ameliyattan hemen sonra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ameliyattan hemen sonra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Şubat 2012 Pazar

Kilo Kaybı Ameliyatları Sonrası Erken Dönem Beslenme

Merhaba çorbalarla kanka olacağımız dönem, merhaba!

Kilo kaybı ameliyatlarından sonra iç dikişleriniz iyileşmesi ve sağlıklı bir beslenme sistemine geçebilmeniz için zamana ve hafif beslenmeye ihtiyacınız vardır. Ameliyatınızdan sonra geçirmeniz gereken diyet süreci şöyledir. 

-Berrak Sıvı
-Sıvı/Yoğun sıvı/Taneli sıvı
-Cıvık püre/Püre
-Katı

Doktorunuz size bu beslenme sistemini açıklayacak ve beslenme listesi verecektir olasılıkla. Ben size çoğunlukla yaşayarak öğrendiğim beslenme sistemini aktaracağım. 

Öncelikle bilmeniz gereken aynı ameliyatı, aynı gün, aynı kiloyla olmuş olsa bile her insanın metabolizmasının farklı olduğudur. Benim çok rahat içebildiğim çorba, sizde bulantı yapabilir. Siz meyveli yoğurt yerken ben bundan tiksinebilirim. Bu gayet normaldir. Bayıldığınız bir çok yiyecekten tiksinebilir, yanından bile geçmek istemeyebilirisiniz. Unutmayın ki yeni beslenme sisteminizi oturtmak zaman ve çaba isteyecek. Ameliyat sihirli bir değnek değil ve sizin üstünüzden bütün yükü almasını beklemeyin.

Berrak sıvı diyetiniz olasılıkla hastanede, kaçak testiniz bittikten sonra başlayacak ve siz eve çıkana kadar devam edecektir. Eve çıktığınızda ise genellikle sıvılara geçmeniz istenir. "Ohooo sıvı o kadar çok şey var ki yenecek!" diye düşünseniz bile, inanın insan ne yesem diye çatlayabiliyor, seçenekler tükenebiliyor zaman zaman. 

Ben sizinle bana iyi gelen, bir nevi kurtarıcı besinleri paylaşacağım elimden geldiğince. Beslenme sisteminde protein ve kalsiyumun öneminden geçen yazıda bahsetmiştim. Sıvı diyetinizde bunların ağırlıklı olmasına gayret gösterin. Çorbalarınızı muhakkak gerçek et/tavuk suyuna yapın. Ben eve çıkar çıkmaz annem kasaptan etli kemikler alıp kaynatmış, suyunu çıkarmıştı. Tahmin edin ne oldu? Ağzıma süremedim! Et suyu bana çok ağır geldi, beni bu dönemde kurataran şey tavuk suyu oldu. Neredeyse her çorbayı tavuk suyuna yaptık. Eğer tiksiniyorsanız kendinizi zorlamayın ancak muhakkak proteininizi alın. 

Benim bu dönemde hayatımı kurtaran besinlere gelirsek:

* Terbiyeli tavuk suyu çorbası (şehriyesiz) (erken dönemde şehriye tıkanma hissi verebilir. Taneli döneme geçene kadar bir süre dokunmadım ben)

*Tavuk suyuna sebze çorbası (sebzeleri tavuk suyuna atıp haşlayın, sonra geri çıkarın)

* %100  Meyve suları (Ben evde sıkmanızı ve sulandırmanızı tavsiye ederim. Hazır alacaksanız %100 olmasına, nektar vs. olmamasına dikkat edin. Hazırlardan bilhassa elma suyunu suyla karıştırıp içtim ben.)
Şayet tiksinmiyorsanız bunları et suyuna yapmanız çok daha faydalıdır. Doktorunuz izin verdiyse bu dönemde süt ve ayran içmeniz fevkalade yararlıdır. Gaz sorunu olan bir hastaysanız doktorunuz erken dönemde bunlara müsaade etmeyebilir. Ben 10.günüm bittiğinde içebildim ancak. 

*Süt (Yağsız ve aromasız (muzlu, çilekli vs) olanları tercih edin.

*Ayran (Abartı gibi gelebilir ama ayran uzun süre bana yağlı geldi ve midemi bulandırdı lakin ne kadar faydalı olduğu aşikar. Light ayranlar bir çok markette var. Ancak light ayran tüketebildim, o da çok fazla olmamak kaydıyla. Hala da çok içebildiğimi söyleyemem.)

