ya da tutmaya çalışırsanız "çıkmayan gaz sancısı" ile kıvranabilirsiniz ve inanın bana bunu yaşamak istemezsiniz. Bir gaz sancısı gecesi kalp krizi geçiriyorum sanıp az kala acilde alıyordum soluğu. Yapmayın, etmeyin. 


Günlük yürüyüşlerinizi ihmal etmeyin. Kısa mesafelerle başlayıp, her gün biraz arttırarak yürüyüşe devam edin. Zamanla yürüyüşünüzün, nefesinizin açıldığını ve daha iyi yürüyebildiğinizi göreceksiniz. Bu hem dolaşım sisteminiz açısından, hem de ameliyat sonrası egzersizi olarak muhteşemdir. (Açık ameliyat olanların bir süre daha istirahat etmesi gerekibilir, doktorunuza danışın bu mevzuyu. Ben laparoskopik ameliyat için yazıyorum elbette:)


ASLA kaçamak yapmaya çalışmayın. Zaten teknik olarak yiyemezsiniz ama "taneli şeylerden yiyeyim, bir şey olmaz." demeyin. Ameliyatınızın hemen sonrasında mideniz hem küçük, hem de ödemden şiş olacağı için taneli yiyecekler tıkanmanıza sebebiyet verebilir. 


İnin o tartının üstünden! 
Biliyorum çok zor zira unutmayın ki bunları yaşayıp yazıyorum, demek ki ben de bir çoğunu yaptım :) İnin o tartıdan. Kaç gram verdiğiniz sizde saplatı olmasın. Tartınızı eskitmenin bir anlamı yok. Mümkün mertebe odağınızı değiştirmeye çalışın. Her sabah kahvaltıdan önce ve tuvalete gittikten sonra alacağınız sonuç, en kesin sonuçtur. ASLA geceleri tartılmayın. Kıyafetle tartılmayın, durduk yere asabınız bozulur. Bunları okuyup "hee, hee yaparı" deyip tartıya koşmayın, bak ne diyorum, yapmayın :) (Biliyorum, yapacaksınız :) 



Kendinizi başka ameliyatlılarla kıyaslamayın! 
Gerek hastanede tanışacağınız, gerek internette rastladığınız ameliyatlı arkadaşlarınızla (ameliyatınız aynı gün olmuşsa ve aynı kilodaysanız dahi) kendinizi, yedikleriniz, yiyemediklerinizi kıyaslayıp bunlaıma girmeyin. Unutmayın ki herkesin metabolizması farklı. Kimi hızlı, kimi yavaş kilo veriyor. "Şu kadar ay oldu, o x kilo vermiş, ben y diye kendinize hayatı zehir etmeyin." 



İlk bir hafta-on gününüz geçince yüksek ihtimalle ilk kontrolünüz için doktorunuza görünecek ve yeni beslenme listenizi alacaksınız. Artık yavaş yavaş akıcılığı arttırılmış (cıvık) püreleri ve koyu kıvamlı çorbaları içebilirsiniz. Yine de net yiyecek, içecek listeniz için doktorunuza danışmayı ihmal etmeyin. 



Bu dönemde tavuk suyu, içebiliyorsanız et suyu'na (yağı alınmış da olsa et suyu içemedim ben mesela) yapılmış orta kıvamlı çorbalar hayatınızı kurtaracaktır. Protein açısından zengin oldukları için doğru beslenmenizi sağlarlar. Unutmamanız gereken şey gaz yapıcı her nevi gıdadan uzak durmaktır. (Mercimek, ezogelin vs. gibi)


Kalsiyum değerleriniz açısından muhakkak süt içmelisiniz. Seçtiğiniz süt diyet (yağı alınmış ) olsun. Gaz yapmaması için bu dönemde ılık ya da sıcak içmenizi tavsiye ederim. Şayet içemiyorsanız mesela domates çorbanıza bir miktar lor peyniri koyup rondoda çekip için. Kalsiyum eksiğinizi tamamlayın. 



Taburcu olduunuz zaman size bir kısım vitamin yazılacaktır. (Yazılması gereklidir) Bunlardan başlıcası demir, b12 enjeksiyonu, multivitamin ve kalsiyum'dur. Doktorunuz gerekli görürse bunları azaltıp çoğaltabilir. Doktorunuzun verdiği kadar vitamini HER GÜN aldığınıza emin olun. Vitamin eksikliği uzun dönemde vücut için tehlikeli ve yıpratıcıdır. 


