zayıflama süreci etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zayıflama süreci etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Temmuz 2015 Cuma

Mutlu sonlara inanın, lütfen!... :)



Kişisel gelişim ıvır zıvırlarına pek itimadım yoktur. Hep yazarım, hep söylerim. Ancak kişisel gelişim ıvır zıvırlarının bir tanesinde duyduğum şahane bir meseli aktarmak isterim. Derler ki: İnsan hayatı lastik bir toptur. Dibe vurmadan sıçraması, yukarıya yükselmesi imkansızdır. İşte hayatımın özeti demiştim bunu okuyunca. Dibe vurmadan belki de yükselmem imkansızdı. Vurdum ve yukarı çıktım, çok şükür.

Bu yazıyı hangi ruh haliyle, nerede, hangi acı ya da sevinçle okuyacaksınız bilmiyorum ancak bildiğim bir şey var. Lütfen, iyiliğe, mutluluğa olan inancınızı kaybetmeyin. "Biz her insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık" der Güzel Kuran'ın İsra suresinde. Çabamı, inancımı, umudumu hiç kaybetmedim ben. Sorguladığım, isyan ettiğim, haykırdığım çok oldu ama içimde bir yer her zaman umudunu sürdürdü. Siz de kaybetmeyin olur mu?

Bu sefer talihin çarkları benden yana dönüyordu diye ara vermiştim. Sanırım ameliyatımla birlikte sağ omuzuma konan talih kuşu üzerimde çiftleşmeye karar vermişti. :))

Etrafımızdaki "çok hızlı gidiyorsunuz aman dikkat!" diyen eş dosta inat, ailelerimizle birlikte bu isteme-nişan-nikah vıdıvıdı sürecini sündürmeme niyetindeydik. Çok garip biçimde birlikteliğimize çok sevinen eş dost, bu sefer "ayh biraz bekleyin" havası çalmaya başlamıştı. Kimseyi dinlemeye niyetimiz yoktu. Bu yaştan sonra, bunca acıdan sonra birbirimizi bulmuştuk. Birbirimizi tekrar sevgiye inandırmıştık. Niye ve tam olarak neyi bekleyecektik? (Hiiiiieç!)

29 Ekim 2011 akşamı bu sefer bizde aileler biraraya geldi. Daha önceden zaten yüzük takacağımız konuşulduğu için isteme-nişan birarada oldu. Ortalama 90 kilo falandım o zamanlar, hala kilo verme sürecindeydim ameliyatımın. Kıpkırmızı bir nişan tuvaleti vardı hayalimde ancak bedenime uygun bulamadım. Olsundu. Beyaz bir elbise buldum. Yine herkes beyaz ancak nikahta olur dedi ama ben bembeyaz mini bir nişanlıkla yine kendi devrimlerime imza atıyordum. Böylece o gece resmi olarak istendim.

Heyecan tavandı elbette. Çok aile içi bir nişan idi ama rüya gibiydi zira çok aşıktık. Hala öyleyiz. (Burada maşallaaaaaah çekilecek pls)



Konumuzdan bağımsız olarak bir şey itiraf etmemde yarar var. Biriyle evlenme sürecine girdiğinizde etraftan en çok duyacağınız söz "aman tatlı telaşlar bunlar ahahah" olacak. Aldanmayın. Hiç de tatlı değil. Düşünmeniz gereken milyar ayrıntı, kurmanız gereken bir ev, eşyasıydı, davetiyesiydi, tanıdıklardı, herkesi memnun etme telaşıydı canınız çıkacak. Zaten bu süreci bu kadar zor yapmanın nedeni sanıyorum insanların yılıp boşanmalarını falan engellemek olmalı. Zira teknik olarak devlet huzurunda atılacak iki imza örflerle bu kadar meşakkatli ve zor hale getirilebilir. Bu noktada çiftlere tavsiyem insanları değil, kendinizi memnun edecek tercihler yapın. İyi ki yapmışım dedikleriniz hep onlar olacak çünkü.