Yoğun sıvılara ne zaman geçmelisiniz? Bunu ancak doktorunuz ve siz bilebilirsiniz. Bazen doktorunuzun listesinde yoğun sıvıya geçebilirsin yazan dönemde bile geçilemediği ve bünyenin kaldırmadığı olabiliyor. Diyetinizde değişiklik yaparken kendinizi dinleyin. Ağır geliyorsa geçmeyin. Unutmayın mideniz bir bebek midesi gibi. Hiç aceleniz yok, olmasın. 

Yoğun sıvılar döneminde yine çorbalarınızı et ve tavuk suyuna yapmaya özen gösterin. Benim bu dönemde en sık tükettiğim yiyecekler şunlardı:

*Sebze çorbası (Üstteki tarifteki gibi sebzeleri tavuk suyunda haşlayıp çıkarın. Bir tek kabak kalsın. Kalan çorbayı rondodan geçirin.) Çorbanızın kıvamının püreye yakın olmamasına dikkat edin. Çorba formunu koruyun. Bu çorba aynı zamanda sindirim/boşaltım sorunlarına birebirdir. (Saklamayın, kabızsınız biliyorum! Hangimiz değildi ki!)

*Tarhana çorbası (Öncelikle ev tarhanası kullanın eğer imkanınız varsa. Acı olmamasına dikkat edin. Bu dönemde muhtemelen baharatlarla aranız iyi olmayacak.) Mümkün mertebe koyu kıvamlı olmamasına gayret edin. 

*Yoğurt çorbası/Yayla çorbası (Nanesiz ve yağsız pişirin)

*Ekşili köfte yemeğinin köftesizi. (Bu çorbayı annemle uydurduğumuz için böyle tarif ettim. Ekşili köfte yapıp içinden köfttelerini çıkarın. İşte en çok içtiğim çorba! )

*Tavuk suyuna tebiyeli rondo şehriye (Az şehriye katılmış tavuk suyunu rondodan geçirin. Çorba kıvamını kaybetmesin.)

Bu dönemde çok çok rafadan (tamamen cıvık olması kaydıyla) yiyebilirsiniz. Ben bir kere yedim ve sanıyorum 3.ayıma kadar bir daha yiyemedim. Eğer yiyebiliyorsanız günde bir "rafadan ötesi yumurta" size iyi bir protein kaynağı olacaktır. 



*Süt (Sütü buz gibi içmek yerine ılıtmanızı tavsiye ederim. Bu dönemde hep ılık süt içtim.)

*Ayran. 

*%100 Meyve suları (Bu dönemde de sulandırmanızı tavsiye ederim.)

*Evde yapılmış hoşaflar (Tanelerini çıkarıp, sulandırıp içebilirsiniz.) Özellikle kayısı hoşafı sindirim/boşaltım için süperdir!

Taneli sıvılara geçmek aslında bir nevi katılara da rahat geçirp geçmeyeceğinizin testi gibidir. Ben tüm bu değişim dönemlerini çok rahat geçtim ve katılara da geçişim sorunsuz oldu. Ben bu konuda şanslıydım ancak doktorumun zamanlama ve yiyecek listesinin bir adım bile dışına çıkmadım diyebilirim rahat rahat. 

Tanelilere hazır olup olmadığınızı ölçmelisiniz. Elbette ilk lokmanızda biraz rahatsız hissedeceksiniz ancak zamanla geçecek. Yine de çok rahatsız olduysanız kendinizi asla zorlamayın ve erteleyin. 

Bunun yanında bazı doktorlarımızın hastalarına kalabildiğin kadar sıvıda kal dediğini ve 8-9 ay sıvıda kalan hastalar olduğunu biliyorum. Ben buna kesinlikle karşıyım. Sürekli sıvı beslenmek barsak floranızı bozacağı gibi sizi amacınızdan da saptıracaktır. Amacınız yeni bir beslenme sistemi yaratmak. Bunu da ancak sağlıklı, katı gıdalarla yapabilirsiniz. Sıvılar dönemi bir geçiş dönemidir ve öyle kalmalıdır bence. 

Taneli döneme geçtiğinizde aklınıza gelebilecek her şeyi çorbanızın içine katıp rondolayabilirsiniz. Burada dikkat edilmesi gereken şey çorbanın püre kıvamına gelmeyecek kadar cıvık olması ve kattığınız besinlerin gaz yapmamasıdır. Yani fasulye, nohut vs. gibi şeylerden kaçınmalısınız. 

Bu dönemde en sık tükettiklerim:

*Tavuk suyuna terbiyeli rondo şehriye (Biraz daha koyu kıvamlı olanı ama püre kadar değil.)

*Kabak çorbası (Tavuk suyunda kabakları haşlayıp rondolayın.)