Şehir efsanelerinden ve yalanlardan uzak durun!
Sosyal medyayı takip eden biriyseniz ameliyatlı kişilerden bazılarından "Bir çorbayı dört saatte içiyorum." vs. gibi şeyleri sıkça duyacak ve bunalıma gireceksinizdir. Ben girmiştim. Bir çorbayı dört saatte içmiyorsunuz, korkmayın. Evet başlarda bir öğününüz (yaklaşık bir küçük çay bardağı kadar) 25 dk ila 45 dakika arası sürebiliyor ama saatler sürmüyor. Her duyduğunuza itibar etmeyin lütfen. 


ASLA eski yeme-içme siteminizdeymiş gibi davranmayın. Aceleniz yok. Suyunuzu kafanıza dikmeyin. (tıkanırsınız) İçeceklerinizi küçük yudumlarla ve yavaş yavaş için. Yiyeceklerinizi küçük yudumlarla alın. 


Ve tebrikler! Birinci aynınız bitti! En sıkıntılı dönemi göz açıp kapayıncaya kadar atlattınız, süpersiniz, kutlayın kendinizi ve inin o tartının üstünden! Hooop kime diyorum! :)))


[Aşağıdaki fotoğraf birinci ay kontrolüm sırasında, hastane bahçesinde çekildi. Yaklaşık (inanın tam hatırlamıyorum 15 kilo kadar vermiştim. 130 kiloyla başlayınca farkedilmiyor bile 15 kilo, devede kulak kalıyor ancak veri olsun, merakınızı gidersin diye koyuyorum]





[Ameliyatla ilgili aklınıza takılan sorular için bana her türlü mecradan ulaşabilir, yazabilirsiniz. ]










16 Ağustos 2011 Salı

İşte karşınızda büyük gün! [20.04.2011 Mgb Doç.Dr.Halil Coşkun]

Belki birçoklarına garip gelecektir ama hayatımda hemen hemen hiç ölüm korkusu yaşamadım ben. Belki hayatımın major hastalıklar ve ölüme çok paralel gitmesinden, belki acıya alışmaktan, belki de yetiştiriliş tarzından, bilemiyorum.

17 Nisan 2011 gecesi ameliyattan önceki son canlı yayınımı yaptım. Yayının sonuna kadar gayet sağlam, heyecansız ve itidalli olan ben, dinleyicilerimden helallik istediğim anda dayanamadım ve ağladım. Bu yaşadığım ölüm korkusu değil, bu kadar sevilmenin verdiği mutluluktu belki. Yazdığım her platformda, tüm sosyal medya araçlarında ameliyatımdan bahsettim ve helallik istedim. [Hak helal etmek benim için hep önemli bir mevzuydu, hala da öyle.] Pazar gecesi yatağıma yattığımda arkamda yüzlerce hatta binlerce insanın duası olduğunu biliyordum.

Hayatta bazı şeyleri bilirsiniz, hissedersiniz ama ispat edemezsiniz. Doktoruma olan güvenimin yanısıra ameliyattan sağ ve sağlıklı çıkacağıma adımın Başak olduğuna emin olduğum kadar emindim. Bunu o kadar kuvvetli hissediyordum ki...Bu ameliyat benim ikinci doğumum olacaktı. Buna kalben emindim ama ispatım elbette yoktu.

18.04.2011 Pazartesi sabahı erkenden hastanedeydik.[Bezmialem Vakıf Gureba]  1.71 boy-130 kiloyla, yandaş onlarca hastalıkla beri yandan onlarca tonluk umutla hastaneye yatmıştım. Bir yandan evrak işini hallederken bir yandan da son morbid obez kahvaltımı ediyordum. İki adet poğaça. İtiraf etmeliyim ki normalde rahatlıkla en az 3-4 poğaça yerdim ama sanıyorum heyecandan yiyememiştim.

Normal insanlar gibi bir çanta ile bir yere gitme huyum olmadığından sanki hastaneye değil de Antalya'ya tatile gitmişim gibi yerleşiyorduk odaya. İtiraf ediyorum biz ailece çok abartmıştık! Allahtan hastanelerde "özel oda" kavramı vardı da başka insanları rahatsız etmeden yerleşebildik.