Gelelim sürecime. Nişandan sonra güne karar verme, gün alma, resmi işlemler vs için koşturduk.
Bunun yanında kilo veririmim devam ettiği için her gelinlik provam, gelinliğimi dikenler için bir kabustu. Göbek ve kol kısmımda kilo verimine bağlı sarkmalar olduğu için kollu ve oldukça hareketli bir model seçmiştim. Aslında mantıklı olan kilo verimi sürecini tamamlayıp öyle evlenmek fakat gönül ferman dinlemiyor tahmin edeceğiniz üzere. :)

12 Mayıs 2012. İşte bu ikimizin de hayatını değiştirecek, ikimiizn hayatını kalp şeklinde düğümleyecek tarihti. Gerek maddi durumumuzdan, gerekse yoğunluktan tarihin görüp görebileceği en temel davetiyeyi seçmiştik. Bizi mutlu etmişti, önemli olan ise sadece buydu.
İkimizin de tamamen unuttuğu fakat örfümüzde kapppppı gibi yeri olan kına gecesini bize ailelerimiz hatırlattı. O hep istediğim kırmızı elbiseyi olmasa bile ona yakın bir elbise giyebilmiş, muradıma ermiştim. Çılgınca eğlenceli olmadı ama nikahtan önce son adım olan kına gecesinin de hakkını vermiştik. (O uzun kırmızı elbise hala hayallerimi süslüyor!)

Günler geçmiş, nikah tarihimiz iyice kapımıza dayanmıştı. Size bir minik sır daha vereyim. Bu süreçte müstakbel eşinizle birbirinizin saçını başını yolmazsanız bir daha zor yolarsınız. Stres topu gibi gezdiğiniz ve ancak nikahtan sonraki sabah rahatladığınız bir dönem bu. (Aranızda gülen fesatlar var, hayır kastettiğim o rahatlama değil!)

Biz düğün istemiyorduk, ailelerimiz istiyordu. Biz nikah şekeri istemiyorduk, onlar istiyordu. Biz kimseyi kırmamaya çalışıyorduk ve fakat hem paramız, hem zamanımız bu trilyon ayrıntı için yetmiyordu. Nihayetinde nikahtan sonra dostlarımızla maç izlemeye gitmeye karar vererek bu zorlu dönemeçi de atlattık. (Nihayetinde GS - F B şampiyonluk derbisi vardı ve kimse kusura bakmasın ama kaçmazdı!!!) Netekim kaçırmadık. :)))

Günler geçti. Nikah tarihimiz kapıya dayandı. Aslında hçbir şeyi gönlümüzce yetiştiremedik. Trafiğe kaldık, evden anlı şanlı çıkarılamadım falan falan ama nihayetinde sevdiğim adamın kollarında olmak, bir ömür boyu onunla nefes alacak yemini etmek tüm aksaklıkların üstündeydi.

12 Mayıs 2012 tarihinde Üsküdar evlendirme dairesinde, nikah şahitliğimi can hocam Doç.Dr.Halil Coşkun yaparak Erdem Şekerpare, canım, ciğerim, hayatımın, evimin direği ile dünya evine girdim. Bizim oralarda şöyle bir tevatür vardır. Nikah şahidi mutlu bir evliiği olanlardan seçilir. Gerek mutlu evliliği, gerekse hayatıma attığı imza nedeniyle kendisinin nikah şahidim olmasını istediğimde beni kırmayıp hocam hayatımın bu önemli mihenk taşına daha imza attı. :)




Saat 18:00'de son nikah olarak kıyılan nikahmız sonrasında daha önce kararlaştırdığımız gibi maç izlemeye gittik. (Evet birçok kişi bu yüzden bize deli muamelesi yaptı, olsundu.) Önemli olan hayatımızı istediğimiz şeklide birleştirip, istediğimiz şekilde kutlama yapmamızdı. Üstelik o sene şampiyonluk hediyesini de biz almıştık. Daha ne isterdik?

Bu süreç, bu mutlu son zayıflamamla başlamamıştı. Bunu önemle anlatmak isterim. Hayatımında yıldızların ışıldadığı bu dönem, KARAR VERMEMLE, hayatımı değiştirmeye niyetlenmemle başlamıştı. Kendimde hissettiğim son güç kırıntısıyla hayata tutunmuş, adeta pençelerimi geçirmiştim.

Yaşamak istiyordum. Şimdi 20 yaşında ameliyat olanlara bakıp özeniyorum o yaşta hayatlaını kurtardıkları için. Ben kendimce geç kalmış ama kaderimin zamanlamasına göre kendime cuk oturmuştum. Tüm adımlarımın, çabalarımın meyvesini toplamıştım.