*Tarhana çorbası (Acısız, baharatsız, ev tarhanası)

*Yayla/Yoğurt çorbası (Pirinçsiz ama kıvamlı)

* Süt

*Kayısı hoşafı 

Bir hasta olarak benim dezavantajım çoğu ameliyatlı arkadaşlarımın yediklerini yiyememek, yedikleri kadar yiyememek ve bir çok besinden tiksinmek oldu. Şayet böyle bir şey yaşamıyorsanız çorbalarınızda yeni tatlar deneyin. Benim midem yeni tatlar için fazlasıyla sinameki idi. Hala da öyle. Olabildiğince soğan, sarımsak, yoğun aromalar, soslar ve baharattan ilk dönemlerinizde uzak durun. Bırakın damak tadınızdan önce beslenmeniz gelsin. 

İçtiğiniz çorba bile olsa yavaş, dura dura ve yudum yudum için. Asla yemeği aceleye getirmeyin ve gün boyunca 1,5-2 lt. su içtiğinize emin olun. Yemeklerle sıvı almayın, yemeğin yanında asla su/çay vs içmeyin. Araya en az yarım saat koyun ki tıkanmayasınız. 

Cıvık püre/Püre dönemi çorbalardan sonra size adeta ilaç gibi gelecek, seçeneklerinizin çok fazla olacağı bir dönem. Ben şahsen bu döneme bayılmıştım. Üstelik çok lezzetli şeyler yapabilirsiniz!

Öncelikle püre deyince aklınıza gelen patates püresi imajını kafanızdan silin. Aklınıza gelebilecek hemen her şeyin püresini yapabilirsiniz. Sebzeleri yine muhakkak et ya da tavuk suyuna püre yapmanızı ve kabak/patates vbg. yiyeceklerin içine de püre yaparken yağsız peynir katmanızı(lor) tavsiye ederim. 

Bu dönemde en büyük kurtarıcılarım:

*Kabak püresi (Yağsız lor peyniri ile)

*Ton balığı püresi (Sıfır yağlı olanlardan alıp rondoladım bol bol) 

*Ispanak püresi (Pirinçsiz ıspanak yemeği yapar gibi yapıp rondolayın)

*Semizotu püresi (Pirinçsiz semizotu yemeği yapar gibi yapıp rondolayın)

*Karışık sebze püresi (kabak-havuç-vs. aklınıza ne gelirse ekleyebilirsiniz.)

*Rafadan ötesi yumurta

*Peynirli patates püresi

*Tavuk püresi (Kalça but etinden rondo)

*Pırasa püresi (Zeytinyağlı pırasayı pirinçsiz pişirip rondolayın)(Bu ayrıca kabızlık için şahanedir.)

*Elma püresi 

*Markette bebekler için üretilen hazır püre mamalar /dışarı çıktığınız zaman yahut çalışırken kurtarıcı oluyorlar.

*Muz püresi 

*Kayısı püresi 

*Her nevi yağsız yoğurt (normal yağlı olanlar mide bulandırabilir.)

*Süt

Meyve pürelerinizi yaparken:
Öncelikle her nevi meyvenin püresini yapabilirsiniz. Ben ananas, muz, şeftali ve elmayı çok tüketmiştim. Şayet yeterince protein alamadığınızı düşünüyorsanız, doktorunuza danışarak protein tozu (aromasız, şekersiz) kullanabilir, püre yerine kıvamlı meyveli yoğurt hazırlayabilirsiniz. Hazır meyveli yoğurtlar şeker içerdiği için ben almadım ve kullanmadım.Özellikle kahvaltı öğününde ben meyve püresi, akşam öğününde ise ton balığı püresi tüketmeye çalıştım. Kan değerlerime de sonucunun olumlu yansıdığını gördüm.

Püreleri rahat rahat tükettikten sonra katılara geçebilirsiniz. Kişisel tavsiyem katılara geçişinizde itidalli olmanızdır. Örneğin direk parça et yerine köftelerden ve sulu yemeklerden başlayın. Benim ilk aldığım katı ekşili köfte yemeği idi. Unutmayın aceleniz yok, bebek adımlarıyla yürüyün bu yolu. Kendinizi ve yeni midenizi tanıyın ve ona zaman ayırın. Doktorunuzun sözlerine kulak verin ve vitaminlerinizi asla ihmal etmeyin.

Özellikle baharatlar ve aromalı besinler/soğan sarımsak/çiğ sebzeler, meyveler konusunda acele etmeyin. Siz bu yazıları okuduğunuzda ben 10. ayımı dolduruyorum ve hala karabiber, kimyon/salata vs. bana çok dokunuyor. Ancak acı konusunda sorunsuzum. Her bünye başka şeylerden etkileniyor. Dolayısıyla biraz da deneme yanılma yapacaksınız.