Ameliyat öncesi rutin testler yapılıyordu bir yandan. Her şey yolunda gözüküyordu. Oldukça meşgul olmasına rağmen sevgili doktorum Halil bey bu süreçte beni hiç yalnız bırakmadı diyebilirim. Ne zaman biraz gerginleşsem artık hissediyor muydu yoksa tesadüf müydü bilemiyorum ama şak diye odanın kapısında o muhteşem güleryüzüyle beliriyordu. Pazartesi günü bana tembihlenen en önemli şey artık şu saatten sonra katı bir yiyecek yememem gerektiği idi. [ Buna ameliyattan önce benden başka uyan yokmuş, ben uymuştum ve içim gayet rahattı. Lütfen size söylenen zamandan itibaren ASLA katı bir şey yiyip içmeyin. Ufak bir kaçamak dahi ameliyatınız ve daha önemlisi hayatınızı tehlikeye atabilir zira mide-bağırsak ameliyatı oluyorsunuz. Çıldırmayın :)] Dolayısıyla aralarda sürekli çorba ve ayran içiyordum.

Pazartesinden Salı gecesine kadar zaman geçmek bilmedi. Ailemle her yapılan son testte dokuz doğurduk. Ameliyat sabahına kadar hep ayaklarım sorun çıkaracak diye korktum ne yalan söyleyeyim. Nihayet Salı günü olduğunda doktorum bu işi de ele almış ve ayaklarıma ultrason çektirmişti. O an stressle dolup taşsam da çıkan sonuç -ameliyata engel değildir- olunca ailecek gözyaşları içinde sarıldık birbirimize. Benimle birlikte her adımda onlar da rahatladı, derin bir oh çekti.

Nihayet Salı akşamı olmuştu. Ameliyat için gerekli olan emboli çoraplarımı giymiş, triflomu başucuma koymuş sanki hiç heyecanlanmıyormuş gibi yapmaya çalışıyordum. Sayfalarca kağıt imzalamış, yüzlerce kişiyle konuşmuş, artık zamanın geçmesini bekliyordum. Tam bu sırada -yine adeta hissetmiş gibi- sevgili doktorum geldi odaya ve sanıyorum ameliyattan önce son konuşmamızı yaptık. O'nun pırıl pırıl pozitif enerjisinden sonra zaten kötü şeyler düşünmem olanaksızdı ve düşünmedim de.



Ameliyat Sabahı

Ameliyat sabahı sabah 06:00'da yatakta dikilmiştim. Heyecan değil ama garip bir boşluk hissediyordum. Aşağı inip hava almak istedim. Annem kalktığımı hissetti sanırım, şak diye gözlerini açtı hemen. Aşağıya indik annemle. Gün yavaş yavaş doğuyordu. Son -hasta- nefeslerimi alıyordum. Sürekli aklımda şu vardı : Bana bir şey olursa - ki olmayacağını hissediyordum kimse kendini sorumlu ya da suçlu hissetmesin.. Bunu ameliyat sabahı anneme ya da doktoruma söylemem pratikte can acıtırdı ama anneme söyledim. Ne doktorumu ne de annemi gereksiz ruhsal bir yükle ardımda bırakmak niyetinde değildim.



Yukarı çıktık ve ameliyat saatini beklemeye başladık. Saat 8:00 diye planlanmıştı ameliyatım. Saat 7:30 sularında ameliyat için giyeceğim önlük ve bone geldi. Beni taşıyacak sedye de kapıya parketti. Havada oluşan melankoli zerreciklerini neredeyse görebiliyordum. Biri duygusal bir konuşma yapsa hepimiz hüngür hüngür ağlayacaktık. Saat gelene kadar uyumaya karar verdim. Aslında sadece gözlerimi kapatmış hayatımı düşünüyordum, sevdiklerimi. Bu zamana kadar benim yüzümden, hastalıklarım yüzünden yaşadıklarını. Geçecek diyordum, bugün bittiğinde hepsi geçecek....[Kısa bir ağlama molası yine]

Nihayet vakit geldi. O abuk subuk önlüğümsü şeyle sedyeye binmeye çalışmak gerçekten zordu ve giderayak kahkaha krizlerine girmeme sebep oldu. Annem sedye asansörüne kadar yanımda geldi. Kendimi zor tutuyordum. Bir adım daha atsa ağlayacaktım. Anneme o saniyeye kadar "Hakkını helal et." diyememiştim, o saniye ağzımdan döküldü. "Hakkını helal et annecim, seni seviyorum!" Annem elimi tuttu ve "Helal olsun, ben de seni seviyorum kuzum." dedi. Adeta türk filmlerindeki gibi bir sahneydi ve sedyeyi götüren arkadaşın bile gözleri doldu...