Bilmeniz gereken canlar; ben Allah'ın özel bir kulu değilim. Hayatınızı değiştirmeye niyetlendiğinizde, önünüzdeki çakıl taşların nasıl da birden yokolduğuna şahit olacaksınız. Benim kaderden anladığım; Tanrı karar vermemizi ve çabalamamızı istiyor. Sadece benim için değil, hepimiz için böyle. Ben, yola çıkarken isyan ettim, infial yarattım, idrak ettim, çabaladım ve çalıştım. Hepimiz bu süreçlerden geçtik ve geçeceğiz.

Başta alıntıladığımı yineliyorum.
"Biz her insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık"
O kadar doğru, o kadar aydınlatıcı, o kadar motive edici ki bu cümle benim için. O kadar kutlu ki...
Hayatımın en önemli kelimeleri desem yanlış olmaz.
Lütfen siz de inanın. Değişmeye niyet edin ve çaba gösterin.

Göreceksiniz, değişime şahit olacaksınız. Yeter ki inanın ki; mutlu sonlar var.
Ben bütün bunları çok parasız, çok hasta, çok kahırlanarak, çok isyanlarda ama hep umud ederek geçirdiğime göre her biriniz başarabilirsiniz.

Ben hepinizin sürecinize yürekten inanıyorum.
Mutlu sonlara innaın, lütfen. Fiizksel olmasa dahi, yapayalnızken elinizi tuttuğumu hayal edin. Bu yolda yalnız ve çaresiz değilsiniz.

Benimle aynı süreçleri geçiren sizler...
Hepinize yürekten inanıyorum.<3 






29 Ağustos 2014 Cuma

Aşk yeniden, Akdeniz'in tuzu gibi... :)


- Aşk yeniden... -

Yaşadığım kötülerin de kötüsü tecrübeden olsa gerek, aşk defterini sonsuza kadar kapattığımı düşünüyordum ben. Hayat boyu artık evlenmem, aşk neymiş, evlilik neymiş diye dolanıyordum ameliyattan sonra.

İş durumum ise bir felaketti. Ameliyattan önce son bir uzun metraj çekip az deneyimim olan sinemaya, son bir sahneye çıkıp hayatımın 10 yılını verdiğim sahneye veda etmiştim. Aslında veda ettiğimi bilmeden yapmıştım çünkü ben kendimce devam edeceğimi düşünüyordum. Ameliyattan sonra hızlıca kilo vermemle beraber gelen bir-iki teklif de kesilmeye başladı. Sağlıklı ve işsiz biçimde kalakalmıştım. Meğerse sektör beni şişmanım diye istermiş, bu noktada nasıl bir açık varsa demek! Bununla yüzleşmek benim için çok zordu zira ben hep yetenekliyim diye işlere seçildiğimi sanıyordum. Halbuki hayatımda bir kez daha kazın ayağı öyle değildi.

Hayatımda sadece hafta bir iki saat yayın yaptığım radyo programım kalmıştı. Bunun dışında sağlıklı ve boş oturmak bana o kadar koyuyordu ki... Muhakkak birşeyler yapmalıydım...

Ortalama ameliyatımın üzerinden 3 ay geçmişti. 132 kiloyla başladığım yolculukta tam net hatırlamasam da 100 kilo civarı bir noktadaydım. İşsiz olduğum için annemden destek alıyor ve kafamı dağıtmak için gezebildiğim kadar geziyordum. Toplantılar, yürüyüşler, konserler, neler neler.

Yine bu gezme günlerinin birinde, bir Ekşi Sözlük organizasyonu olan Ekşi Fest'e gitmiştim. MFÖ konseri olacaktı, çılgın atacaktık kocaman, çoğu eskiden birbirini tanıyan bir arkadaş grubu olarak. (25 Haziran 2011). Orada ilk defa tanıştırıldık ama ne ben onunla, ne o benimle çok ilgilenmedi açıkçası. İlk görüşte aşk değil yani durumumuz baştan söyleyeyim. Hatta kendisi benden 3 yaş küçük olduğu içün, epey bir süre abla muhabbeti yaptırdım, yalan değil. :)

O gün daha sonra konuk olarak programıma gelmesi için davet ettim. Bu davetimde yukarda allah var habis bir şey düşünmüyordum. (valla düşünmüyordum.)(bak valla dedim! yan yan gülmeyin! :). Neyse gün geldi devran döndü, Erdem (ki şu an kendisi iki yıllık eşim oluyor) ilk defa programıma geldi. Bu ilk programda dostane açıdan birbirimize ısınsak da, yine aramızda bir elektrik ya da ona benzer bir şey oluştu diyemem.