Eski hayatınızda olmayan, beklenmeyen tepkilerde ne yapacaksınız?

Bulantı: Bazı besinler ya da kokular midenizi bulandırabilir. Bu çok normaldir. "Ay bana ne oluyor?" diye doktorunuza koşmanıza gerek yoktur. Bu gibi durumlarda şekersiz nane şekeri (rocco/olips vs.) gibi bir şeker emebilirsiniz. İyi gelecektir. 

Kusma: (Nadir de olsa) Her kusma dumping demek değildir. Paniğe kapılmayın. Normalde biraz daha hızlı yediyseniz, yağlı yediyseniz, şekerli yediyseniz, dumping olmasa dahi kusabilirsiniz. Artık yeni mideniz yutağınıza daha yakın olduğu için kusmak çok daha kolaydır. Kusmalarınız rutine binmediği sürece korkmanıza gerek yoktur. Sadece beslenme sisteminizi gözden geçirin. 

Yanma/Reflü: Özellikle yatmadan hemen önce yediyseniz yahut size mide koruyucu bir ilaç verildi ve aksattıysanız bu şikayetleriniz artabilir. Yatmadan iki saat evvel (minimum) yemeği kesin. İşe yarayacaktır. 

Gaz sancısı: Yine gaz yapmayan besinler ve içeceklerle bu sorunun üstesinden gelebilirsiniz ancak gaza meyilli bir bünyeniz varsa yapacak bir şey yok. Ben en çok gaz sancısı çektim mesela beslenmeme dikkat ettiğim halde. 

Kabızlık: Korkmayın, bu hepimizin başına gelen bir şey. Koca koca adamlar, kadınlar olarak neler çektik bir bilseniz! Öncelikle kayısı hoşafı, püresi, suyu size bu konuda çok yardımcı olacaktır. Bunun yanı sıra kabak içeren her şey yine bu konuda yardımcınızdır. Kabızlık için prebiyotik yoğurt vs. gibi şeyleri ne ben, ne doktorlar tavsiye ediyor ancak 4 günü geçtiyseniz laksatifler için yine doktorunuza danışmakta fayda var.

Size erken dönem beslenmesiyle ilgili verebileceğim en güzel tüyo ise tabaklarınızı ve kaşıklarınızı "bebek tabağı/kaşığı" ile değiştirin. Mümkünse koyu renkli olsun. (Koyu renk iştahı kapatır). Şekerli besinlerden hem dumping yaşamamak, hem de kalori almamak için kaçının. Her öğününüze 45 dk-1 saat ayırın. Acelesiz, keyfini çıkara çıkara yemek yiyin. Her ne kadar garnitür vs. gibi şeyler yiyemiyor olsanız da tabağınızın kenarını süsleyebilirsiniz. Hem moralinize, hem gözünüze hitap eden bir tabak, neden olmasın!




İçecekler

İçecek konusu; ameliyattan önce günde 6-7 bardak nescafe içip, litrelerce kola tüketen benim için en zor konuydu. Sizi bilemiyorum ama ben rutin olarak her sabah gözünü açar açmaz kahve içen bir insandım. Tabii ki yeni beslenme sisteminizde ne nescafe'nin, ne kola'nın yeri yok. Öncelikle telvesiz tüm kahveler yapaydır ve sağlıksızdır. Erken dönemde size kahveyi tavsiye edemiyorum ancak ikinci ayım bittiğinde türk kahvesine başladım ben. 

Açık çay en ideal içecek bu dönemlerde. Ancak içtiğiniz demir hapı ile çayınız arasına iki saat koyun. Çayın içindeki maddeler demirin etkisini nötrler. 

Meyve sularını evde sıkın ya da %100 alın. Muhakkak sulandırarak için. Ben hala öyle içiyorum. 

Kola'nın yakınından bile geçmeyin. Milyar kalori olmasının yanında gazlı olduğu için tehlikelidir. Keza soda ve diğer gazlı içecekler. 

Süt artık en yakın arkadaşınız olsun. Bu alışkanlığı kendinizde oturtmaya çabalayın. Sade süt konusunda sıkıntı yaşıyorsanız kaşığın ucuyla kakao katabilirsiniz. 

Nesquik benim sıklıkla tükettiğim (günde 1 bardak süte bir çay kaşığı) ve vitamin değerimi toparlamam yardımcı, harika bir tattı. Şimdi tüketmiyorum fazla. (10 günde bir) ama o dönemler çok işe yaramıştı. 

Sebze suyu ben kullanmadım ama kullanabilirsiniz, bence bunu da sulandırmakta fayda var. 