Asansörde kendimi toparlamaya çalışıyordum zira doktorumun son görmesini istediğim şey zırl zırıl ağlayan bir Başak'tı. Netekim toparlandım da. Ameliyathane katına geldiğimizde beni başka biri devraldı ve bekleme alanı gibi bir yere parketti (sedyeyi durdurma fiili nedir bilemiyorum, o yüzden parketti uygun geldi) Biraz ötemde yaşlı bir amca vardı fıtık ameliyatına girecek, onunla biraz sohbet ettikten sonra zaman geldi ve ameliyathaneye geçtik.

Şimdi biraz manyak olduğumu düşüneceksiniz ama ben oldum bittim ameliyathaneleri severdim. Uzay gemisi gibilerdi, hep ilgimi çekerdi. Geceleri boş vaktim olduğunda ameliyat izlerdim hep. (Böyle kadın olmaz olsun dediğinizi duyar gibiyim

Kendi olacağım ameliyatı defalarca seyretmiştim ameliyata girmeden. Hatta kullanılacak aletleri bile internetten  incelemiştim. Dolayısıyla etraftaki ıvır zıvıra yabancı değildim. Ameliyat masasına geçtim, bir yandan da anestezi uzmanıyla sohbet ediyorduk. Gerçekten çok soğuktu, o kadar soğukta titremeden iğne yapmak bile büyük başarıyken koskoca ameliyatlar yapılıyordu. Sektöre saygım bir kez daha arttı.

Sonunda anesteziyi alacağım ana gelmiştik. Bana uzak gelen ama aslında yakın bir mesafeden (ameliyathane ortamı) doktorumu gördüm. Artık gönül rahatlığyla kendimi bırakabilirdim. Kendime iyi uçuşlar diledim. 5-4-3...1'i sayamadan narkoz çayırlarında hopluyordum bile :)

Başaaak,başaaak,başaaak,başaaak...İçimden cevap vermeye çalışıyordum, Gayet de "efendim" dediğimi sanıyordum ama muhtemelen "neeöööee" gibi bir ses çıkardım. Yarım yamalak bozuk bir algıyla başımda dikilen yemyeşil bir adam hatırlıyorum. Koluma dokunuyor, tanıyamadığım için tepki veremiyorum. "Iaaaayöf" gibi sesler çıkarıyorum. Aslında demek istediğim "bitti mi?" idi.

"Ben Halil Coşkun" diyor yeşil kıyafetli adam. Ne alakası varsa o anda "Yırttık abicim yırttık!" repliği geliyor aklıma. "Geçti,bitti. İyisin." diyor doktorum. O an mantıklı ve güzel çok şey söylemek istiyorum ama iki kelimeyi bir araya getiremiyor beynim. Ağzımdan ne çıktı farkında değilim, sadece bakışlarımla teşekkür ediyorum. Halil bey anlar diyorum, o anlar... (Tabi teşekkür eden bakışlarla baktığımı sanıp narkozun etkisiyle muhtemelen yavru dana gibi bakıyordum o an, olsun :)

Odaya çıkışımı ve ilk saatleri hiç anımsamıyorum. İlk uyandığımda annem ve kuzenim başımda, oda kalabalık. Çok fazla gürültü var. Uyumak istiyorum demeye kalmadan tekrar uyuyorum. Acıdan ziyade hissettiğim şey uyku. Kaç sefer böyle uyanıp uyandım hatırlamıyorum. Ara sıra biri tansiyonuma, şekerime bakıyor. Ara sıra doktorumu görüyorum, ara sıra annemi ve kuzenimi. Bazen babamı. O gördüklerim gerçek mi değil mi onu bile ayıramıyorum. Tepemde bir sürü şey asılı, burnumdan ve karnımdan bir hortum çıkıyor. [Nazogastric hortum ve dren]. Galiba altımda da bir hortum var ama ne olduğunu kestirecek durumda değilim. Tek isteğim uyumak.