Buyrunuz programıma ilk konuk olduğu gün:



Takip eden haftalarda internet üzerinden mesajlaşmalara ve en nihayetinde de telefonlaşmaya başladık. Benim ne kadar güvensiz olduğumu bildiği için epey bir uğraşmak zorunda kaldı benim çileli sevgilim. Beylikdüzü-Üsküdar arasını (ki trafikte 4 saat kadar oluyor ara) defalarca gitti geldi. Ses tonumu beğenmediği için akşamın körü kapımda bitti. Evi çiçek bahçesine çevirdi. Nazar boncuğum çatladı diye yenisini getirdi. Küçük Prens hayranıyım diye bilekliğini buldu getirtti. Püre diyetinde tatlı krizine girince (bkz: malum günler) muhallebi aldı getirdi. Hep yanımda oldu.

Ve nihayet... Bir gün geldik zurnanın zırt dediği yere... Bu kadar güzel giden bir şeyi bozmak son niyetim olsa da kendimle, bedenimle, yara izlerimle barışık olmadığımı bilmesi gerekiyordu. (Aslına bakarsanız hala da barışık değilim.) Bir gece yemeğe çıktık. Herşey rüya gibi, herşey mükemmeldi.

İçim içimi yiyordu. Evet ben zayıflayacaktım ama bedenimde eski hastalığımın izleri duruyordu. Üstelik güzelleşmek bir yana sarkacaktım. Daha önce hiç şişman ya da fazla kilolu olmamıştım çünkü ben hep çok şişmandım. Olduğum kalıba oturamıyordum.



Muhteşem geçen bir yemek sonrası ona bu duygularımdan bahsetmeye karar verdim. İnanın bu deveyi hendekten atlatmaktan daha zordu benim için. Kem ettim, küm ettim. Zorlandım. En nihayetinde: "Bak Erdem... Ben zayıflayacağım ama sarkacağım. Kısa vadede çirkinleşecek, ancak epey uzun vadede güzelleşeceğim. Ayaklarımda hastalığımdan kalma korkunç yara izleri var. Beni seveceksen ya böyle sev, ya da şimdi bırak git..." dedim. Ağlayarak elbette. Böyle bir konuşma yapmak benim için çok ama çok zordu. Ya o da giderse diye düşünmeden edemiyordum.

"Yara izlerini görebilir miyim?" dedi. Eyvah dedim şimdi görecek ve nasıl kaçacağını bilemeyecek!
Ayağımdaki pantolonu dizime kadar sıyırdım ve izlerimi gösterdim. O kadar korkuyordum ki hem ağlayıp, hem titriyordum o esnada...

Ayağıma eğildi ve yara izlerimin hepsini tek tek, bir tanesini bile eksik bırakmadan öptü.
"Bu yeterli bir cevap olur sanırım" diyerek. O an, onun henüz haberi yoktu ama ben hayatımı onunla geçirmeye karar vermiştim. :)) (Ağlama molası, bu sefer mutluluktan...)

Bundan sonra sürecimiz benim ve hatta O'nun da anlayamadığı biçimde çok hızlı gelişti. Hiç beklemediğim anda, 09/10/2011 tarihli radyo yayınımın sonlarına doğru, canlı yayında evlenme teklif etti bana Erdem. Aklımı kaybediyordum heyecanımdan. Öyle böyle değil.<3

Elbette evlenecek her çift gibi öncelikle ailelerin karşılıklı bizi tanıması, sonra da birbirilerini tanıması gerekliydi. Açıkçası en büyük kabusum buydu. Önceki yaşadıklarımdan sonra, beni beğenmeyecekler diye aklım çıkıyordu. Yıllar sonra birine kalbimi açmışken tekrar aynı şeyi yaşarsam bir daha toparlanamayacağımdan korkuyordum.