Son olarak; unutmayın bu önemli bir dönem. Gereken besin ve vitamini almanız çok önemli. Bu yüzden lütfen kendinize beslenme temeli oluştururken zaman ayırın. Yeni beslenme sisteminizi sevin ya da buna çabalayın. Göreceksiniz, her şey çok güzel olacak! :)









16 Ağustos 2011 Salı

İşte karşınızda büyük gün! [20.04.2011 Mgb Doç.Dr.Halil Coşkun]

Belki birçoklarına garip gelecektir ama hayatımda hemen hemen hiç ölüm korkusu yaşamadım ben. Belki hayatımın major hastalıklar ve ölüme çok paralel gitmesinden, belki acıya alışmaktan, belki de yetiştiriliş tarzından, bilemiyorum.

17 Nisan 2011 gecesi ameliyattan önceki son canlı yayınımı yaptım. Yayının sonuna kadar gayet sağlam, heyecansız ve itidalli olan ben, dinleyicilerimden helallik istediğim anda dayanamadım ve ağladım. Bu yaşadığım ölüm korkusu değil, bu kadar sevilmenin verdiği mutluluktu belki. Yazdığım her platformda, tüm sosyal medya araçlarında ameliyatımdan bahsettim ve helallik istedim. [Hak helal etmek benim için hep önemli bir mevzuydu, hala da öyle.] Pazar gecesi yatağıma yattığımda arkamda yüzlerce hatta binlerce insanın duası olduğunu biliyordum.

Hayatta bazı şeyleri bilirsiniz, hissedersiniz ama ispat edemezsiniz. Doktoruma olan güvenimin yanısıra ameliyattan sağ ve sağlıklı çıkacağıma adımın Başak olduğuna emin olduğum kadar emindim. Bunu o kadar kuvvetli hissediyordum ki...Bu ameliyat benim ikinci doğumum olacaktı. Buna kalben emindim ama ispatım elbette yoktu.

18.04.2011 Pazartesi sabahı erkenden hastanedeydik.[Bezmialem Vakıf Gureba]  1.71 boy-130 kiloyla, yandaş onlarca hastalıkla beri yandan onlarca tonluk umutla hastaneye yatmıştım. Bir yandan evrak işini hallederken bir yandan da son morbid obez kahvaltımı ediyordum. İki adet poğaça. İtiraf etmeliyim ki normalde rahatlıkla en az 3-4 poğaça yerdim ama sanıyorum heyecandan yiyememiştim.

Normal insanlar gibi bir çanta ile bir yere gitme huyum olmadığından sanki hastaneye değil de Antalya'ya tatile gitmişim gibi yerleşiyorduk odaya. İtiraf ediyorum biz ailece çok abartmıştık! Allahtan hastanelerde "özel oda" kavramı vardı da başka insanları rahatsız etmeden yerleşebildik.



Ameliyat öncesi rutin testler yapılıyordu bir yandan. Her şey yolunda gözüküyordu. Oldukça meşgul olmasına rağmen sevgili doktorum Halil bey bu süreçte beni hiç yalnız bırakmadı diyebilirim. Ne zaman biraz gerginleşsem artık hissediyor muydu yoksa tesadüf müydü bilemiyorum ama şak diye odanın kapısında o muhteşem güleryüzüyle beliriyordu. Pazartesi günü bana tembihlenen en önemli şey artık şu saatten sonra katı bir yiyecek yememem gerektiği idi. [ Buna ameliyattan önce benden başka uyan yokmuş, ben uymuştum ve içim gayet rahattı. Lütfen size söylenen zamandan itibaren ASLA katı bir şey yiyip içmeyin. Ufak bir kaçamak dahi ameliyatınız ve daha önemlisi hayatınızı tehlikeye atabilir zira mide-bağırsak ameliyatı oluyorsunuz. Çıldırmayın :)] Dolayısıyla aralarda sürekli çorba ve ayran içiyordum.

Pazartesinden Salı gecesine kadar zaman geçmek bilmedi. Ailemle her yapılan son testte dokuz doğurduk. Ameliyat sabahına kadar hep ayaklarım sorun çıkaracak diye korktum ne yalan söyleyeyim. Nihayet Salı günü olduğunda doktorum bu işi de ele almış ve ayaklarıma ultrason çektirmişti. O an stressle dolup taşsam da çıkan sonuç -ameliyata engel değildir- olunca ailecek gözyaşları içinde sarıldık birbirimize. Benimle birlikte her adımda onlar da rahatladı, derin bir oh çekti.