Ameliyatım 2,5 saat sürmüş.[Uyandırma, odaya gelme derken 4,5 -5 saat elbette] Biz daha uzun olacağını sanıyorduk. Her türlü uzama ihtimaline ve lap. ameliyatın açığa dönme ihtimaline hazırlıklıydık. Yine de çabuk çıkmam herkesi sevindirmişti. Ameliyatta olduğum süre boyunca sözlükten ve diğer sosyal medya mecralarından sayamayacağım kadar çok telefon, mesaj gelmişti. Bazı arkadaşlarım ve hatta yüzünü bile görmemiş olduğum bazı dinleyicilerim ziyaretime geldi. (gelmiş). Bu benim ve ailem için büyük lütuftu. Belki de insanlara iyi görünebilmek için, üzmemek için ameliyatımın akşamı hemen ayağa kalkmak istedim. Sırtımın ağrısı ve ameliyat kesileri dışında ne ağrım ne de acım vardı ama kimse bana inanmıyordu.

Nihayet akşam  Halil bey bir kez daha durmumu kontrol etmek için geldi. Gayet iyiydim ama yürümek istiyordum. "Kalkmak istiyorum hocam." dedim. "Bu gece yat bakalım, yarın sabahtan itibaren kalkabilirsin. İstemediğin kadar yürüteceğiz seni." dedi. Tamam bir gece yatmaya dayanabilirdim. Söz dinledim.

Ertesi sabah vizitten önce yine sevgili doktorum kontrole geldi ve yürüyebileceğim müjdesini verdi. Sırt ağrım dışında kesiklerim de çok acımıyordu. Annemin ve aile dostumuz Kadriye ablamın kollarında ayağa kalktım. Odadan çıktık, biraz yürüdük. Vizite gelen doktorlar şaşırmışlardı. Normalde hastalar yürümeye pek gönüllü olmuyormuş, ben kendimi atmıştım resmen yataktan. Yürümenin bu ameliyat sonrasında ne kadar önemli olduğunu biliyordum, sanıyorum o bilinçaltıma kazınmış.

Ameliyattan sonra en çok yaptığım şeyler koridorda yürümek, triflo üflemek, uyumak ve internette takılmak oldu. Çok büyük yorgunluk, bulantı, kusma hissi ve baş dönmesi hissetmedim. Tek sorunum sırtıma ve köprücük kemiğim civarlarına saplanan sabit gaz sancısıydı. Bu da ameliyatta karbondioksit verdikleri için normaldi. Yaşanması beklenen ve makul sorunları dahi yaşamadım. Bunun ameliyata çok motive olmamla ve metabolizmamla ilgisi olabilir, bilemiyorum. Belki de sadece şanslıydım. Her halükarda kolay bir iyileşme süreci geçiriyordum.

Ameliyattan hemen sonra diyabet için aldığım insülinler kesilmiş, bir gün sonra da şeker hikayem tarihe karışmış, şekerim regüle olmuştu. Ameliyatımın sanıyorum ilk hediyesi buydu. Diyabeti yendik! Evet inanılmaz görünüyor ama oldu!

Ameliyattan hemen sonraki süreçte beni en çok zorlayan susuzluk oldu. Serum aldığım halde su için öldüm bittim diyebilirim. Halil bey dahil odaya giren herkese Cuma sabahına kadar "Su istiyorum lütfeeeeeeeeeeeğn" diye yalvardım. Cuma sabahı nihayet sevgili doktorum ya halime acıdı, ya da benden yıldı bilemiyorum, "Yarın kaçak testinden sonra su içebilirsin." dedi. Dünyalar benim olmuştu. Bir gün sabredebilirdim, evet. 