Ve.. beklediğim o gün geldi. Nihayet ailesiyle tanışacaktım! Nihayetinde 132 kilo olmasam da hala 100 kiloydum. Dolabı açıp karşısına oturdum. Önce biraz ağladım. Sonra delicesine "daha zayıf gösteren kıyafet" aradım. Sanırım 35 kere falan üzerimi değiştirdikten sonra aynada bir "eehhh" çekebildim kendime yarım ağız. Erdem geldi, beni aldı. Çiçeğimizi, tatlımızı aldık. (Zannedersin ben onu istemeye gidiyorum :) ) Artık ne olacaksa olsundu. Bu yolun dönüşü yoktu. Otoparkta bir derin nefes alıp eve çıktık....

Beklediğimden çok daha sıcak karşılandım ama heyecanım bitmek tükenmek bilmiyordu. Sonradan kayınvaldemin söylediğine göre onlar da heyecanlanmış ama ben o kadar heyecanlıydım ki; farkedemedim bile. Ameliyatıma uygun bir sofra kurmuşlar, yemek ısınana kadar balkonda oturalım dediler. Erdem'in kıçının dibine kedi yavrusu gibi girdim oturduk yanyana fakat benim dizler tak tak tak nasıl titriyor. Allahım rezillik! Görmesinler diye elimi koyuyorum dizlere, elimle birlikte titriyor körolmayasılar. :))


 Velhasılı Erdem zaten evvelden bir girizgah yapmıştı hakkımda. Ben de ayrıntılı anlatmaya çalıştım kendimi. Hiçbir şeyi saklamadım. Açıklık en güzeliydi. Annemi de babamı da çok sevdim. İlk görüşte ha. :) Şimdi siz anlayasınız diye kayınvaldem-kayınpederim diye yazıyorum. Yoksa bir kere bile öyle hitap etmedim. 31 yaşımdan sonra gerçekten bir annem-babam daha oldu. Bu açıdan çok, çoooook şanslıyım.

Bir ara kayınvaldeme şöyle dedim: "Bakmayın bugün buz balığı gibi olduğuma, aslında çok eğlenceli kızımdır ama çok heyecanlıyım." İleriki zamanlarda bu lafımı hatırlayıp hatırlayıp güldük. :))

Çok zor, çok endişe ile beklediğim bir sınavdan daha şükürler olsun alnımın akıyla çıkmıştım. Ben onları çok sevmiştim, onlar da beni. Benim hayatımın hiçbir döneminde geniş bir ailem olmadı. Hep çekirdek, hep 3-5 kişi anca olduk. 31 yaşımdan sonra kocaman bir ailem olacaktı.



Beni benden çok düşünen, benden çok seven...
Bu sefer talihin çarkları, saadetimden yana dönüyordu...
Şimdi sırada nişan ve nikah vardı ve hayata ziyadesiyle geç başlamış biri olarak, hızlı gidiyorsun diyenlere inat, herşey ışık hızıyla olup bitecekti. :)


Geriye tek bir şey kalmıştı. Acilen iş bulmalıydım... ama nasıl?
...





                     
  

17 Eylül 2012 Pazartesi

'Ben'im için bütün zaferlerim!



Kimiz biz? 
Bizler, yıllarca "ay ne kadar kendinle barışıksın şekerim!" yalanıyla yaşayanlar...
Hep bir şeyleri kamufle etmek için verilen ödünler, yapayalnız ağlanan saatler, dışarıya sempatik takılmaktan yorulan bir ruh...

Sırf kendine yakıştıracak kıyafet bulamadığı için mezuniyetine gidemeyen o kızız biz. Sevdiği kızın yanına yakışmadığını düşündüğü için teklif bile edemeyen o delikanlıyız. Çocuğu utanmasın diye veli toplantısına gidemeyen anne, babayız. Öğrencileri ondan utanıyor diye öğretmenler odasına saklanan öğretmeniz. Biz kocası "bir içim su" hatun bulup eve uğramayan adamın karısıyız. Biz; sevgilisinin başkasını düşünerek onu öptüğünü bilen, onu kaybetmemek için susan onlarcası, yüzlercesiyiz.

Biz; hep ama hep başkalarına kendini kabul ettirmeye çalışan, dışlanan, bunu kamufle etmek için hep neşeli, hep güleryüzlü olan, sanki kanunmuş gibi...


Biz, belki de hep başkaları için yaşayan.
Biz, hep hayatını kendini kabullendirmek zorunda kalarak geçiren,
Biz, en iyi okullarda okusak da kilo yüzünden işe alınmayan,
Biz, hep o gülümseyen yüzün ardında akan yaş...