Nihayet Salı akşamı olmuştu. Ameliyat için gerekli olan emboli çoraplarımı giymiş, triflomu başucuma koymuş sanki hiç heyecanlanmıyormuş gibi yapmaya çalışıyordum. Sayfalarca kağıt imzalamış, yüzlerce kişiyle konuşmuş, artık zamanın geçmesini bekliyordum. Tam bu sırada -yine adeta hissetmiş gibi- sevgili doktorum geldi odaya ve sanıyorum ameliyattan önce son konuşmamızı yaptık. O'nun pırıl pırıl pozitif enerjisinden sonra zaten kötü şeyler düşünmem olanaksızdı ve düşünmedim de.



Ameliyat Sabahı

Ameliyat sabahı sabah 06:00'da yatakta dikilmiştim. Heyecan değil ama garip bir boşluk hissediyordum. Aşağı inip hava almak istedim. Annem kalktığımı hissetti sanırım, şak diye gözlerini açtı hemen. Aşağıya indik annemle. Gün yavaş yavaş doğuyordu. Son -hasta- nefeslerimi alıyordum. Sürekli aklımda şu vardı : Bana bir şey olursa - ki olmayacağını hissediyordum kimse kendini sorumlu ya da suçlu hissetmesin.. Bunu ameliyat sabahı anneme ya da doktoruma söylemem pratikte can acıtırdı ama anneme söyledim. Ne doktorumu ne de annemi gereksiz ruhsal bir yükle ardımda bırakmak niyetinde değildim.



Yukarı çıktık ve ameliyat saatini beklemeye başladık. Saat 8:00 diye planlanmıştı ameliyatım. Saat 7:30 sularında ameliyat için giyeceğim önlük ve bone geldi. Beni taşıyacak sedye de kapıya parketti. Havada oluşan melankoli zerreciklerini neredeyse görebiliyordum. Biri duygusal bir konuşma yapsa hepimiz hüngür hüngür ağlayacaktık. Saat gelene kadar uyumaya karar verdim. Aslında sadece gözlerimi kapatmış hayatımı düşünüyordum, sevdiklerimi. Bu zamana kadar benim yüzümden, hastalıklarım yüzünden yaşadıklarını. Geçecek diyordum, bugün bittiğinde hepsi geçecek....[Kısa bir ağlama molası yine]

Nihayet vakit geldi. O abuk subuk önlüğümsü şeyle sedyeye binmeye çalışmak gerçekten zordu ve giderayak kahkaha krizlerine girmeme sebep oldu. Annem sedye asansörüne kadar yanımda geldi. Kendimi zor tutuyordum. Bir adım daha atsa ağlayacaktım. Anneme o saniyeye kadar "Hakkını helal et." diyememiştim, o saniye ağzımdan döküldü. "Hakkını helal et annecim, seni seviyorum!" Annem elimi tuttu ve "Helal olsun, ben de seni seviyorum kuzum." dedi. Adeta türk filmlerindeki gibi bir sahneydi ve sedyeyi götüren arkadaşın bile gözleri doldu...

Asansörde kendimi toparlamaya çalışıyordum zira doktorumun son görmesini istediğim şey zırl zırıl ağlayan bir Başak'tı. Netekim toparlandım da. Ameliyathane katına geldiğimizde beni başka biri devraldı ve bekleme alanı gibi bir yere parketti (sedyeyi durdurma fiili nedir bilemiyorum, o yüzden parketti uygun geldi) Biraz ötemde yaşlı bir amca vardı fıtık ameliyatına girecek, onunla biraz sohbet ettikten sonra zaman geldi ve ameliyathaneye geçtik.

Şimdi biraz manyak olduğumu düşüneceksiniz ama ben oldum bittim ameliyathaneleri severdim. Uzay gemisi gibilerdi, hep ilgimi çekerdi. Geceleri boş vaktim olduğunda ameliyat izlerdim hep. (Böyle kadın olmaz olsun dediğinizi duyar gibiyim

Kendi olacağım ameliyatı defalarca seyretmiştim ameliyata girmeden. Hatta kullanılacak aletleri bile internetten  incelemiştim. Dolayısıyla etraftaki ıvır zıvıra yabancı değildim. Ameliyat masasına geçtim, bir yandan da anestezi uzmanıyla sohbet ediyorduk. Gerçekten çok soğuktu, o kadar soğukta titremeden iğne yapmak bile büyük başarıyken koskoca ameliyatlar yapılıyordu. Sektöre saygım bir kez daha arttı.