Cuma günü aynı zamanda Halil bey Nazogastric hortumumu da çıkardı. "İçim gıcıklanıyor hocam." dedim. "Bu niye hala burada" dedi ve vıjt vıjt vıjt üç hamlede çıkarttı hortumu. Ben o şeyi boğazıma kadar sanıyordum, meğerse mideme iniyormuş!  İçim gıcıklanıyor tam da uygun kelimeymiş yani :) Bu arada hortum çekilirken canınız yanmıyor, 10 saniye bile sürmüyor, içiniz gıcıklanıyor, o kadar. Sanki içinize kocaman bir olta atmışlar da onu topluyorlarmış gibi. Sakın korkmayın ve hareket etmeyin işle sırasında. Altı üstü 10 saniye :) 
Ertesi gün sabahın seherinde kaçak testi için beklemeye başladım. Metilen mavisi ilave edilmiş suyu içecektim. Kaçak varsa drenden çıkacaktı. Tabii ki kaçağım yoktu anca bu yine benim hissettiğim ancak tıbbi bir ispat taşımayan şeydi. Metilen mavili suyu (tadı gerçekten çok iğrenç) içtim. İçsel olarak tahmin ettiğim üzere kaçağım yoktu. Gün benim günümdü. Hem kaçağım yoktu, hem de su içebilecektim. Çok küçük yudumlarla ufak bir bardak su içtim ağlaya ağlaya, şükrederek. 

 Normalde çoğu zaman otomatik olarak yaptığımız şeylerin ne kadar değerli olduğunu bir kez daha anladım. Cumartesi günü iyice hareketlenmiş, odada duramaz olmuştum. Şansıma hava çok çok soğuktu ve bahçeye çıkamadık, kantinde açık bir çay içip tekrar odamıza döndük. Açık çay içmek bile bünyemde devrim etkisi yaptı. O kadar güzeldi ki! 

Pazar sabahı ikinci kaçak testi için içinde ne olduğunu bilmediğim bir suyu (tadı metilenden daha iğrençti) içtim ve röntgen çekildi. Daha ufak kaçak var mı emin olmak için yapılan bu işlemden de sapasağlam çıkmıştım. Çok şükürdü, bin şükürdü! Pazar gününün diğer kısmı pazartesiyi bekleyerek, gaz sancıları çekerek ve her pazar yaptığım yayınımı yapamadığım için ağlayarak geçirdim. Bu zamana kadar yayınlarımı aksatmamıştım. Bu bir disiplin işiydi ve ben hastane yatağında buna ağlıyordum! (bkz: işkolik bir başak burcu kadını olmak)

Nihayet beklenen gün gelmiş, yedi günlük hastane misafirliğimin sonuna gelmiştim. Pazartesi sabahı drenim çıkarıldı. Bu da can acıtmayan bir işlemdi. Zaten 10 saniye sürüyordu. Nefesinizi tutmanız yeterli oluyordu.

Yapacaklarım, yapmamam gerekenler son kez anlatılmış ve sıra vedalaşmaya gelmişti. Hastaneden çıkarken benim kadar geniş gülümseyen var mıydı bilemiyorum ama yeni hayatıma, diyabetsiz, nld'siz, dertsiz tasasız hayatıma attığım adımın keyfi hem benim, hem de sevgili doktorumun yüzüne yansımıştı...

Artık yeni hayatımın, yeni doğumumun tadını çıkarmaktaydı sıra,
Yeni hayatım beni bekliyordu! :)












4 Ağustos 2011 Perşembe

Ameliyatınıza hazırlanırken bilmeniz gerekenler...


 Varolan probleminizin farkına varıp bir çözüm aramaya başladınız ve obezite cerrahisiyle tanıştınız. Öncelikle obezite cerrahisi için uygun hasta profilinde misiniz, bunu inceleyin. Nedir uygun hasta profili? 

  • VKİ 40 kg/m2'nin üzerinde olan veya 30-40 kg/m2 arasında olup eşlik eden hastalık durumlarında (hipertansiyon, diabetes mellitus, uyku apne send., artrit, vd.)
  • 18-60 yaş arası
  • Obezitenin en az 3 yıldır var olması
  • Hormonal hastalıkların bulunmaması
  • İlaç ve diyet tedavisine rağmen, en az 1 yıldır kilo veremiyenler
  • Alkol ve ilaç bağımlısı olmamak
  • Hastanın uygulanacak yöntemi anlaması ve ameliyattan sonra uyum sağlayabilecek durumda olması
  • Kabul edilebilir ameliyat riski 
[ *İlgili şartlar Doç.Dr.Halil Coşkun'un internet sitesinden kopyalanmıştır. ]

Obezite cerrahisi hastası kriterlerine uyuyorsunuz ve sizin için en uygun cerrahı da buldunuz. Tebrik ederim! Hekiminizle, size uygun ameliyat tipini istişareler ile belirlediniz ya da tahlil sürecine bıraktınız. Peki nedir bu noktadan sonra bilmeniz gerekenler? 