Bir gün, - eşin dostun, sevdiceğin, ailenin hiç beklemediği zamanda- kafasının kontağı atan ve zayıflamaya karar veren o cesur yürekleriz biz. 

Hani bazen ameliyatla zayıflamaya "kolay yol" diyorlar ya... Bilakis biz bu uğurda ameliyat masasına yatacak kadar, yeri gelip canını ortaya koyacak kadar yürekliyiz.

Biz, eşimiz dostumuz da rahat olsun diye günlerce, aylarca onları bu fikre alıştırıp, mutlulukla girmek istedik bu ameliyatlara. Kimimiz başardı, kimimiz hala eşiyle dostuyla, ailesiyle küs bu uğurda. 

Bazen diyorum ki; keşke bir anlığına, bir dakikalığına da olsa yerimize geçebilselerdi. Her gün neler yaşadığımızı, ne ağrılar çektiğimizi anlayabilselerdi. Yine de böyle ayak diretir, bu süreci bize zehir ederler miydi? 

Bir kez olsun yakın arkadaşları lüks bir yere giderken onları çağırmasa? Bir kez dış görünüşleri yüzünden terkedilseler? Bir sabah olsun kendilerine ait olmayan onlarca kiloyla, onlarca yorgunluk ve ayak ağrısıyla uyansalar, yine de bize "azıcık boğazını tut" diyebilirler miydi böyle? 
Çok isterdim, keşke bir gün olsun bizim yaşadığımız hayatı yaşayabilselerdi, yerimize geçebilselerdi...

Bizler "işin kolayına kaçtı" denilen büyük savaşçılar, bizler kilo vermeye başlayınca kıymete binen, kömürler altında kalmış elmaslar... Başkalarına dişini çektir desen gidemezken, sedyelere kendini atan muhteşem insanlarız biz. Ne yaşadığını ancak bir diğerinin bilebileceği kardeşleriz hepimiz. 

Ameliyattan sonra ağrıları geçen, yüzü gülen, kilo vermeye başlayan bizler için yeni bir sayfa bu hayat. Bizler dışarı çıkmaya, havayı koklamaya, hayata akmaya ve nihayet neşelenmeye başlıyoruz ameliyatlarımızdan sonra. 

Başkalarının, yaşamayanların asla anlamayacağı mutluluklar yaşıyoruz birbirimizle fotoğraflarımızı paylaşıp. Giydiğimiz bedenleri, yediğimiz içtiğimiz şeylerin sağlıklı olup olmadığını konuşmaya başlıyoruz. Daha bir başımız dik, daha bir parıldayarak gidiyoruz iş görüşmelerine. 

-----

Bana sık sık neden bu kadar gülümsediğimi soruyorlar. 
Sık sık "nasılsın?" sorunsuna "şahaneyim!" diye cevap veriyorum. Bu cevabı vermemin tek sebebi artık sağlıklı olmam değil. Zayıf, ağırlıksız ve ağrısız bir hayatın gerçekten ne kadar kolay ve güzel olduğunu anladım ben ve tadını çıkarıyorum. 

-----

Yıllarca başkaları için, başkaları üzülmesin diye, başkaları daha mutlu olsun diye olmaya çalıştığımız hali saklayan bizler, artık mutluyuz. Bizler artık hayatı iliklerine kadar içimizde hissediyoruz. Bizler zaferlerimizin tadını çıkarıyoruz. 

Yıllarca başkaları için, başkaları istiyor, diyor, mutlu oluyor diye yaptıklarınızı bir kenara koyun. Ameliyatınız sadece sizin kararınız, sizin zaferiniz. Bırakınız istemesinler, bırakınız dır dır etsinler. Edecekler de. 

Bu hayat sizin!
Onu nasıl yaşamak istediğinize siz karar verdiniz, verin. 
Lütfen etrafı bir anlığına kenara koyun ve aynaya bakın uzun uzun. Siz, tanıdığınız en güçlü insansınız. Siz, kolay yolu seçmediniz. 

Siz bir savaşçısınız, cerrahınız komutan.
Siz en süslü zaferlere layık, cesur bir yüreksiniz. 

Siz, tanıdığınız en güçlü insansınız.
Sizin için bütün zaferleriniz. 




Ben öyleyim...
Ben'im için bütün zaferlerim!...