Sonunda anesteziyi alacağım ana gelmiştik. Bana uzak gelen ama aslında yakın bir mesafeden (ameliyathane ortamı) doktorumu gördüm. Artık gönül rahatlığyla kendimi bırakabilirdim. Kendime iyi uçuşlar diledim. 5-4-3...1'i sayamadan narkoz çayırlarında hopluyordum bile :)

Başaaak,başaaak,başaaak,başaaak...İçimden cevap vermeye çalışıyordum, Gayet de "efendim" dediğimi sanıyordum ama muhtemelen "neeöööee" gibi bir ses çıkardım. Yarım yamalak bozuk bir algıyla başımda dikilen yemyeşil bir adam hatırlıyorum. Koluma dokunuyor, tanıyamadığım için tepki veremiyorum. "Iaaaayöf" gibi sesler çıkarıyorum. Aslında demek istediğim "bitti mi?" idi.

"Ben Halil Coşkun" diyor yeşil kıyafetli adam. Ne alakası varsa o anda "Yırttık abicim yırttık!" repliği geliyor aklıma. "Geçti,bitti. İyisin." diyor doktorum. O an mantıklı ve güzel çok şey söylemek istiyorum ama iki kelimeyi bir araya getiremiyor beynim. Ağzımdan ne çıktı farkında değilim, sadece bakışlarımla teşekkür ediyorum. Halil bey anlar diyorum, o anlar... (Tabi teşekkür eden bakışlarla baktığımı sanıp narkozun etkisiyle muhtemelen yavru dana gibi bakıyordum o an, olsun :)

Odaya çıkışımı ve ilk saatleri hiç anımsamıyorum. İlk uyandığımda annem ve kuzenim başımda, oda kalabalık. Çok fazla gürültü var. Uyumak istiyorum demeye kalmadan tekrar uyuyorum. Acıdan ziyade hissettiğim şey uyku. Kaç sefer böyle uyanıp uyandım hatırlamıyorum. Ara sıra biri tansiyonuma, şekerime bakıyor. Ara sıra doktorumu görüyorum, ara sıra annemi ve kuzenimi. Bazen babamı. O gördüklerim gerçek mi değil mi onu bile ayıramıyorum. Tepemde bir sürü şey asılı, burnumdan ve karnımdan bir hortum çıkıyor. [Nazogastric hortum ve dren]. Galiba altımda da bir hortum var ama ne olduğunu kestirecek durumda değilim. Tek isteğim uyumak.



Ameliyatım 2,5 saat sürmüş.[Uyandırma, odaya gelme derken 4,5 -5 saat elbette] Biz daha uzun olacağını sanıyorduk. Her türlü uzama ihtimaline ve lap. ameliyatın açığa dönme ihtimaline hazırlıklıydık. Yine de çabuk çıkmam herkesi sevindirmişti. Ameliyatta olduğum süre boyunca sözlükten ve diğer sosyal medya mecralarından sayamayacağım kadar çok telefon, mesaj gelmişti. Bazı arkadaşlarım ve hatta yüzünü bile görmemiş olduğum bazı dinleyicilerim ziyaretime geldi. (gelmiş). Bu benim ve ailem için büyük lütuftu. Belki de insanlara iyi görünebilmek için, üzmemek için ameliyatımın akşamı hemen ayağa kalkmak istedim. Sırtımın ağrısı ve ameliyat kesileri dışında ne ağrım ne de acım vardı ama kimse bana inanmıyordu.

Nihayet akşam  Halil bey bir kez daha durmumu kontrol etmek için geldi. Gayet iyiydim ama yürümek istiyordum. "Kalkmak istiyorum hocam." dedim. "Bu gece yat bakalım, yarın sabahtan itibaren kalkabilirsin. İstemediğin kadar yürüteceğiz seni." dedi. Tamam bir gece yatmaya dayanabilirdim. Söz dinledim.

Ertesi sabah vizitten önce yine sevgili doktorum kontrole geldi ve yürüyebileceğim müjdesini verdi. Sırt ağrım dışında kesiklerim de çok acımıyordu. Annemin ve aile dostumuz Kadriye ablamın kollarında ayağa kalktım. Odadan çıktık, biraz yürüdük. Vizite gelen doktorlar şaşırmışlardı. Normalde hastalar yürümeye pek gönüllü olmuyormuş, ben kendimi atmıştım resmen yataktan. Yürümenin bu ameliyat sonrasında ne kadar önemli olduğunu biliyordum, sanıyorum o bilinçaltıma kazınmış.

Ameliyattan sonra en çok yaptığım şeyler koridorda yürümek, triflo üflemek, uyumak ve internette takılmak oldu. Çok büyük yorgunluk, bulantı, kusma hissi ve baş dönmesi hissetmedim. Tek sorunum sırtıma ve köprücük kemiğim civarlarına saplanan sabit gaz sancısıydı. Bu da ameliyatta karbondioksit verdikleri için normaldi. Yaşanması beklenen ve makul sorunları dahi yaşamadım. Bunun ameliyata çok motive olmamla ve metabolizmamla ilgisi olabilir, bilemiyorum. Belki de sadece şanslıydım. Her halükarda kolay bir iyileşme süreci geçiriyordum.