Öncelikle hekiminiz sizden (ameliyat tipine göre değişkenlik göstermekle birlikte) bir kısım tahlil ve test isteyecek. Tahlilleriniz ve testleriniz yapılmadan, anesteziye girmeniz olanaksızdır. Olacağını sanmıyorum ama sizden tahlil istemeyen bir hekim ile asla bu yola çıkmayın. Unutmayın sizden istenen tahliller sizin genel durumunuz, doktorlarınızın olası şüpheleri ve seçtiğiniz ameliyat tipine göre değişkenlik gösterebilir, artabilir yahut azalabilir. [Ekg, endoskopi/gastroskopi, akciğer grafisi, tam kan tahlili, uyku testi, endokrinoloji ve anestezi onayı temel tahlil/testlerinizdir.]

Tahlil süreciniz bittikten sonra sıra anestezi onayına gelecektir. Genellikle anestezi onayı en sona kalan işlem olur. Anesteziden onay da aldıktan sonra derin bir oh çekebilirsiniz. Artık hekiminize ve size uygun bir gün için takvim karşılaştırma zamanı!

Ameliyat gününüzü aldınız, mutlusunuz, heyecanlısınız. Peki ya şimdi neler yapmalısınız? Öncelikle "Nasılsa ameliyat olacağım, yedikçe yiyeyim." demeseniz iyi olur zira ameliyata ne kadar (nispeten) hafif girerseniz, ameliyatınız o kadar rahat geçer. Biraz çelişkili göründüğünün farkındayım ama güvenin bana, bu böyle :) [Malesef ben bunu yapamadım ve ameliyattan önce neredeyse dünyayı yedim. Avantajım ise ameliyat günümden çok yakın bir zaman öncesi tarihimi kararlaştırdık ve neyse ki "Başak ve diğer yarısı" biçimine gelmeden ameliyat tarihim gelmişti bile.]


Ameliyatınıza kadar geçecek sürede egzersiz yapmaya çalışın. Bunun da çelişkili durduğunun farkındayım ama ne kadar formda olursanız ameliyat o kadar rahat geçecektir. 

Kilo kaybı ameliyatlarının en büyük handikapı zaten ameliyat olacak hastanın obez/morbid obez olması ve değerlerinin stabil olmamasıdır. Aslında olası riskin ve komplikasyon olasılıklarının ana sebebi budur. O yüzden ameliyata olabildiğince (elden geldiğince) formda girmeniz sizin ve elbette doktorunuzun yararınadır. 

Şayet sigara içiyorsanız  (ki içmeyin) derhal sigarayı bırakmalısınız. Sigara genel zararının yanısıra -her türlü- ameliyat için risk oluşturur. [Bu konuda da talkın verecek yüzüm yok aslında ama...]

 Şayet gerek görürse hekiminiz sizi ameliyata kadar birkaç ilaca/vitamine/inhaler'a başlatabilir. Ameliyatınızın rahat geçebilmesi için hekiminizin verdiği ilaçları/vitaminleri düzenli kullanın. İhmal etmeyin. 

Kendinizi bu dönemde kaosa sokacak, negatif düşünmenizi sağlayacak her kişi/etken'den uzak durun. Gerekiyorsa (hassas bir yapınız varsa) haber dahi izlemeyin. Sizi neşelendirecek, motive edecek şeylerle meşgul olun. Bu dönemde kimsenin sizi üzmesine ve aklınızı karıştırmasına müsaade etmeyin. Unutmayın bu sizin hayatınız, bu zamana kadar çektiğiniz acıyı (fiziksel/ruhsal) siz çektiniz ve hayatınızın en önemli kararını verdiniz. İnsanların araştırmadan yaptığı yorumlar son derece heves kırıcı olabiliyor zaman zaman. Bu nedenle sizi neşelendirecek birşeyler bulun, gerekirse uydurun. 

Eğer çalışıyorsanız işyerinizden ameliyatınız için (mümkünse tarih opsiyonlu) izin alın. Tam olarak iyileştiğinizi hissetmeden işinizin başına geçmeyin. [Tabii bunu yazmak kolay ama şu zamanın işleri için çok mümkün olmayabilir. Siz yine de elinizden geleni yapın.]

Şişeden ve kana kana su için. Eskiden yarım litre suyu kafama dikebilen ben, şimdi haza hanımefendi tarzını benimsiyor ve minik yudumlar halinde su içiyorum :)

Çoban salata yiyin. Hatta benim için de yiyin. [Bunun konuyla ilgisi yok, sadece canım çekiyor :)] 

Ameliyattan sonra bir süreliğine size refakat edecek aile bireyi ve/veya arkadaşınız olması gerekir. Bunu ameliyatınızdan önce kararlaştırın. 

Ameliyatınıza iki - üç gün kala evinizi temizleyin/temizletin. Çamaşırlarınızı yıkatın/ütüleyin. Arzu ediyorsanız yüz/saç bakımınızı yapın. Kendinize güzel filmler ayarlayın, okumaktan hoşlanıyorsanız kitap alışverişi yapın. [Ben irvin Yalom ve Atilla Atalay arası mekik dokumuştum, tavsiye ederim.]

En önemli ve atlamamanız gerekeni; ameliyatınızın olası sonuç, getiri ve komplikasyonlarını öğrendiğinizden emin olun. Unutmayın ki ameliyatınız sizin için kişisel tarihinizde bir dönem noktası ve bu önemli olaya gereken kıymeti verin. Bunun bir avantajı da, ameliyattan sonra varsayalım en ufak bir gaz sancısında panik olmanızı engelleyecek, sizi durumunuza daha hakim kılacaktır.

Ameliyatınızdan bir gün önce doktorunuzun sizden istediği ya da ameliyatınızdan sonra kullanmanız gereken (emboli çorabı, triflo vs) edindiğinizden emin olun. 

Kişisel temizliğinizi, bakımınızı yapın. Hastane çantanızı hazırlayın. Hastane çantanızda [aşağı yukarı 7 gün kalmak için] olması gerekenler aşağı yukarı şöyledir: İki-üç adet önden düğmeli, bel lastiği olabildiğince bol pijama ya da gecelik, yeteri kadar iç çamaşırı, iki-üç çift çorap (ayaklarınız üşüyecek, emin olun.) ıslak mendil, peçete, sıvı sabun, kağıt havlu, normal havlu, şampuan, diş fırçası, diş macunu, diş ipi, ağız gargarası, plastik bardak, telefonunuzun şarj aleti, kullanıyor olduğunuz ilaçlar, kullanıyorsanız gözlük ya da lensleriniz, üşüme derecenize göre yelek ya da hırka. Kadınlar için saç tokası/bandı, periyodunuzun günü değilse bile stress faktörünü de hesaplayarak hijyenik ped, gecelik giyecekseniz belden altınızı örtecek bir sabahlık.

Buraya bir parantez daha açmak istiyorum, ihtiyacınız olacak malzemeler, kalacağınız hastane ve odaya [ve elbette süse püse düşkünlüğünüze] göre değişkenlik gösterecektir. Bizim hastaneye gidişimiz yaklaşık 6 çantayla olmuştu ki tahmin edebileceğiniz üzere ben son derece süsüne, bakımına düşkün bir insanım ancak aldığımız şeylerin hemen hemen yarısını da kullanmadık. Emin olun ameliyattan sonra ojelerinizi değil su içme vaktinizin gelip gelmediğini düşüneceksiniz. 

Annem ve refakatçim olduğu için ve ayrıca özel odada kalma imkanım olduğu için ben netbook almayı tercih ettim ama hastaneye ne kadar az değerli eşya götürürseniz, o kadar iyidir. 

Yeterli miktarda nakit para. [Hastanede kredi kartıyla uğraşmak istemeyeceksiniz] 

Evet çantanız da hazır olduğuna göre bu gece hayatınızın son morbid obez/obez uykusuna yatmanın verdiği keyifle uyuyabilirsiniz! [Heyecandan uyuyabilirseniz tabii!] 

Heeeeey! Sabah oldu! Saat çalıyor, telefon kendini yerden yere atıyor duymuyor musunuz? 

Uyanın, yeni hayatınız başlıyor!