Ameliyattan hemen sonra diyabet için aldığım insülinler kesilmiş, bir gün sonra da şeker hikayem tarihe karışmış, şekerim regüle olmuştu. Ameliyatımın sanıyorum ilk hediyesi buydu. Diyabeti yendik! Evet inanılmaz görünüyor ama oldu!

Ameliyattan hemen sonraki süreçte beni en çok zorlayan susuzluk oldu. Serum aldığım halde su için öldüm bittim diyebilirim. Halil bey dahil odaya giren herkese Cuma sabahına kadar "Su istiyorum lütfeeeeeeeeeeeğn" diye yalvardım. Cuma sabahı nihayet sevgili doktorum ya halime acıdı, ya da benden yıldı bilemiyorum, "Yarın kaçak testinden sonra su içebilirsin." dedi. Dünyalar benim olmuştu. Bir gün sabredebilirdim, evet. 

Cuma günü aynı zamanda Halil bey Nazogastric hortumumu da çıkardı. "İçim gıcıklanıyor hocam." dedim. "Bu niye hala burada" dedi ve vıjt vıjt vıjt üç hamlede çıkarttı hortumu. Ben o şeyi boğazıma kadar sanıyordum, meğerse mideme iniyormuş!  İçim gıcıklanıyor tam da uygun kelimeymiş yani :) Bu arada hortum çekilirken canınız yanmıyor, 10 saniye bile sürmüyor, içiniz gıcıklanıyor, o kadar. Sanki içinize kocaman bir olta atmışlar da onu topluyorlarmış gibi. Sakın korkmayın ve hareket etmeyin işle sırasında. Altı üstü 10 saniye :) 
Ertesi gün sabahın seherinde kaçak testi için beklemeye başladım. Metilen mavisi ilave edilmiş suyu içecektim. Kaçak varsa drenden çıkacaktı. Tabii ki kaçağım yoktu anca bu yine benim hissettiğim ancak tıbbi bir ispat taşımayan şeydi. Metilen mavili suyu (tadı gerçekten çok iğrenç) içtim. İçsel olarak tahmin ettiğim üzere kaçağım yoktu. Gün benim günümdü. Hem kaçağım yoktu, hem de su içebilecektim. Çok küçük yudumlarla ufak bir bardak su içtim ağlaya ağlaya, şükrederek. 

 Normalde çoğu zaman otomatik olarak yaptığımız şeylerin ne kadar değerli olduğunu bir kez daha anladım. Cumartesi günü iyice hareketlenmiş, odada duramaz olmuştum. Şansıma hava çok çok soğuktu ve bahçeye çıkamadık, kantinde açık bir çay içip tekrar odamıza döndük. Açık çay içmek bile bünyemde devrim etkisi yaptı. O kadar güzeldi ki! 

Pazar sabahı ikinci kaçak testi için içinde ne olduğunu bilmediğim bir suyu (tadı metilenden daha iğrençti) içtim ve röntgen çekildi. Daha ufak kaçak var mı emin olmak için yapılan bu işlemden de sapasağlam çıkmıştım. Çok şükürdü, bin şükürdü! Pazar gününün diğer kısmı pazartesiyi bekleyerek, gaz sancıları çekerek ve her pazar yaptığım yayınımı yapamadığım için ağlayarak geçirdim. Bu zamana kadar yayınlarımı aksatmamıştım. Bu bir disiplin işiydi ve ben hastane yatağında buna ağlıyordum! (bkz: işkolik bir başak burcu kadını olmak)

Nihayet beklenen gün gelmiş, yedi günlük hastane misafirliğimin sonuna gelmiştim. Pazartesi sabahı drenim çıkarıldı. Bu da can acıtmayan bir işlemdi. Zaten 10 saniye sürüyordu. Nefesinizi tutmanız yeterli oluyordu.

Yapacaklarım, yapmamam gerekenler son kez anlatılmış ve sıra vedalaşmaya gelmişti. Hastaneden çıkarken benim kadar geniş gülümseyen var mıydı bilemiyorum ama yeni hayatıma, diyabetsiz, nld'siz, dertsiz tasasız hayatıma attığım adımın keyfi hem benim, hem de sevgili doktorumun yüzüne yansımıştı...

Artık yeni hayatımın, yeni doğumumun tadını çıkarmaktaydı sıra,
Yeni hayatım beni bekliyordu! :)